CHP’de başlayan “mutlak butlan” tartışmaları, parti içindeki eski hesapları yeniden açarken yaşanan ayrışma yeni bir siyasi yapının ortaya çıkmasına kadar uzandı. Peki bütün bunlar yalnızca hukuki bir tartışmanın sonucu mu, yoksa Türk siyasetinde uzun zamandır gördüğümüz bölünme geleneğinin bu kez CHP’deki yansıması mı?
Türkiye’nin en köklü siyasi partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, tarihi boyunca darbelerden kapatılmalara, liderlik mücadelelerinden parti içi ayrışmalara kadar pek çok siyasi kriz yaşadı.
Ancak bugün yaşanan sürecin farklı bir tarafı var.
Çünkü mesele artık yalnızca kimin genel başkan, kimin il ya da ilçe başkanı olacağı meselesi olmaktan çıktı. CHP içerisinde yıllardır biriken siyasi hesaplaşmalar, kişisel kırgınlıklar, güç mücadeleleri ve gelecek planları yeni bir siyasi yapılanmaya kadar uzandı.
Ben buna “mutlak bölünme” diyorum.
KILIÇDAROĞLU DÖNEMİNDEN BUGÜNE
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığına gelişi de Türk siyasetinin en çok konuşulan lider değişimlerinden biriydi.
Deniz Baykal’ın istifasına yol açan kaset skandalının ardından genel başkanlık koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu, zaman içerisinde “Gandi Kemal”, ardından “Piro” gibi yakıştırmalarla partinin tartışmasız lideri haline geldi.
Ancak seçimler kazanılamadıkça parti içerisinde değişim beklentisi büyüdü.
Kılıçdaroğlu yönetiminde girilen çok sayıdaki seçimden istenilen sonuçların alınamaması, özellikle son seçimlerin ardından bu tartışmayı zirveye taşıdı.
Normal şartlarda siyasetin kendi doğal mekanizması içerisinde çözülmesi beklenen liderlik tartışması, kurultay sürecine ilişkin ortaya atılan çeşitli iddialar ve bunların yargıya taşınmasıyla bambaşka bir boyuta ulaştı.
Rüşvet, delege iradesinin etkilenmesi ve kurultayın meşruiyetine ilişkin iddialar kamuoyunda tartışıldı. Bunların birer iddia olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor. Ancak siyasette bazen bir iddianın kendisi bile ortaya çıkardığı sonuç bakımından mahkeme kararından daha etkili olabiliyor.
CHP açısından da öyle oldu.
PARTİDEKİ HESAPLAŞMA ANADOLU’YA İNDİ
Genel merkezde başlayan mücadele kısa sürede il ve ilçe örgütlerine kadar yayıldı.
İstifalar geldi.
Yeni siyasi oluşum ortaya çıktı.
Milletvekillerinden parti yöneticilerine, belediye meclis üyelerinden tabandaki partililere kadar uzanan yeni bir siyasi hareketlilik başladı.
İlk bakışta CHP’den çok büyük bir kopuş yaşanacağı düşünülebilirdi.
Ancak özellikle yerel siyasete baktığımızda tablonun bu kadar basit olmadığını gördük.
Birçok “eski toprak” CHP’de kalmayı tercih etti.
Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve yıllardır örgüt içerisinde siyaset yapan önemli isimler mevcut yapı içerisinde yollarına devam etti.
İşte Milas bunun en dikkat çekici örneklerinden biri.
MİLAS’TA TOPUZ FAKTÖRÜ
Milas siyasetini uzun yıllardır takip edenler bilir.
Bugünkü Belediye Başkanı Fevzi Topuz, yaklaşık 30 yılı aşan siyasi geçmişiyle CHP’nin Milas’taki örgütlenmesinde etkili olmuş isimlerden biridir.
Dolayısıyla Milas CHP içerisindeki dengeleri değerlendirirken Fevzi Topuz faktörünü görmezden gelmek mümkün değildir.
