Önceki sayımızdan devam
Maliyetlerin yönetilmesiyle ilgilenen bir stratejistin hedefi basittir: İşletme genelinde mümkün olan en düşük maliyetlere ulaşmak. En düşük net maliyetlere ulaşabilmek için ele alınması gereken faktörler şu şekilde ele alınabilir:
Faktör maliyetleri bir üreticinin konuma bağlı olarak sağladığı üstünlükler olarak ifade edilebilir. Faktör maliyetlerinin içinde alternatif üretim bölgeleri arasındaki iş gücü maliyetleri arasındaki farklılaşmalar yer alır. Singapur, Tayvan veya Güney Kore’de işgücü maliyetleri ABD’deki işgücü maliyetinin neredeyse dörtte biri kadardır. Emek yoğun üretim süreçlerinde net maliyet farkı son derece önemli bir faktördür. ABD ve Avrupa işletmelerinin fason üretim yapmalarının en önemli sebebi bu önemli fark oluşturmaktadır. Günümüzde söz konusu bölgelerdeki işgücü maliyetleri kısmen yükselmiş olsa da hala önemli bir avantajdan söz etmek mümkündür.
Ucuz hammadde ve yarı madde kaynaklarına sahip olmak önemli bir bölgesel üstünlük olarak ortaya çıkmaktadır. Ortadoğu’da doğal gazın mevcudiyeti, Japonya ve Güney Kore’de ucuz çelik temin edilmesi bu bölgelerde yatırım yapacak işletmeler rekabetçi maliyet üstünlüğü sağlayabilir.
Belli bölgelere daha ucuz sermaye temini, vergi avantajları vs. rekabetçi üstünlükler sağlayabilmektedir. Küresel işletmeler deniz aşırı yatırımcılara sağlanan vergi indirimleri nedeniyle İrlanda’ya gitmeleri buna bir örnek olarak verilebilir.
Dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan önemli kur hareketleri belli dönemlerde bazı üretim bölgelerinde yatırım yapmayı cazip hale getirebilir. Nitekim, 1984 sonu ve 1985 yılında doların aşırı değerlenmesi özel olarak Avrupa’da yatırımı cazip hale getirmiştir.
Sofistike teknolojilerin kullanılması, fabrikaların ortalama yaşı, makine işgücü ve malzemelerin daha uygun kullanımı sonucu elde edecek verimlilik üstünlüğü ölçek avantajları olarak sayılmaktadır. Bu üç faktörün bir arada ele alınması maliyetlerden sağlanacak rekabet üstünlüğü açısından önem taşımaktadır. Üretim sistemi maliyet denkleminin bu üç boyutunu yani , işgücü maliyetleri, üretim ölçek ve teknolojisi ve döviz kuru dalgalanmalarını dengeleyecek şekilde tasarlanmaktadır.
Küresel strateji üzerine çalışmalarda bulunan G.S. Yip’e göre bütünleşik bir küresel strateji izlenerek küresel anlamda maliyet avantajlarına sahip olmak mümkündür. Bu amaçla şu yöntemler izlenmelidir.
1.İki veya daha fazla ülkede üretim ve diğer faaliyetlerin gerçekleştirilmesiyle ölçek ekonomilerine ulaşmak .
2.Üretim ve diğer faaliyetlerin düşük maliyet imkanına sahip ülkelere kaydırılmasıyla daha düşük faktör maliyetleri elde edecektir. Nitekim, ABD-Meksika sınırında Meksika işgücü kullanılan ABD işletmesi anlamına gelen bir çok maquiladoros bulunmaktadır.
3.Bir çok yerel ürün çeşidi yerine az sayıda küresel ürün imalatına geçilecek ürün sayısının azaltılması birim maliyetlerin düşürülmesine imkan verecektir.
4.Belli bir süre içinde en düşük maliyetlerden yararlanabilmek için hızlı bir şekilde bölgeler arasında üretim faaliyetini değiştirebilecek esnekliğe ulaşmak.
