Son günlerde ofisimizin kapısını çalan her on kişiden neredeyse sekizinin söylediği cümle birbirine benziyor:
– Bir dairem var, satmak istiyorum.
– Bir tarlamız var, satsak ne eder?
– Zeytinliği satışa çıkarmayı düşünüyoruz.
Mesleğimiz gereği elbette gayrimenkul satmak isteyen insanlarla karşılaşmamız son derece doğal. Fakat son dönemde dikkatimi çeken şey, satış yapmak isteyenlerin sayısından çok insanların mülkiyete bakışındaki değişim.
Çünkü ben başka bir dönemi de hatırlıyorum. Eskiden insanın bir tarlası varsa onu satmak kolay kolay aklından geçmezdi. Bir zeytinliği varsa, “Bu sene zeytin para etmedi, satayım” demezdi. Budar, gübreler, sürer, ertesi seneyi beklerdi.
Bir evi varsa, başını sokacak bir güvencesi olduğunu düşünürdü. Hatta Anadolu’da gayrimenkul satmak bazı ailelerde neredeyse ayıp sayılırdı. İnsan gerçekten dara düşmeden “Tarlayı satıyorum” diyemezdi. Satmak zorunda kaldığında da bunu çevresine anlatırken sıkılırdı. Çünkü o tarla yalnızca birkaç dönüm toprak değildi.
Babasından kalmıştı.
Belki dedesinden…
O zeytin ağacını kendisi dikmemiş olsa bile kimin diktiğini bilirdi. Toprak, ailenin geçmişiyle geleceği arasında kurulan bir bağdı.
Bugün ise tablo değişiyor.
İnsanlar Neden Satıyor?
Bunun en önemli nedenlerinden biri elbette ekonomik şartlar. Bir ailenin aylık geliri artık yalnızca barınma, gıda, ulaşım, eğitim ve faturalar arasında bölüşülmüyor.
- Kredi kartı borcu var.
- Tüketici kredisi var.
- Çocuğun eğitim gideri var.
- Arabanın masrafı var.
- Kira var.
- Beklenmedik sağlık veya aile giderleri var.
Ve ayın sonunda hesap bir türlü birbirini tutmuyor.
İnsan yıllarca çalışıyor, maaşını alıyor fakat kazandığı para yaşamını sürdürmeye yetmeyince gözünü sahip olduğu varlıklara çevirmeye başlıyor.
- Önce kenardaki para gidiyor.
- Sonra altın.
- Sonra araba.
- En sonunda sıra gayrimenkule geliyor.
Geçmişte gayrimenkul, birikimin varacağı yerdi. Bugün bazı aileler için geçimin finansman kaynağı haline geliyor. Bence üzerinde asıl düşünmemiz gereken değişim budur. Ama Mesele Yalnızca Geçim Sıkıntısı Değil
Madalyonun bir de diğer yüzü var.
Bugün cebimizde taşıdığımız telefonun ekranından her gün yüzlerce başka hayat seyrediyoruz.
- Birisi tatilde.
- Birisi son model arabasını gösteriyor.
- Bir başkası lüks bir restoranda.
- Birisi yeni evini, diğeri teknesini, havuzunu, saatini, kıyafetini sergiliyor.
Ve farkında olmadan kendi hayatımızı başkalarının bize gösterdiği hayatlarla kıyaslamaya başlıyoruz.
İşte tehlikeli taraf burada başlıyor.
Çünkü sosyal medyada gördüğümüz hayatların ne kadarının gerçek olduğunu bilmiyoruz.
- Adam arabasını gösteriyor ama kredisini göstermiyor.
- Evini gösteriyor ama borcunu göstermiyor.
- Tatilini gösteriyor ama kredi kartı ekstresini göstermiyor.
Biz ise yalnızca vitrini görüyoruz. Sonra kendi hayatımıza dönüp: “Ben neden böyle yaşamıyorum?” diye soruyoruz.
İhtiyaç ile istek arasındaki çizgi giderek siliniyor. Eskiden çalışan insan önce biriktirir, sonra alırdı. Şimdi önce almak, sonra nasıl ödeneceğini düşünmek sıradanlaşıyor.
- Daha yeni telefon
- Daha iyi araba
- Daha büyük televizyon
- Daha pahalı tatil
- Daha gösterişli hayat
Ve bunların finansmanı için bazen yıllarca emek verilerek edinilmiş bir mal birkaç ay içerisinde elden çıkarılabiliyor.
Bir Zeytinlik Kaç Telefon Eder?
