Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Hiç düşündünüz mü;

Bir sokak lambası neden insana huzur verir?

Gece karanlığında yürürken önünüzü aydınlatan o ışığın aslında yaptığı çok büyük bir şey yoktur. Karanlığı tamamen ortadan kaldırmaz. Geceyi gündüze çeviremez. Sokağın tamamını aydınlatamaz.

Ama bulunduğu yeri aydınlatır.

Ve bazen insanın ihtiyacı olan da tam olarak budur:

Bütün hayatının aydınlanması değil, bir sonraki adımını görebilmesi.

Belki de insan ilişkilerinde “sokak lambası olabilmek” bundan dolayı çok anlamlıdır.

Hepimizin hayatında karanlık dönemler vardır.

Kimi zaman bir kayıp, kimi zaman bir başarısızlık, kimi zaman ekonomik sıkıntılar, ailevi problemler, hayal kırıklıkları veya yalnızlık insanın önünü göremez hâle getirir.

İnsan ne yapacağını bilemez.

Nereye gideceğini, kime güveneceğini, hangi kararı vereceğini düşünür durur.

İşte böyle zamanlarda karşımıza çıkan bazı insanlar vardır.

Bize hayatımızı değiştirecek büyük sözler söylemezler.

Bütün sorunlarımızı çözmezler.

Hatta çoğu zaman verebilecekleri maddi bir şey bile yoktur.

Ama yanımızda dururlar.

Dinlerler.

Yargılamazlar.

Bir cümle söylerler.

Bir telefon açarlar.

Bir tebessüm ederler.

“Ben buradayım.” derler.

Ve biz farkına bile varmadan yeniden yürümeye başlarız.

İşte onlar hayatımızdaki sokak lambalarıdır.

Karanlığı yok etmek değil, yolu göstermek

Bazen insanlara yardım etmeyi yanlış anlıyoruz.

Birinin sorununu çözemediysek ona faydamız olmadığını düşünüyoruz.

Oysa bazen bir insanın hayatındaki en büyük iyilik, onun bütün sorunlarını çözmek değil, sorunlarının içinde yalnız olmadığını hissettirmektir.

Bir anne çocuğunun bütün hayatını onun yerine yaşayamaz.

Bir baba evladının bütün hatalarını ortadan kaldıramaz.

Bir dost, arkadaşının bütün yaralarını iyileştiremez.

Ama yanında olabilir.

Elini tutabilir.

Dinleyebilir.

Doğru zamanda doğru sözü söyleyebilir.

Bazen bir insanın ihtiyacı olan tek şey budur.

Çünkü insan çoğu zaman karanlıktan değil, karanlıkta yalnız kalmaktan korkar.

Her ışık güneş olmak zorunda değil

Hayatta hepimiz büyük işler yapmak istiyoruz.

Büyük başarılar, büyük projeler, büyük iyilikler…

Oysa iyiliğin değeri her zaman büyüklüğüyle ölçülmez.

Bir çocuğun yüzünde tebessüm oluşturmak,

yaşlı bir insanın yükünü taşımak,

darda kalmış bir insanı aramak,

hastayı ziyaret etmek,

umutsuz bir gence cesaret vermek,

kimsenin görmediği bir iyiliği yapmak…

Bunların hiçbiri dünyayı değiştirmiyor gibi görünebilir.

Ama belki de bir insanın dünyasını değiştiriyordur.

Bir sokak lambası güneş değildir.

Ama karanlıkta kalan insan için o an güneş kadar değerlidir.

Demek ki önemli olan ne kadar büyük ışık olduğumuz değil, karanlıkta kimin yoluna ışık tuttuğumuzdur.

Görülmek de bir ihtiyaçtır

İnsanın en derin ihtiyaçlarından biri de görülmektir.

Sadece gözle değil…

Anlaşılmak, fark edilmek ve değerli olduğunu hissetmek.

Bugün insanların önemli bir kısmı kalabalıkların içinde yalnız.

Sosyal medyada yüzlerce, binlerce insanla bağlantımız var.

Ama gerçekten derdimizi anlatabileceğimiz insan sayısı bazen bir elin parmaklarını geçmiyor.

Bir insanın fotoğrafını beğenmek kolay.

Bir insanın derdini dinlemek zor.

Bir paylaşımın altına güzel bir söz yazmak kolay.

Ama gece telefon geldiğinde açmak, zor zamanda yanında olmak, düştüğünde elinden tutmak başka bir şey.

Çünkü iyilik, sözden çok emek ister.

Karanlıkta insanın gerçek yüzü ortaya çıkar

Gündüz herkes birbirini görür.

Ama gecenin sessizliğinde insan daha çok kendisiyle baş başa kalır.

Belki de sokak lambaları bize yalnızca ışığı değil, hayatın başka bir gerçeğini de hatırlatır:

İnsan, başkasının karanlığında nasıl davrandığıyla insanlığını gösterir.

Birinin zor zamanında yanında olmak kolay değildir.

Çünkü başkasının acısına ortak olmak kendi konforumuzdan vazgeçmeyi gerektirir.

Bazen zaman ayırmak gerekir.

Bazen para değil, emek vermek gerekir.

Bazen hiçbir şey söylemeden yanında oturmak bile büyük bir iyiliktir.