Etrafında yıllar içerisinde oluşmuş ciddi bir siyasi kadro ve seçmen kitlesi bulunuyor.
Bugün de bu kitlenin önemli bölümü onun siyasi çizgisini takip etmeye devam ediyor.
Bunun ne kadarı siyasi liderlikten, ne kadarı belediye ile olan ilişkilerden, ne kadarı gelecekteki siyasi hesaplardan kaynaklanıyor?
Bunu herkes kendi penceresinden değerlendirebilir.
Fakat yaklaşık 25 yıldır Milas’taki siyasi partileri, seçimleri, adaylık süreçlerini ve örgüt mücadelelerini takip eden bir gazeteci olarak şunu söyleyebilirim:
Milas’ta kimin kiminle siyaset yaptığını anlamak sanıldığı kadar zor değil.
DUYGULU LİSTESİ NEDEN ŞAŞIRTTI?
Yaklaşık iki hafta önce Mehmet Duygulu başkanlığındaki yeni CHP Milas İlçe Örgütü kamuoyuna tanıtıldı.
Listeyi gördüğümde dikkatimi çeken ilk konu yönetimdeki bazı isimlerin geçmiş siyasi ilişkileriydi.
Hatta bunu çeşitli platformlarda açıkça dile getirdim:
“Bu liste Belediye Başkanı Fevzi Topuz destekli bir liste görüntüsü vermiyor.”
Çünkü listede geçmişte farklı siyasi ekiplerle hareket etmiş isimlerin ağırlığı dikkat çekiyordu.
Özellikle daha önce belediye başkan aday adaylarından Servet Evran ve ekibiyle birlikte hareket ettiği bilinen bazı isimlerin yönetimde bulunması ister istemez insanın aklına şu soruyu getiriyordu:
Hayırdır?
Milas siyasetini bilenler için bu küçümsenecek bir ayrıntı değildi.
Nitekim şaşkınlığımız çok uzun sürmedi.
Daha haftalar geçmeden Mehmet Duygulu koltuğu Harun Reşit Çavuşoğlu’na devretti.
Ardından yeni yönetim açıklandı.
Ve taşlar biraz daha yerine oturmaya başladı.
AYNI PARTİDE FARKLI HESAPLAR
Son açıklanan yönetimde CHP’nin iktidarını isteyen, genç kadrolarla birlikte siyaset yapan isimler olduğu gibi mevcut genel merkez yönetimine geçmişte oldukça sert eleştiriler yönelten isimler de bulunuyor.
Yeni siyasi oluşumun ortaya çıkmasını CHP içerisindeki güç dengelerinin yeniden kurulması ve hatta demokrasinin doğal sonucu olarak değerlendirenler de var.
Bunda yanlış bir şey yok.
Siyaset zaten farklı düşüncelerin mücadelesidir.
Fakat benim dikkat çekmek istediğim başka bir nokta var.
Yıllar önce;
“Bu partide abiler olduğu sürece ilçe başkanı olmaya gerek yok” diyerek görevinden ayrılanları da gördük.
Belediye yönetiminin parti örgütü üzerinde etkili olmasını eleştirenleri de gördük.
Ama aynı isimlerin siyasi mücadelelerinin hemen her aşamasında eleştirdikleri belediye yönetiminden destek beklediklerine de şahit olduk.
İşte siyasetin en büyük çelişkilerinden biri burada ortaya çıkıyor.
Dün karşı çıktığınız düzenin bugün parçası olabilirsiniz.
Dün eleştirdiğiniz kişiyle yarın aynı masada oturabilirsiniz.
Dün birlikte yürüdüğünüz kişiyle ertesi gün rakip olabilirsiniz.
Siyasetin hafızası kısa olabilir.
Gazetecinin hafızası ise kısa olmamalıdır.
BÖLÜNME SADECE SAĞIN SORUNU DEĞİLMİŞ
Türkiye’de özellikle milliyetçi siyasi hareketin son yıllarda yaşadığı bölünmeleri hep birlikte izledik.