Geçtiğimiz günlerde küçük bir tarla portföyü üzerinde çalışırken aklımdan şu geçti:
Bugün iyi bir cep telefonuna yüz binlerce lira verebiliyoruz. Üç-dört yıl sonra? O telefon teknolojik olarak eskimiş olacak. Belki çekmecede duracak. Belki ikinci elde değerinin küçük bir bölümüne satılacak. Ama aynı parayla alınan toprak hâlâ orada olacak. Zeytin ağacı hâlâ ürün verecek.
Elbette her gayrimenkul değer kazanır, her tarla iyi yatırımdır gibi gerçekçi olmayan bir iddiada bulunmuyorum. Gayrimenkul de doğru yerden, doğru fiyattan ve hukuki durumu araştırılarak alınmalıdır.
Fakat anlatmak istediğim başka:
Kalıcı varlıklarımızı geçici tüketimler uğruna ne kadar kolay gözden çıkardığımızı sorgulamamız gerekiyor. Satmak Kötü Bir Şey Değildir. Burada yanlış anlaşılmak da istemem. İnsan gayrimenkulünü elbette satar.
- Borcu vardır, satar.
- Çocuğunun eğitimi için satar.
- İş kuracaktır, satar.
- Daha doğru bir yatırıma geçecektir, satar.
- Kullanmadığı bir taşınmazı değerlendirir, satar. Hatta bazen bir gayrimenkulü satmak ekonomik açıdan yapılabilecek en doğru harekettir.
Dolayısıyla mesele “Gayrimenkul satılmaz” demek değildir.
Mesele, neden sattığımızı bilmek.
- Bir malı geleceğimizi daha sağlam hale getirmek için mi satıyoruz?
- Yoksa bugünkü tüketimimizi karşılamak için yarının birikimini mi harcıyoruz?
İkisi arasında çok büyük fark var. Toprak Bir Günde Oluşmuyor
Bir başka önemli mesele de şu: Bugün satışa çıkardığımız bazı taşınmazların oluşması bir neslin emeği değil.
Bazen iki, üç neslin emeği.
- Dedeniz aldı.
- Babanız korudu.
- Size kaldı.
- Siz sattınız.
Buraya kadar sorun olmayabilir.
Fakat satıştan gelen para üretime, başka bir yatırıma veya kalıcı bir varlığa dönüşmez ve birkaç yıl içerisinde tüketilirse, bir ailenin üç kuşakta oluşturduğu servet tek kuşakta ortadan kalkabilir. Asıl tehlike budur. Çünkü gayrimenkulü satmak birkaç imzadır. Yenisini almak ise bazen yeniden 20 yıl çalışmayı gerektirir.
Biz Nereye Gidiyoruz?
Belki de kendimize artık şu soruyu sormamız gerekiyor: Daha iyi yaşamak mı istiyoruz, yoksa daha iyi yaşıyormuş gibi görünmek mi?
Çünkü bunlar aynı şey değil. İyi yaşamak; borçsuz olmak, geleceğinden endişe etmemek, çocuğuna bir şey bırakabilmek ve başını yastığa koyduğunda yarını düşünmekten uyuyamamak değildir.
Gösterişli yaşamak ise çoğu zaman çok daha pahalıdır.
Bugün toplum olarak yalnızca ekonomik bir sıkışmanın içerisinde değiliz. Aynı zamanda büyük bir tüketim baskısının içerisindeyiz. Bir taraftan gelirimiz yaşam maliyetine yetişmeye çalışıyor. Diğer taraftan sosyal medya sürekli kulağımıza şunu fısıldıyor: “Daha fazlasına sahip olmalısın.”
İşte insan bu iki baskının arasında kalınca geçmişte ailesinin güvence olarak gördüğü evi, tarlayı, arsayı veya zeytinliği artık kolayca satış listesine koyabiliyor.
Belki bugün hepimizin biraz durup düşünmesi gerekiyor.
- Satmak bazen zorunluluktur.
- Satmak bazen doğru yatırıma geçiştir.
- Ama satmak alışkanlığa dönüşmemelidir.
Çünkü bugün sattığımız yalnızca bir tapu olmayabilir.
Bazen babamızın emeğini, dedemizin diktiği ağacı ve çocuklarımızın gelecekte sahip olabileceği bir güvenceyi de satıyor olabiliriz. Ve bana göre asıl soru gayrimenkulün bugün kaç para ettiği değildir.
Asıl soru şudur:
Bugün sattığımızı, yarın yeniden satın alabilecek miyiz? *Çünkü telefon eskir, araba eskir, tükettiğimiz para biter. Ama doğru yerdeki toprak kalır.
Ve bazı şeylerin değerini, ancak elimizden çıktıktan sonra anlamak çok pahalıya mal olabilir.

