Halk Kültürümüzde YIL

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

2/3

(Geçen makaleni devamı

Dedem Korkut iyi insanlara “üç otuz on yaş” duası etse de eskiler Arapça altmış demek olan “sittin” üzerinden “altmış yıl” yaşamayı hayal gibi görmüş olmalılar ki “sittin sene” sözünü Nazım Hikmet’in “ben gelmesem sittin sene semtime uğramayacaksın” dediği gibi erişilemez zamanları ve Bilge Kağan gibi ellilerde göçenleri düşünerek söylemiş olmalılar.

Teoman Alpay’ın “nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım” veya Nil Burak’ın “boş vere boş vere ne hâle geldik/her yüze güleni biz dost bildik/geçti yıllar bir su gibi/neredeydik nerelere geldik” dediği gibi şarkılara, türkülere gelecek yılların umudu ve sevincinden çok, geçen yılların hüzünleri, hayal kırıklıkları daha çok yansımıştır.

“Geçti aylar, geçti yıllar, geçmedi yardan gönül” veya “sevemedim kara gözlüm seni doyunca/hep kıskandım seni elden yıllar boyunca” şarkılarında olduğu gibi sevgililerin kavuşma veya ayrılmaya dair türlü hâlleri yıl üzerinden ifade edilmiştir.

Halk arasında geçen yıla “bıldır” deniyor ama olağanüstü her yıl, “gün olur yılı besler, yıl olur günü beslemez” atasözünün söylenmesine sebep olan “kıtlık senesi” gibi daha özel bir ad taşıyor. “Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek yıl çıkmış” atasözü, “rençber kırk yılda, tüccar kırk günde” denilerek kıt kanaat geçirilen kim bilir kaç yılın hikâyesini anlatmaktadır?

Fıkra bu ya Nasreddin Hoca’nın iki kızı varmış. Biri çiftçi, diğeri çömlekçi ile evliymiş. Babalarıyla görüşünce çiftçi ile evli olan kuraklıktan, çömlekçi ile evli olan yağmurdan şikâyet etmiş. Sohbette Hoca kızlarına “yılın eksiğini nisan getirir, nisanın eksiğini yıl getirmez” veya “onmadık yılın yağmuru harman vakti yağar” demiş midir bilinmez ama birinin “varlık yılı”nın diğerinin “yokluk yılı” olmasına “kadere bak” diye hayıflanmıştır herhâlde.

Dil ve edebiyatın güzelliklerinin peşinden gidenler için “yıllar yorgun ben yorgun/boşa geçti seneler” şarkısında “yıl” ve “sene” kelimelerinin nüans ve ahengi hoş görünse de ömrün güneşinin ikindi, mevsiminin güze dönüşünün hüznünü, elbette çok yaşayan, kırktan artık “yılbaşı” veya Anadolu ağızlarındaki söylenişiyle “yıl sırtı” anısı olan bilir.

Kırk, bütün kültürlerde “formülistik” sayıdır ve itibari bir süreyi veya sayıyı anlatır ama “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” atasözünün veya Barış Manço’nun şarkısına yansıyan şekliyle “bir yastıkta tam kırk yıl” süren ve “yüzü güzele kırk günde doyulur, huyu güzele kırk yılda doyulmaz” denilen bitimsiz sevdaların kültürümüzdeki hikâyesi başkadır.

(Devamı var)

Halk Kültürümüzde YIL