3/3
(Geçen makaleni devamı
Mecliste arif, medresede âlim, tekkede âşık olmanın yolu yıllara yaslanan usta-çırak eğitimi ve sabırdır. Yunus Emre bir rivayete göre Taptuk Emre, diğerine göre Hacı Bektaş dergâhına “kırk yıl” odun taşıdıktan sonra dervişlik ve şairlik beratı alır. Bunun içindir ki “kırk yıllık Kani, olur mu yâni” atasözü, azimle, sebatla ve çabayla kazanılmış değerlerden vazgeçilemeyeceğinin ifadesidir.
Çıraklıkta geçen her yıl kalfalık ve ustalık yolunda kazanılan deneyimdir. Bu deneyimi küçümseyip “ar yılı değil, kâr yılı” diyerek Ahilik kültüründe ustaların “püf noktası” dediği olgunlaşma sürecine uymayanlar ayıplanır. Halk bunu “altı aylık seyislikle kırk yıllık fışkı karıştırılmaz” atasözüyle ifade eder.
Yıl sonu ve yılbaşı muhasebe vaktidir. Eskilerin Nevruzla birlikte Mart, şimdikilerin Miladi yılbaşı ile Ocak ayında başlattığı “mali yıl”, bir yılın bütçesinin, planının ve programının yapılması demektir. Atalar “yerini bilmeyen, yılda bir kat urba eskitir” diyerek devletler, kurumlar kadar kişilerin de yıllık muhasebesini yapmasını, başarı ve başarısızlığını değerlendirmesini öğütlüyor.
Yeni yıl umuttur. Adı ne olursa olsun ne vakit kutlanırsa kutlansın yılın başındaki bütün şölen ve şenlikler, yeni yılda talih gülsün, huzur ve mutluluk gelsin diye yapılır. Gelin görün ki bazen “yıl uğursuzun” atasözünde olduğu gibi, bütün dilek ve temennilere rağmen nimet-külfet dengesinde kantarın topuzu kaçabilir, haksıza nimet, haklıya külfet düşebilir.
Kiminin “üç otuz on” yılı göz açıp kapayıncaya kadar geçerken, kimisi sittin senelik bir ömre sittin sene ulaşamaz. Kimileri içinse Cengiz Aytmatov’un meşhur romanındaki gibi “Gün Olur Asra Bedel” veya başka bir söyleyişle “Gün Uzar Yüzyıl Olur”, zaman geçmek bilmez.
Sözün özü, ne ömürler “rüzgâr gibi” geçsin, ne de Sabahattin Ali’nin “geçmiyor günler geçmiyor” veya Necip Fazıl’ın “ne hasta bekler sabahı” dediği gibi donup kalsın. Geçen yıl hoş geçsin, gelen yıl hoş gelsin.
(Not: Prof.Dr. Öcal Oğuz çalışmalarından yararlanılmıştır.).