5.Yerel hükümetler, işçiler ve tedarikçiler açısından pazarlık gücünü arttırabilmek için işletmelerin farklı üretim bölgeleri arasında hızlı geçiş yapabilecekleri bir strateji izlemeleri gerekmektedir.
Bir stratejistin ilgileneceği en temel konu , bu alanda mümkün olan en yüksek fiyatı nasıl elde edilebileceğidir. Farklı piyasalarda aynı ürün ve işlevler için önemli fiyat farklılıkları bulunduğundan dolayı , stratejik anlamda bir yönetici mevcut piyasaların bir portföyünü oluşturarak bir bütün olarak sistemdeki mümkün olan en yüksek fiyatları belirleme imkanını bulabilir. Fiyat yönetimi ile ilgili faktörler şu şekilde ele alınabilir:
PİYASALARIN YAPISI
Her ülkenin piyasası rekabetçi yapı açısından kendine özgüdür. Farklı piyasalarda fiyat düzeyinin belirlenmesini sağlayan rekabetin yoğunluğu rakiplerin tür ve sayısına bağlıdır. Hindistan gibi korumacı bir piyasada sadece yerel firmalarla rekabet etmek oldukça yüksek fiyatlar belirlemeyi gerektireceğinden dolayı ABD veya Singapur gibi daha rekabetçi ve açık piyasalara nispetle daha dezavantajlı olacaktır.
Yine, piyasaların talep yapısı süregelen rekabetin belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Eğer bir piyasada arz kısıtlı ise ya da ürün hayat eğrisinin henüz başında ise işletmelerin daha yüksek fiyatlar tespit etmeleri mümkün olabilecektir. Bu noktada fiyatların belirlenmesinde etkili olan ana faktörün maliyet değil piyasa yapısı rekabetçi ortam ve rakiplerin stratejin hedefleri olduğunun anlaşılması gerekmektedir. Aksi halde , işletme yöneticileri fiyatları sürekli maliyetlere bağlı düşünmeye devam ettikleri taktirde dünya genelindeki piyasa farklılıklarından doğan fırsatları kaçırtabileceklerdir. Piyasa farklılıklarından kazanç elde etmek için bir işletmenin küresel bir piyasa portföyüne sahip olması gerekmektedir.
DAĞITIM KANALLARI VE MARKA DEĞERİ:
Tüketici elektroniği sektöründeki Sony gibi kalite imajı ile birlikte sağlam marka yapısına sahip işletmelerin önemli bir rekabet üstünlüğüne sahip oldukları açıktır. Temel anlamda bir televizyon seti Sony, Philips ya da Samsung gibi üreticiler tarafından üretilebilen bir mühendislik ürünüdür. Halbuki Sony ürünleri Samsung ürünlerinden pahalı olan Philips ürünlerinden daha yüksek fiyata satılmaktadır. Tanınmışlık bir işletmenin ürünleri daha yüksek fiyatlara satılmasını mümkün kılmaktadır. Öte yandan dağıtım kanalları üzerindeki kontrol de fiyatların belirlenmesini etkilemektedir. Küresel olarak bir çok piyasada faaliyet göstermenin yanında işletmeler avantajlı oldukları belli piyasalarda marka bağımlılığı ve dağıtım avantajı geliştirme çabası göstermelidirler.
ÜRÜN GRUBU DEĞERİ
Bir işletmenin kendine özgü rekabet profili incelenirken ürün grubunun değeri göz ardı edilmemelidir. Mesela, Sanyo ve Matsushita gibi çok geniş ürün grubuna sahip tüketici elektroniği üreticileri ABD piyasası istedikleri anda herhangi bir iş birimlerini, rekabet ortamında göreceli olarak daha dar ürün grubuna sahip Whirlpool veya Zenith’e nazaran çok daha kolay sübvanse edebilirler.
devam edecek…

