Avlanmak için dağa çıktığımızda av köpeklerimizin, bilhassa tavşancı kopoyların en büyük düşmanlarından biri çoban köpekleridir. Bu yüzden av esnasında köpeklerimize çok dikkat etmemiz, mümkün olduğunca gözümüzün önünden ayırmamamız gerekir.
Bir ton para ödeyerek satın alınan tavşancı veya domuzcu kopoy köpekleri, av esnasında çoban köpekleri tarafından boğulabilmektedir. Parasını bir kenara bırakalım; büyük emeklerle ve zorluklarla eğitilen bu değerli köpekleri hiç yoktan kaybetmemiz işin en önemli tarafıdır. Bu nedenle tavşan avcıları, çobanların bulunduğu bölgelerde yaban tavşanının bol olduğunu bildikleri hâlde, çoban köpekleri yüzünden o mıntıkalara ava gitmekten çekinmektedir.
Sürü sahibi çoban kardeşlerimizin de hiç olmazsa ava açık günlerde köpeklerine sahip çıkması gerekir.
Sürü sahibi çobanlar;
“Kardeşim, benim koyunum ve davarım var. Köpek besleme hakkına da sahibim. Köpekleriniz o kadar kıymetliyse buraya ava gelmeyin!” diyebilirler.
Elbette çobanlar da kendilerine göre haklıdır. Ancak bu doğada gezip dolaşmak ne kadar onların hakkıysa avcıların da hakkıdır. Her şeyden önemlisi avcı, doğada ve ava açık alanlarda rahatça dolaşabilmek için T.C. Devleti’ne her yıl önemli miktarda para ödüyor ve avlaklarda avlanma iznini de devletten alıyor.
Kendi köyü veya merası civarında avlanan, kentlerden gelen avcıların avlanmalarını engellemek ne köylü vatandaşın ne de çobanın hakkıdır.
Avlaklarda çoban köpeklerinin saldırısına uğrayan veya köpeği boğulurken buna seyirci kalmayıp müdahale eden avcılarla çobanlar arasında zaman zaman istenmeyen olaylar yaşanabilmektedir. Hatta bu olaylar yüzünden kavgalar ve çatışmalar çıktığını, işin mahkemelere kadar uzandığını duyuyoruz. Bu işlerin o noktalara varması hiç de hoş değil. Olmaması gerekir.
Biz avcıların köpekleri bizim için ne kadar değerliyse, çobanların köpeklerinin de onlar için aynı derecede değerli olduğunu; sürülerinin adeta gözü, kulağı olduklarını biliyoruz.
Bu yıl bölgemizde yaşanan bu tür tatsız olayların karşılıklı anlayış içerisinde çözüleceğine inanıyorum.
Bir başka tehlike: Zehirlenme
Av köpeklerinin dağda zehirlenerek ölmesi de son günlerde bölgemizde sıkça duyduğumuz olaylardan biri. Özellikle Aksivri Dağı mıntıkasında bu yönde vakalar duyuyoruz.
Avcı olsun veya olmasın, insan olan kendisine hiçbir zararı olmayan bir canlıyı göz göre göre nasıl katleder? Bunları yapanlara insan demeye bile bin şahit ister!
Zehirlenme olaylarına, çiğ et yeme alışkanlıklarından dolayı tavşancı kopoylarda daha sık rastlamaktayız. Bu gibi vicdan ve ahlak dışı olaylar yüzünden değerli av köpeklerimizi kaybediyoruz, kopoy nesli de gün geçtikçe azalıyor.
Bir başka sorun: Kopoy hırsızlığı
Tavşancı ve domuzcu kopoyların çalınması da üzerinde durulması gereken önemli bir başka sorun.
27 Eylül 2009 tarihinde Milas’a bağlı Ovakışlacık köyü önünde, mısır tarlalarına giren domuzları vurmak için yapılan av sırasında aynı köyden Muhammet Bilge’ye ait dört domuzcu kopoy kayboldu. O günden bu yana yaptığımız tüm aramalar sonuçsuz kaldı.
Bundan birkaç yıl önce de Kuzyaka köyünde dernek yönetim kurulu üyemiz Serdar Gül’e ait üç usta kopoy, çiftlik içerisinden çalındı. O zamandan beri onlardan da haber yok.
Sadece bu av döneminde Milas yöresinde onlarca kopoyun çalındığını duyuyoruz. Üstelik çalınma olayları sadece Muğla’da değil; Manisa’da, Aydın’da, hatta Ankara’da bile yaşanıyor. Aldığımız duyumlara göre kaçırılan köpeklerin Yunanistan ve Bulgaristan’a götürülerek pazarlandığı iddia ediliyor.
Bu tür olaylara biz avcıların artık daha güçlü şekilde tepki göstermesi, birlik içerisinde “dur” demesi gerekiyor.
Çünkü zaman gelir, bu olaylar bizim de başımıza gelebilir.
Ne demişler:
“Bugün bana olan, yarın sana da olur.”
Tüm bu olumsuzlukların son bulması; avcıların, çobanların ve doğada yaşamını sürdüren tüm canlıların karşılıklı anlayış içerisinde var olabilmesi ümidiyle tüm okurlarıma saygı ve sevgilerimi sunarım.

