Akbük: Milas’ın Mavi Geleceği

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir şehrin zenginliği yalnızca sahip olduğu binalarla, yollarla, nüfusuyla ya da ekonomik büyüklüğüyle ölçülmez.

featured

Bazen bir zeytin ağacının gölgesinde, bazen bir antik kentin taşında, bazen de denizle ormanın buluştuğu küçük bir koyda saklıdır o zenginlik.

Milas, işte böyle bir coğrafyanın üzerinde yükseliyor.

Bir tarafta binlerce yıllık tarihiyle Mylasa ve Euromos, diğer tarafta Labranda, İasos ve Keramos… Bir tarafta Bafa Gölü, diğer tarafta Ege Denizi. Zeytinlikleri, ormanları, köyleri ve kıyılarıyla Milas, Türkiye’nin en önemli kültür ve doğa turizmi potansiyellerinden birine sahip.

Bu potansiyelin kıyıdaki en önemli adreslerinden biri ise Ören ve onun hemen yanı başındaki Akbük.

Ören, bölgenin bilinen turizm merkezlerinden biri.

Ancak Akbük’ün hikayesi biraz farklı.

Akbük, kalabalığın değil sakinliğin; betonun değil doğanın; hızlı tüketimin değil yavaşlamanın öne çıktığı bir yer.

Ve tam da bu nedenle Akbük’ü geleceğin turizm merkezlerinden biri haline getirmek istiyorsak, öncelikle onu diğer turizm merkezlerinden farklı kılan özellikleri korumamız gerekiyor.

AKBÜK’ÜN ASIL DEĞERİ DENİZİNDEN FAZLASI

Akbük denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak masmavi deniz gelir.

Oysa Akbük’ün gerçek zenginliği deniz ile kara arasındaki bütünlüktür.

Zeytin ağaçları, makilik alanlar, orman dokusu, koylar, doğal kıyı yapısı ve yerel yaşam birbirinden bağımsız düşünülemez.

Akbük’ü özel yapan da budur.

Bir koyu yalnızca deniziyle değerlendirmek, onun sahip olduğu gerçek değeri görmemektir.

Akbük; doğa yürüyüşlerinden bisiklete, fotoğrafçılıktan gastronomiye, deniz turizminden kırsal turizme kadar birçok alanı aynı anda taşıyabilecek bir potansiyele sahip.

Fakat burada çok önemli bir ayrım var:

Akbük’ün geleceği daha fazla yapılaşmada değil, daha nitelikli turizmde aranmalıdır.

Çünkü turizmde artık dünya değişiyor.

İnsanlar yalnızca güneş ve deniz aramıyor. Temiz çevre, doğal yaşam, sakinlik, yerel yemek, kültür, tarih ve özgün deneyim istiyor.

Akbük’ün ise bunların önemli bir bölümüne zaten sahip olması büyük bir avantaj.

ÖREN VE AKBÜK BİRLİKTE PLANLANMALI

Ören’i Akbük’ten, Akbük’ü Ören’den ayrı düşünmek de doğru değil.

Ören’in sahili, yerleşim kapasitesi, ticari hayatı ve Keramos’un tarihi mirası ile Akbük’ün doğal yapısı birlikte değerlendirilirse çok daha güçlü bir turizm destinasyonu oluşturulabilir.

Burada yapılması gereken, iki bölgeyi birbirine rakip hale getirmek değil; aynı turizm hikâyesinin iki farklı yüzü haline getirmektir.

Ören kültür, tarih ve sahil turizminin merkezi olabilir.

Akbük ise doğa, deniz, sakinlik ve ekoturizmin merkezi olarak konumlandırılabilir.

Böylece ziyaretçi Ören’de tarihî mirası tanırken, Akbük’te doğayla buluşabilir.

Bu iki bölgeyi birbirine bağlayan yürüyüş ve bisiklet rotaları oluşturulabilir.

