Arkeoloji ilmi Batı’da başladı. Tarihin kökeni Mezopotamya ve Anadolu olduğundan; elbette ki tarih boyunca bu topraklarda üretilen eserlerin zenginliği, bu işle uğraşanların yakın ilgisini çekti. Dolayısıyla bu topraklarda üretilen eserler yağma edilerek illegal yollarla Batı ülkelerine taşınmaya başlandı. Tarihi eser kaçakçılığı ile başlayan bu eylemler bir süre sonra Tarihe yardımcı olacak bir hüviyete büründü ve kaçakçılığın yanı sıra arkeolojiye dayalı ilmi çalışmalar da buna paralel olarak yürümeye başladı. Dolayısıyla Anadolu’da da; müzeciliğin yanı sıra, Arkeolojik çalışmalarda bir bilim dalı olarak ele alındı.
Arkeoloji ilmi Batı topraklarında başladığından, bu işle uğraşanlar arkeolojik buluntuları çoğu kez Tevrat’ta geçen olayları esas alarak değerlendirdiler. Elbette ki biz de bu ilmi Batıdan aldığımız için onlar ne dediyse, yani Tevrat’ta ne yazdıysa veya Batılı ne istediyse aynısını kabul ederek, inancımıza ters düşmesine rağmen, çalışmalarımızı onların yönlendirmesiyle sürdürdük.
Bu konuya “ilk insan”la başlayabiliriz: Şöyle ki; ”Evrim Teorisi” adı altında insanın maymun soyundan geldiğini, maymunun zaman içerisinde evrim geçirmesi suretiyle dünyada var olmaya başladığını ilmi çalışma gibi sunuldu. 24 Kasım 1859’da İngiliz Charles Darwin tarafından ortaya atılan bu teori bazı bilim adamları tarafından da ilginç karşılanıp gündemde tutulmaya çalışıldı. Bu grup, konuya bilimsel bir kisve verebilmek için çok yoğun bir faaliyet içerisine girerek çalışmalarını sürdürüp, ders kitaplarında da yer alması sağlanır.
Allah, insanı insan olarak, bitkiyi bitki olarak, hayvanı da hayvan olarak yaratmıştır. İnsanın da, hayvanın da, bitkinin de kendi aralarında değişik görünüşte olanları vardır. Dünya yaratıldığından bu yana hiçbir yerde yarı hayvan- yarı insan, yarı bitki-yarı hayvan veya yarı insan- yarı bitki görülmüş ve duyulmuş değildir. Aşılama suretiyle değişik bitkiler elde edilebilir ancak bunlar yine bitkidir. Değişik ırklardan insanların evlilikleri suretiyle farklı deri renginde, gözleri değişik renklerde ve simaları değişik biçimlerde insanlar elbette ki olabilir, ancak bunların hepsi yine insandır ve bir anne babadan meydana gelmiştir. Hayvanlar için de aynı şeyi söyleyebiliriz.
Antik Çağlardan kalma bazı heykel ve kabartmalarda; Sfenks, grifon, kentaurvs. gibi isimlendirilen “yarı insan-yarı hayvan” şeklinde karışık varlıklar işlenmiştir. Bunlar tamamıyla hayal ürünü ve korku salmak maksadıyla veya kendi inanışlarına göre kötü ruhların o yapıya veya kente girmesini engellemek düşüncesiyle yapılmışlardır.
(Devamı var)