Çünkü bazı yaraların ilacı nasihat değil, samimi bir beraberliktir.

Bazen bir tebessüm yeter

Bir insanın hayatında bıraktığımız izin büyüklüğünü çoğu zaman bilemeyiz.

Yıllar önce söylediğimiz bir sözün bir insanın hayatında neye dönüştüğünü göremeyebiliriz.

Bir çocuğa verdiğimiz cesaretin yıllar sonra nasıl bir başarıya dönüştüğünü bilmeyebiliriz.

Bir gencin umutsuz olduğu bir anda söylediğimiz “Sen bunu başarabilirsin.” cümlesinin onun hayatındaki yerini hiçbir zaman öğrenemeyebiliriz.

Ama yine de söylemeliyiz.

Çünkü iyiliğin önemli bir kısmı karşılığını görmeden yapılır.

Sokak lambası da böyledir.

Kimin yolunu aydınlattığını bilmez.

Kimin onu gördüğünü bilmez.

Kimin karanlıktan çıkmasına yardımcı olduğunu bilmez.

Sadece yanar.

Çünkü görevi ışık vermektir.

Fakat ışık olmak, kendini tüketmek değildir

Başkasına ışık olurken kendi içimizdeki ışığı da korumalıyız.

Çünkü insan bazen herkesin yükünü omuzlamaya çalışırken kendi yükünün altında ezilebilir.

Herkesi kurtaramayız.

Her yarayı saramayız.

Her sorunu çözemeyiz.

Ama elimizden geleni yapabiliriz.

Bir insana ulaşabiliriz.

Bir çocuğa kitap verebiliriz.

Bir yaşlıyı ziyaret edebiliriz.

Bir komşunun kapısını çalabiliriz.

Uzun zamandır aramadığımız bir dostumuzu arayabiliriz.

Bazen sadece “Nasılsın, gerçekten nasılsın?” diyebiliriz.

Bunlar küçük görünür.

Ama insan hayatında küçük iyiliklerin bıraktığı izler bazen çok büyüktür.

Dünyanın daha fazla sokak lambasına ihtiyacı var

Bugün birbirimizin hayatını kolaylaştırmaktan çok zorlaştırıyoruz.

Sözlerimizle kırıyor, önyargılarımızla uzaklaştırıyor, sosyal medyada birbirimizi kolayca yargılıyor, başkasının düşüşünü bazen kendi yükselişimiz sanıyoruz.

Oysa hayatın bize öğrettiği çok basit bir gerçek var:

İnsan, dünyadan aldığı kadar dünyaya ne verdiğiyle de değerlidir.

Bir gün hepimizin ışığa ihtiyacı olacak.

Bugün güçlü olan yarın güçsüz olabilir.

Bugün yardım eden yarın yardıma muhtaç kalabilir.

Bugün yol gösteren yarın yolunu kaybedebilir.

Hayat böyle.

Bu yüzden birbirimize tepeden bakmak yerine birbirimizin elinden tutmayı öğrenmeliyiz.

Karanlığı büyütmek kolaydır.

Bir insanı kırmak kolaydır.

Birini dışlamak kolaydır.

Ama ışık olmak emek ister.

Sabır ister.

Merhamet ister.

Güzel ahlak ister.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

“Ben kimin hayatında bir sokak lambasıyım?”

Cevabını hemen veremiyorsak, belki de bir yerden başlamanın zamanı gelmiştir.

Bugün bir insanı arayalım.

Bir gönlü alalım.

Bir çocuğun eline kitap verelim.

Bir yaşlının kapısını çalalım.

Bir dargınla barışalım.

Bir umutsuza umut olalım.

Kimsenin görmediği bir iyilik yapalım.

Çünkü dünyayı değiştirmek için her zaman büyük makamlara, büyük servetlere veya büyük projelere ihtiyaç yoktur.

Bazen bir insanın karanlığına küçük bir ışık olmak yeter.

Ve unutmayalım;

Sokak lambası karanlığa kızmaz.

Onunla kavga etmez.

Karanlığın neden var olduğunu sorgulayıp saatlerce beklemez.

Sadece yanar.

Belki bizim de yapmamız gereken budur.

Hayatın karanlığından şikayet etmek yerine, kendi ışığımızı yakmak.

Bir kişinin yolunu aydınlatmak.

Sonra bir başkasının…

Çünkü iyilik bulaşıcıdır.

Bir insanın kalbine dokunan ışık, başka bir kalbe ulaşabilir.

Ve belki günün sonunda hepimiz aynı şeyi başarabiliriz:

Karanlığı lanetleyen bir kalabalık olmak yerine, karanlığı aydınlatan insanlar olmak.

O hâlde beklemeyelim.

Birilerinin önce başlamasını, birilerinin bizi çağırmasını, şartların değişmesini beklemeyelim.

Bugün birinin sokak lambası olalım.

Bir selamla, bir tebessümle, bir telefonla, bir dua ile, bir el uzatmayla…

Çünkü belki de bizim küçücük ışığımız, bir insanın hayatındaki en karanlık gecenin çıkış yoludur.

Karanlıktan şikayet etmeyi bırakın.

Işığınızı yakın.

Ve mümkünse, başkasının yoluna da ışık olun.

Çünkü dünya, karanlığa sövenlerle değil, karanlıkta ışık olanlarla değişir.

Sokak Lambası