1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ahmet Özger
  4. Sahiller Sahipsiz Değil.!!
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sahiller Sahipsiz Değil.!!

featured

Toplum olarak bir yaz günü sahile indiğimizde hep aynı manzarayla karşılaşıyoruz.

Denizin mavisi, güneşin sıcaklığı, kumun güzelliği…

Ama biraz dikkatli baktığımızda başka bir manzara daha görüyoruz.

Kumların arasında plastik şişeler, izmaritler, poşetler, yiyecek ambalajları…

Ve hemen ardından şu soruyu soruyoruz;

“Bu sahilleri kim temizleyecek?”

Aslında soruyu yanlış soruyor olabiliriz.

Çünkü önce sormamız gereken soru şu;

Sahiller kimin?

Sahiller hepimizin.

Daha doğrusu; sahiller birilerinin özel malı değil, toplumun ortak kullanımına açık doğal varlıklarımızdır.

Deniz, kum, kıyı, orman, dere, göl…

Bunlar bize atalarımızdan miras kalan ve çocuklarımıza bırakmak zorunda olduğumuz ortak değerlerdir.

Dolayısıyla sahile çöp atan kişi yalnızca belediyenin işini zorlaştırmıyor.

Hepimizin hakkına zarar veriyor.

Peki sahilleri temiz tutmak kimin görevi?

İşte burada iki farklı sorumluluğu birbirinden ayırmamız gerekiyor.

Birincisi kamu kurumlarının sorumluluğu, ikincisi ise vatandaşın sorumluluğu.

Belediyeler; kendi yetki alanlarında temizlik hizmetlerini düzenlemek, çöp toplamak, gerekli ekipman ve personeli sağlamak, vatandaşın temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamasını temin etmek zorundadır.

Bu bir lütuf değildir.

Vatandaşın vergileriyle yapılan kamu hizmetidir.

Ama…

Belediyenin temizlik görevi olması, vatandaşın yere çöp atma hakkı olduğu anlamına gelmez.

Tam tersine.

Belediye temizlemekle, vatandaş kirletmemekle yükümlüdür.

Bu kadar basit.

Fakat bizim toplum olarak en büyük problemlerimizden biri, sorumluluğu sürekli başkasına yüklememiz.

Sahilde çekirdeği çitleyip kabuklarını kuma atan biziz.

İçeceğimizin şişesini denize yakın bir yere bırakan biziz.

Piknik yaptığımız yerde çöplerimizi bırakıp giden yine biziz.

Sonra da dönüp;

“Belediye neden temizlemiyor?”

diye soruyoruz.

Elbette belediye temizleyecek.

Ama belediye temizledikçe biz kirletiyorsak ortada temizlik değil, sonsuz bir temizlik döngüsü oluşur.

Birileri kirletecek.

Birileri temizleyecek.

Sonra yeniden kirletilecek.

Bunun adı çevre yönetimi değil.

Toplumsal sorumsuzluktur.

Sahil yalnızca bugün bizim değildir

Belki de meseleye biraz daha geniş bakmamız gerekiyor.

Bugün denize attığımız plastik şişe, yarın balığın midesine girebilir.

Bugün kuma bıraktığımız poşet, rüzgarla denize sürüklenebilir.

Bugün “Bir izmaritten ne olacak?” dediğimiz sigara izmariti, yarın yüzlerce insanın kullandığı bir sahilin görüntüsünü bozabilir.

Daha önemlisi, çocuklarımız bütün bunları görür.

Çocuklar nasihatlerden çok davranışları öğrenir.

Babası yere çöp atıyorsa çocuk da bunu normal kabul eder.

Annesi “Burası bizim değil” diyorsa çocuk da ortak alanı sahiplenmez.

Ama bir çocuk, ailesinin sahilden ayrılırken arkasını temizlediğini görürse başka bir kültür öğrenir.

“Burası benim değil” değil, “Burası benim de yaşadığım dünya” demeyi öğrenir.

İşte medeniyet biraz da budur.

Sahili temizlemek yetmez, temiz tutmayı öğrenmeliyiz

Bir belediye sahili sabah pırıl pırıl temizleyebilir.