Aynı siyasi gelenekten çıkan isimler zaman içerisinde farklı partiler kurdu.
Bir zamanlar aynı çatı altında siyaset yapan kadrolar bugün beş-altı farklı siyasi kimlikle seçmenin karşısına çıkabiliyor.
Şimdi benzer bir tabloyu Türkiye solunun en büyük ve en köklü siyasi partisi CHP çevresinde görüyoruz.
Demek ki bölünmek yalnızca sağın ya da milliyetçi siyasetin kaderi değilmiş.
Sol da bölünebiliyormuş.
Hem de öyle yalnızca fikir ayrılıkları üzerinden değil; liderlik, belediyeler, örgütler, delegeler, adaylıklar ve gelecek hesapları üzerinden…
Asıl mesele ise bundan sonra başlayacak.
Çünkü yeni siyasi yapı ile CHP’nin aynı seçmen kitlesine talip olması kaçınılmaz.
Milas’ta da Muğla’da da Türkiye genelinde de…
Düne kadar aynı sandık için çalışanlar artık birbirlerinden oy isteyecek.
Düne kadar aynı belediye başkan adayını destekleyenler yarın karşı karşıya gelebilecek.
Düne kadar aynı parti binasında siyaset yapanlar farklı parti tabelalarının altında seçmene seslenecek.
İşte gerçek “mutlak bölünme” tam olarak burada başlayacak.
ŞİMDİ HERKESİN GERÇEK SİYASİ AĞIRLIĞI ORTAYA ÇIKACAK
Bu süreç aynı zamanda önemli bir gerçeği de gösterecek.
Kim gerçekten tabanda karşılığı olan siyasetçi?
Kim makamının gücüyle güçlü görünüyordu?
Kim belediyenin imkânları sayesinde çevresinde kalabalık oluşturuyordu?
Kim parti tabelası sayesinde oy alıyordu?
Kim gerçekten kendi adıyla insanları arkasından sürükleyebiliyor?
Bunların cevabını artık toplantı salonlarında değil, sandıkta göreceğiz.
Çünkü siyasi bölünmeler bazen partileri zayıflatırken bazen de yıllardır görünmeyen gerçek güç dengelerini ortaya çıkarır.
CHP’nin yaşadığı süreç de yalnızca bir genel merkez kavgası olarak değerlendirilmemeli.
Bunun yansımalarını Milas’taki ilçe yönetiminden belediye meclisine, belediye başkanlığı hesaplarından önümüzdeki seçimlerin adaylık mücadelelerine kadar göreceğiz.
Bugün yan yana duranların yarın nerede duracağını da zaman gösterecek.
Fakat değişmeyen bir gerçek var:
Türkiye siyaseti artık yeni bir bölünmeyle daha tanıştı.
Bir zamanlar milliyetçi hareket içerisinde gördüğümüz parçalanmanın benzerini bugün sol siyasetin merkezinde görüyoruz.
Demek ki demokrasimizde parti kurmak, parti bölmek, yeni tabela altında siyaset yapmak düşündüğümüz kadar zor değilmiş.
Zor olan başka bir şey:
Bölündükten sonra seçmeni de beraberinde götürebilmek.
Şimdi CHP’nin de yeni siyasi oluşumun da gerçek sınavı burada başlayacak.
Kim kimi götürdü?
Kim kiminle kaldı?
Kim gerçekten güçlüydü?
Kim yalnızca güçlü görünüyordu?
Bunların cevabını önümüzdeki siyasi süreç verecek.
Bize de yaklaşık çeyrek asırdır yaptığımız gibi izlemek, not almak ve zamanı geldiğinde hatırlatmak düşecek.
Türk siyasetinin bölünerek çoğalan yeni rakiplerine hayırlı olsun diyelim.
Bakalım bu “mutlak bölünmenin” kazananı kim, kaybedeni kim olacak?