Yerel üreticilerin ürünleri bu güzergâhlarda tanıtılabilir.

Zeytin ve zeytinyağı kültürü turizmin bir parçası haline getirilebilir.

Kısacası turistin yalnızca konakladığı değil, bölgeyi keşfettiği bir sistem kurulabilir.

AKBÜK İÇİN BİR TURİZM MASTER PLANI ŞART

Akbük’ün geleceği bugünden planlanmalıdır.

Öncelikle kapsamlı bir Akbük Turizm ve Doğal Alan Yönetim Planı hazırlanmalıdır.

Bu plan yalnızca otel, restoran ve konut hesabı yapan bir imar çalışması olmamalıdır.

Su kaynaklarından kanalizasyona, atık yönetiminden ulaşım kapasitesine, yangın riskinden kıyı kullanımına, doğal alanlardan enerji ihtiyacına kadar bütün sistemi kapsamalıdır.

Özellikle yaz aylarında nüfusun ciddi biçimde arttığı bölgelerde altyapı kapasitesi nüfus artışının gerisinde kalırsa, turizm kendi başarısının kurbanı olur.

Bu nedenle:

Önce altyapı, sonra turizm yatırımı.

Önce çevresel kapasite, sonra yapılaşma.

Önce plan, sonra uygulama.

Bu üç ilke Akbük’ün geleceğinin temelini oluşturmalıdır.

SU VE ATIK SU EN BÜYÜK SINAVLARDAN BİRİ

Muğla’nın kıyı bölgelerinde yaz aylarında artan nüfusun en önemli sorunlarından biri su ve atık su yönetimidir.

Akbük için de bu konu şimdiden masaya yatırılmalıdır.

Yeni turizm yatırımları yapılmadan önce bölgenin su ihtiyacı ve mevcut kaynakların taşıma kapasitesi ortaya konulmalı; kanalizasyon ve atık su sistemleri uzun vadeli nüfus projeksiyonlarına göre planlanmalıdır.

Arıtılmış atık suyun uygun alanlarda yeniden kullanılması, yağmur suyunun toplanması, gri su sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi uygulamalar da değerlendirilmelidir.

Çünkü geleceğin turizmi, sınırsız su tüketen turizm olmayacaktır.

Geleceğin turizmi, suyunu koruyabilen turizmdir.

AKBÜK’ÜN YANGIN RİSKİ DE UNUTULMAMALI

Ormanla iç içe yaşayan bir bölgenin en büyük tehditlerinden biri yangındır.

Muğla’nın geçmişte yaşadığı büyük orman yangınları bize bunun ne kadar ciddi bir mesele olduğunu gösterdi.

Akbük’te turizm planlaması yapılırken yangın güvenliği ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır.

Yangın yolları, erken uyarı sistemleri, su depoları, müdahale noktaları ve tahliye güzergâhları belirlenmeli; yerleşim alanları ile orman arasındaki riskler bilimsel veriler ışığında değerlendirilmelidir.

Bir turizm merkezi oluştururken yalnızca turistin nasıl geleceğini değil, acil durumda nasıl tahliye edileceğini de düşünmek zorundayız.

AKBÜK’ÜN EN BÜYÜK FIRSATI: 12 AY TURİZM

Akbük’ü yalnızca temmuz ve ağustos aylarına sıkıştırmak büyük bir kayıp olur.

Bahar aylarında doğa yürüyüşleri, bisiklet rotaları ve fotoğrafçılık;

yaz aylarında deniz turizmi;

sonbaharda gastronomi, zeytin ve doğa turizmi;

kış aylarında ise sakinlik, kırsal yaşam ve uzun süreli konaklama turizmi geliştirilebilir.

Bunun için Akbük’ün çevresindeki köylerle de bütünleşen tematik rotalar oluşturulabilir.

“Zeytinin İzinde Akbük”, “Akbük Doğa Yolu”, “Ören-Keramos-Akbük Kültür Rotası” gibi projeler, bölgenin turizm ürününü çeşitlendirebilir.