Ama birkaç saat sonra aynı sahil çöplerle doluyorsa burada yalnızca belediyeyi eleştirmek ne kadar doğru ?

Elbette hizmet aksıyorsa hesap soracağız.

Çöp konteynerleri yetersizse söyleyeceğiz.

Temizlik personeli yetersizse sorgulayacağız.

Denetim yapılmıyorsa eleştireceğiz.

Gerekirse cezaların uygulanmasını isteyeceğiz.

Fakat bütün bunların yanında kendimize de şu soruyu sormalıyız;

“Ben bu şehrin, bu sahilin, bu denizin sahibi gibi mi davranıyorum; yoksa tüketicisi gibi mi?”

Çünkü kamu malı sahipsiz mal değildir.

Tam tersine…

Kamu malı, herkesin hakkıdır.

Bir sahili temiz tutmak aslında bir kültür meselesidir

Avrupa’da, başka ülkelerde sahillerin daha temiz olduğunu gördüğümüzde bazen hemen belediyeleri kıyaslıyoruz.

Oysa sadece belediyeleri değil, toplumsal davranışlarımızı da kıyaslamamız gerekir.

Çöp kutusunun yanına çöp bırakmakla çöp kutusunun içine çöp atmak arasında yalnızca birkaç adımlık mesafe vardır.

Ama aradaki fark bir ahlak ve sorumluluk farkıdır.

Çünkü mesele çöpün nereye atıldığı kadar, ortak yaşama nasıl baktığımızdır.

Bir başkasının hakkına saygı duyuyor muyuz?

Çocuğumuzun geleceğini düşünüyor muyuz?

Doğayı yalnızca kullanacağımız bir kaynak olarak mı görüyoruz?

Yoksa bize emanet edilmiş bir değer olarak mı kabul ediyoruz?

İşte asıl mesele budur.

Sahiller hepimizin, ama gelecek çocuklarımızın

Milas’tan Bodrum’a, Güllük’ten Ören’e, Akbük’ten Bafa’ya kadar bu coğrafyanın en büyük zenginliklerinden biri denizimiz ve kıyılarımızdır.

Turizm için de değerlidir.

Ekonomi için de.

Balıkçılık için de.

Ama hepsinden önce yaşam için değerlidir.

Bu nedenle sahiller üzerinden sadece “kim temizleyecek?” tartışması yapmak yetersizdir.

Asıl konuşmamız gereken şey şudur;

Nasıl bir toplum olmak istiyoruz ?

Çöpünü yere atmayan…

Ortak alanı kendi evi kadar önemseyen…

Kamu malını kendi malı gibi koruyan…

Denizi yalnızca yüzülecek bir alan değil, korunması gereken bir yaşam kaynağı olarak gören…

Çocuklarına güzel bir çevre bırakmayı görev bilen…

Bir toplum.

Bunun için belediye görevini yapacak.

Devlet denetleyecek.

Vatandaş sorumluluğunu yerine getirecek.

Okullar çevre bilinci kazandıracak.

Aileler örnek olacak.

Ve toplum olarak birbirimizi de uyaracağız.

Çünkü sahiller yalnızca belediyelerin değil.

Sahiller bizim.

Deniz bizim.

Kum bizim.

Orman bizim.

Ve hepsinden önemlisi…

Gelecek bizim çocuklarımızın.

Bugün sahile bıraktığımız her çöp, aslında onların geleceğinden eksilttiğimiz küçücük bir parçadır.

Bu yüzden artık “Sahilleri kim temizleyecek?” sorusunu biraz değiştirelim.

“Ben sahili neden kirletiyorum?”

diye soralım.

Çünkü temiz bir sahil için önce temizlik görevlisine değil, vicdanımıza ihtiyaç var.

Belediye temizlesin.

Devlet denetlesin.

Ama vatandaş kirletmesin.

Çünkü gerçek medeniyet, başkasının temizlemesini beklemeden kendi arkamızı temiz bırakabilmektir.

Sahiller Sahipsiz Değil.!!