Gayrimenkul sektöründe yıllardır insanların hayallerine, birikimlerine ve gelecek planlarına yakından şahitlik ediyoruz. Kimi ilk evini almak için gelir, kimi çocuklarına bir gelecek bırakmak için bir arsa arar. Kimi yatırım yapmak ister, kimi de yıllarca uzakta yaşadıktan sonra memleketinde bir dikili ağacı olsun ister.
Son dönemde özellikle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla yaptığım görüşmelerde ise dikkatimi çeken önemli bir konu var: Güven
Daha doğrusu, güven eksikliği.
Almanya’dan, İngiltere’den, Hollanda’dan, Belçika’dan, Fransa’dan veya Avrupa’nın başka bir ülkesinden Türkiye’de gayrimenkul almak isteyen vatandaşımızın ilk sorusu çoğu zaman artık:
- “Bu taşınmaz gerçekten bu kişiye mi ait?”
- “Tapuda bir sorun çıkar mı?”
- “Gönderdiğim para güvende mi?”
- “Bana gösterilen yer ile tapudaki parsel gerçekten aynı yer mi?”
Ve belki de en düşündürücü olanı: “Size nasıl güveneceğim?”
Aslında bu soruya kızamayız.
Çünkü gayrimenkul, çoğu insanın hayatında yaptığı en büyük ekonomik işlemlerden biridir. Hele yıllarca Avrupa’da çalışarak, belki vardiyalarda, fabrikalarda, şantiyelerde alın teriyle biriktirilmiş paradan söz ediyorsak, insanın attığı her adımı sorgulaması son derece doğaldır. Ancak burada beni düşündüren başka bir mesele var.
İnsanlarımız neden kendi memleketlerinde yatırım yaparken bu kadar tedirgin hale geldi?
GURBETÇİNİN EN BÜYÜK SORUNU MESAFE DEĞİL, GÜVEN
Yurt dışında yaşayan bir vatandaş için Türkiye’den gayrimenkul almak zaten başlı başına zor bir süreçtir.
- Taşınmazı internetten görür.
- Fotoğraflara bakar.
- Haritadan konumunu inceler.
- Telefonda hiç tanımadığı insanlarla görüşür.
Belki yüz binlerce, hatta milyonlarca liralık bir yatırım hakkında binlerce kilometre uzaktan karar vermeye çalışır. Bu durumda güven duygusu, gayrimenkulün kendisi kadar değerli hale gelir. Çünkü uzaktaki alıcı yalnızca bir arsa, tarla veya konut satın almıyor. Aynı zamanda kendisine verilen bilgiye güven satın alıyor. İşte sektörümüzün üzerinde durması gereken asıl mesele budur.
Geçmişte yaşanan kötü örnekler maalesef insanların hafızasında ciddi izler bıraktı.
- Gerçeği yansıtmayan ilanlar…
- Yanlış veya eksik konum bilgileri…
- Fotoğrafta başka, yerinde başka çıkan taşınmazlar…
- Hukuki durumu yeterince araştırılmadan pazarlanan gayrimenkuller…
- Değerinin çok üzerinde fiyatlandırılan mülkler…
- Kapora gönderildikten sonra ulaşılamayan kişiler…
- Hatta bazen akraba veya tanıdık üzerinden yürütülen işlemlerde yaşanan mağduriyetler…
Bütün bunlar üst üste geldiğinde ortaya bir güven erozyonu çıktı. Bugün bunun bedelini yalnızca mağdur olan vatandaşlarımız değil, işini dürüst yapan gayrimenkul profesyonelleri de ödüyor.
BİRKAÇ KÖTÜ ÖRNEK BÜTÜN SEKTÖRÜ TEMSİL EDEMEZ
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Gayrimenkul sektöründeki birkaç kötü örnek üzerinden bütün emlak sektörünü suçlamak ne kadar yanlışsa, yaşanan mağduriyetleri görmezden gelmek de o kadar yanlıştır.
Türkiye’de işini son derece profesyonel yapan, müşterisinin hakkını kendi hakkı gibi koruyan binlerce gayrimenkul işletmesi ve meslektaşımız var. Ancak güveni yeniden kazanmanın yolu bunu söylemekten değil, göstermekten geçiyor. Artık “Bana güvenebilirsiniz.” demek yeterli değil. Neden güvenilebileceğini ortaya koymak gerekiyor.
- Yetki belgenizi gösterirsiniz.
- Tapuyu incelersiniz.
- Parseli yerinde gösterirsiniz.
- İmar durumunu araştırırsınız.
- Kadastral yolu kontrol edersiniz.
- Varsa şerh, ipotek, haciz ve hukuki kısıtlamaları açıkça anlatırsınız.
- Taşınmazın avantajlarını anlatırken dezavantajlarını da saklamazsınız.
- Müşteriye yalnızca güzel fotoğrafları değil, gerçeği gösterirsiniz.
İşte profesyonellik budur.
GURBETÇİYE GAYRİMENKUL SATMAK DEĞİL, MESAFEYİ ORTADAN KALDIRMAK GEREKİYOR
Özellikle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız için gayrimenkul sektörünün yeni bir hizmet anlayışına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Teknoloji artık bunun için bize büyük imkânlar sağlıyor. Bir vatandaşımız Almanya’da otururken Milas’taki bir taşınmazı almak istiyorsa neden yalnızca birkaç fotoğrafa güvenmek zorunda kalsın?
- Taşınmaz yerinde incelenebilir.
- Parsel sınırları gösterilebilir.
- Drone görüntüleri alınabilir.
- Çevresi görüntülenebilir.
- Yol durumu gösterilebilir.
- Yakınındaki yapılaşma anlatılabilir.
- Tapu ve imar bilgileri araştırılabilir.
- Bütün bunlar belgeli ve görüntülü şekilde alıcıya sunulabilir.
Böylece alıcı binlerce kilometre uzakta olsa bile ne satın aldığını mümkün olduğunca açık biçimde görebilir. Bence geleceğin gayrimenkul sektöründe en önemli kavramlardan biri bu olacak: Şeffaflık
devam edecek…

