1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ahmet Özger
  4. Çocuklarımızı Gerçekten Eğitebiliyor muyuz?
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Çocuklarımızı Gerçekten Eğitebiliyor muyuz?

featured

Geçtiğimiz günlerde psikolog bir büyüğümle sohbet ediyorduk. Mesleği gereği her gün onlarca aile ve çocukla görüşüyor. Sohbetin bir yerinde bana söylediği tek bir cümle uzun süre zihnimden çıkmadı.

“Çocuklar odama girer girmez bazen bana, ‘Hocam ne olur beni kurtarın, ailemden bıktım.’ diyor.”

İnanın, bu cümle beni derinden sarstı.

Bir çocuğun kendi ailesi için böyle bir cümle kurması sadece o evin değil, toplumun da alarm verdiğinin göstergesidir. Çünkü aile, insanın kendini en güvende hissetmesi gereken limandır. Eğer çocuk o limandan kaçmak istiyorsa, dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor;

Biz çocuklarımızı gerçekten yetiştirebiliyor muyuz ?

Bugün anne ile baba çalışıyor. Hayatın ağır yükü omuzlarında… Çocuk ise kreşte, okulda, kursta, ekranın karşısında ya da sosyal medyanın içinde büyüyor. Aynı evde yaşıyoruz ama aynı dünyayı paylaşmıyoruz.

Çocuklarımızla aynı sofraya oturuyoruz ama aynı dili konuşamıyoruz.

Onlara birçok imkân sunuyoruz fakat en büyük ihtiyaçlarını çoğu zaman fark edemiyoruz: Sevgi, ilgi, rehberlik ve birlikte geçirilen nitelikli zaman…

Bugünün çocukları çocukluklarını yaşayamıyor. Daha küçük yaşlarda sınav maratonunun içine itiliyorlar. Test kitapları, özel dersler, deneme sınavları derken oyun oynamaya, hayal kurmaya, keşfetmeye vakit bulamıyorlar.

Sonra üniversite diploması alıyorlar ama hayata dair en temel soruların cevabını bilmiyorlar.

Bilgiye ulaşıyorlar ama bilgeliğe ulaşamıyorlar.

Meslek sahibi oluyorlar ama karakter sahibi olmakta zorlanıyorlar.

Belki de bu yüzden şu soruyu sormak gerekiyor;

Bu ülke en büyük sıkıntıyı okumamış cahillerden mi çekti, yoksa okumuş ama vicdanını, muhakemesini ve değerlerini kaybetmiş cahillerden mi ?

Ne yazık ki eğitim sistemimizi yıllardır sınav başarısıyla ölçüyoruz. Oysa eğitim sadece bilgi yüklemek değildir.

Eğitim; düşünmeyi öğretmektir.

Sorgulamayı öğretmektir.

Merhameti öğretmektir.

Doğruyu yanlıştan ayırabilmeyi öğretmektir.

İnsanı insan yapan değerleri kazandırmaktır.

Çocuklarımızın zihinlerini gereksiz bilgilerle doldururken, kalplerini boş bırakıyoruz.

Bir başka tehlike ise küresel kültürün görünmeyen etkisidir.

Bugün çocuklarımızı sadece biz yetiştirmiyoruz. Telefonlar, tabletler, dijital oyunlar, sosyal medya platformları ve çizgi filmler de onları şekillendiriyor. Farkında olmadan onların karakterine, hayata bakışına ve değer yargılarına yön veriyor.

Elbette teknoloji düşmanımız değildir. Asıl mesele, teknolojiyi yönetenin biz mi olduğumuz, yoksa onun bizi mi yönettiğidir.

Çünkü kendi değerlerini çocuklarına aktaramayan toplumlar, başkalarının değerlerini ithal etmek zorunda kalırlar.

Bu yüzden eğitim okulun kapısından başlamaz.

Eğitim evde başlar.

İlk öğretmen annedir.

İlk rehber babadır.

İlk okul ise ailedir.

Çocuk anne ve babasının davranışlarını örnek alır. Kitap okumayan bir aile, kitap okuyan bir çocuk bekleyemez. Saygıyı yaşamayan bir evde saygılı birey yetişmez. Merhameti görmeyen bir çocuk, başkasının acısını hissedemez.

Elbette bütün yükü ailelerin omzuna bırakmak da doğru değildir.

Okullarımız da sadece diploma veren kurumlar olmaktan çıkmalıdır.

Bilimin ışığında düşünen, araştıran, üreten, sorgulayan; aynı zamanda ahlaklı, vicdanlı ve sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmelidir.

Çünkü bir milleti güçlü yapan yalnızca teknoloji değildir.

Yalnızca ekonomi değildir.

Yalnızca üniversite sayısı da değildir.

Asıl güç; karakterli, ahlaklı, çalışkan ve vicdan sahibi insan yetiştirebilmektir.

Bugün çocuklarımızın bizden istediği şey daha pahalı telefonlar değil; daha fazla ilgi, daha fazla anlayış ve daha fazla sevgidir.

Onların en çok ihtiyaç duyduğu şey, dinleyen anne babalar, güven veren öğretmenler ve örnek olan büyüklerdir.

Eğer yarınından umutlu bir ülke inşa etmek istiyorsak, işe çocuklarımızdan başlamalıyız.

Onlara sadece bilgi değil; hikmet vermeliyiz.

Sadece meslek değil; karakter kazandırmalıyız.

Sadece başarıyı değil; vicdanı da öğretmeliyiz.

İlimle yoğrulmuş, bilimin rehberliğinde yetişmiş, örf ve adetlerini bilen, tarihinden güç alan, geleceğe umutla bakan; merhametli, empati kurabilen, muhakeme gücü yüksek ve inandığı değerlere sahip çıkan nesiller yetiştirmek artık bir tercih değil, bir mecburiyettir.

Bu sorumluluk ne yalnızca öğretmenin ne de yalnızca anne babanın omzundadır.

Bu sorumluluk hepimizindir.

Çünkü çocuk sadece bir ailenin değil, bir toplumun geleceğidir.

Daha yaşanabilir bir dünya ve evlatlarımıza bırakacağımız daha güzel bir gelecek istiyorsak; elimizi değil, yüreğimizi, aklımızı ve gayretimizi taşın altına koymak zorundayız.

Unutmayalım…

Çocuklarımız bize ait değildir; ama onların yarınından hepimiz sorumluyuz.

Çocuklarımızı Gerçekten Eğitebiliyor muyuz?