Bu rotalarda yerel üreticiler, kooperatifler, restoranlar ve küçük işletmeler doğrudan turizm ekonomisinin içine alınabilir.

Böylece turizmden kazanan yalnızca büyük yatırımcılar değil, Akbük’te ve çevresinde yaşayan insanlar olur.

YEREL İNSAN TURİZMİN SEYİRCİSİ DEĞİL, ORTAĞI OLMALI

Bir bölgeyi turizm merkezi yapmak kolaydır.

Zor olan, turizm büyürken bölgenin insanını ve kültürünü korumaktır.

Akbük’te yaşayan insan turizmin dışında bırakılırsa ortaya sağlıklı bir model çıkmaz.

Yerel esnaf, üretici, balıkçı, çiftçi, kadın girişimci ve gençler bu sistemin içerisinde yer almalıdır.

Yerel ürün pazarı kurulabilir.

Zeytinyağı ve yöresel ürünlerin tanıtıldığı merkezler oluşturulabilir.

Küçük üreticilerin dijital satış kanallarına erişimi desteklenebilir.

Yerel rehberlik ve doğa turizmi eğitimleri verilebilir.

Çünkü gerçek kalkınma, dışarıdan gelen paranın bölgede dolaşması değil; yerel insanın ürettiği değerin yine yerelde kalmasıdır.

AKBÜK’Ü KAYBETMEDEN KAZANMAK

Bugün önümüzde çok önemli bir tercih var.

Akbük’ü hızlı ve kontrolsüz biçimde büyütüp kısa vadede daha fazla yapı, daha fazla nüfus ve daha fazla tüketim yaratabiliriz.

Ya da Akbük’ün doğal ve kültürel değerlerini koruyarak uzun vadeli, nitelikli ve sürdürülebilir bir turizm modeli oluşturabiliriz.

İkinci yol daha zor olabilir.

Ama geleceği olan yol budur.

Çünkü dünyanın her yerinde betonlaşmış kıyılar bulabilirsiniz.

Ama doğal güzelliğini koruyan Akbük gibi koyları bulmak giderek zorlaşıyor.

İşte bu yüzden Akbük’e yapılabilecek en büyük yatırım belki de onu korumaktır.

Ören büyüyebilir.

Akbük gelişebilir.

Turizm artabilir.

Ekonomi büyüyebilir.

Ama bütün bunlar yapılırken doğa kaybedilmemeli.

Çünkü bir gün deniz kirlenirse, zeytinlikler yok olursa, ormanlar azalır ve kıyılar betonlaşırsa elimizde turizm merkezi değil, sıradanlaşmış bir sahil yerleşimi kalır.

Akbük’ün kaderi buna mahkûm değil.

Tam tersine Akbük, Milas’ın ve Muğla’nın doğa ile turizmin birbirinin düşmanı olmak zorunda olmadığını gösterebileceği örnek bir destinasyon olabilir.

Bunun için yapılması gereken çok açık

Akbük’ü tüketmeden tanıtmak.

Yapılaştırmadan geliştirmek.

Kalabalıklaştırmadan büyütmek.

Doğasını yok etmeden ekonomisini güçlendirmek.

Ve en önemlisi, Akbük’ü yalnızca bugünün değil, yarının insanına da bırakmak.

Çünkü bazı yerler sadece bizim değildir.

Bizden önce vardı, bizden sonra da var olmalı.

Akbük de onlardan biridir.

Ören’in tarihinden Akbük’ün mavisine uzanan bu coğrafya, Milas’ın turizmdeki geleceğinin önemli anahtarlarından biridir.

Yeter ki o anahtarla kapıyı açarken, evin kendisini yıkmayalım.

Akbük’ün geleceği vardır.

Mesele, o geleceğin nasıl olacağına bugün karar verebilmektir.

Akbük: Milas’ın Mavi Geleceği