1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ahmet Özger
  4. Sanatçısına Sahip Çıkan Şehirler Anlam Kazanır
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sanatçısına Sahip Çıkan Şehirler Anlam Kazanır

featured

Bir şehrin zenginliği sadece kaç kilometre yolunun olduğuyla, kaç tane yeni binasının yükseldiğiyle, kaç araçlık otoparkının bulunduğuyla ölçülmez.

Bir şehrin gerçek zenginliği bazen bir ressamın tuvalinde…

Bazen bir müzisyenin sesinde…

Bazen bir çocuğun tiyatro sahnesindeki ilk heyecanında…

Bazen bir şairin dizelerinde…

Bazen de yıllardır kimsenin fark etmediği bir sanatçının atölyesinde saklıdır.

Ve ben zaman zaman şu soruyu kendime soruyorum;

Milas kendi sanatçılarını gerçekten yeterince tanıyor mu?

Daha önemlisi…

Onlara hak ettikleri değeri veriyor mu?

Bu sorunun cevabını verirken kimseyi suçlamak niyetinde değilim.

Tam tersine…

Bu yazıyı bir eleştiri yazısından çok, bir farkındalık çağrısı olarak görmek istiyorum.

Çünkü Milas’ın yalnızca tarihi eserlerini değil, yaşayan kültürünü de korumamız gerekiyor.

Milas’ın taşları bize geçmişimizi anlatıyor.

Ama sanatçıları bize bugünü ve yarını anlatıyor.

İşte bu nedenle bugün dört isim üzerinden aslında çok daha büyük bir meseleyi konuşmak istiyorum.

Bunlardan ikisi, bugün üretmeye devam eden genç ve yerel sanatçılarımız: Deniz Debre ve Sude Demirli.

Diğer iki isim ise Milas’ın sanat hafızasında farklı alanları temsil eden değerler; Mehmet Nergiz ve Nazmi Yükselen.

Öncelikle şunu söyleyeyim;

Bu dört isim, Milas’ın bütün sanatçılarını temsil ediyor demek elbette mümkün değil.

Milas’ta daha nice sanatçı, müzisyen, ressam, şair, fotoğrafçı, tiyatrocu ve zanaatkar var.

Ama bazen bir konuyu anlatabilmek için birkaç hikayeden yola çıkmak gerekir.

DENİZ DEBRE: MİLAS’IN DUVARLARINA RENK KATAN BİR EMEK

Deniz Debre’nin hikayesi bana göre üzerinde özellikle durulması gereken hikayelerden biri.

2006 yılında Muğla Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nden mezun olan Debre, 2010 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nü tamamlamış. Bugün Milas Halk Eğitim’de usta öğretici olarak çalışmalarını sürdürüyor; kendi üretim atölyesinde karakalem ve yağlı boya çalışmaları yapıyor, çocuklar ve yetişkinler için atölyeler düzenliyor.

Üstelik onun sanatının sadece tuvalde kalmadığını da görüyoruz.

Yıllar önce Milas’taki elektrik trafolarının Türk motifleriyle buluşturulması çalışmalarında yer aldı. Nasrettin Hoca, Keloğlan ve yöresel figürlerin kullanıldığı çalışmalarla, sıradan bir trafoyu adeta küçük bir kültür alanına dönüştürdü.

Şimdi bir düşünün…

Her gün önünden geçtiğimiz bir elektrik trafosu, bir sanatçının elinde şehrin hikayesini anlatan bir yüzeye dönüşebiliyor.

İşte sanat biraz da budur.

Gördüğümüz şeyi değiştirmek değil sadece; baktığımız şeyi farklı görmemizi sağlamak.

Deniz Debre’nin yaptığı tam olarak bu.

Ve bana göre şehir yönetimlerinin burada çok önemli bir sorumluluğu var.

Yerel sanatçının sadece sergi açacağı günü beklemek değil, onun sanatını şehrin gündelik hayatına taşımak…

Duvarlara…

Meydanlara…

Parklara…

Okullara…

Kültür merkezlerine…

Kısacası şehrin kendisine…

SUDE DEMİRLİ: GENÇLİĞİN SESİ

Bir diğer isim ise genç bir sanatçımız; Sude Demirli.

Milaslı genç sanatçı Sude Demirli’nin hikayesi aslında bugün gençlere ne kadar alan açmamız gerektiğini de gösteriyor.

Demirli, müzikle 8 yaşında tanıştığını ve o zamandan beri şarkı söylediğini anlatıyor. 2024 yılında “Sarıyor mu?” adlı ilk single çalışmasını yayımladı. Ardından 2025 yılında “Dönemem Geri” isimli çalışması müzik platformlarında yerini aldı.

Üstelik dijital platformlardaki kayıtları, onun Milas kökenini de açıkça ortaya koyuyor.

Şimdi burada durup düşünelim.

Bir genç Milas’tan çıkıyor.

Müziğe çocuk yaşta başlıyor.

Kendi şarkılarını yayımlıyor.

Ve belki de yarın Türkiye’nin çok daha geniş kitleler tarafından tanınan sanatçılarından biri olacak.

Peki biz bugün onun hikayesinin neresindeyiz ?

Onu ne kadar tanıyoruz ?

Kaç Milaslı Sude Demirli’nin şarkısını dinledi ?

Kaç kişi onun yolculuğunu biliyor ?

Belki de mesele tam burada. Mesala yeni şarkısına bu hafta klip çekiliyor bilginiz varmı ?

Biz bazen başarıyı şehirden çıktıktan sonra fark ediyoruz.

Oysa bir sanatçının en büyük ihtiyacı, daha yolun başındayken yanında birilerinin olduğunu bilmektir.

Bir sahne…

Bir salon…

Bir afiş…

Bir konser…

Bir destek…

Bazen bir sanatçının hayatında sandığımızdan çok daha büyük bir anlam taşır.

MEHMET NERGİZ; SANATI SADECE ÜRETMEK DEĞİL, AKTARMAK

Dördüncü isim olarak benim özellikle dikkat çekmek istediğim kişi Mehmet Nergiz.

Çünkü Nergiz’in hikâyesinde yalnızca sanat üretmek değil, sanatı başkalarına aktarmak tarafı da var.

Milas Belediyesi’nin düzenlediği resim ve karikatür kurslarında öğrencilerle buluştuğunu, 60’ın üzerinde öğrencinin katıldığı çalışmalarda resim ve karikatür eğitimi verdiğini görüyoruz.

Ayrıca Milas’ın kültür-sanat hayatında farklı görevler üstlenmiş, yerel sanat ortamının içinde aktif olmuş bir isim.

Burada benim için önemli olan şu;

Sanatçı sadece eser üreten insan değildir.

Bazen bir çocuğun eline kalem veren insandır.

Bazen “Sen de yapabilirsin” diyendir.

Bazen kendisinden sonra gelecek kuşağın önünü açandır.

Bir şehir, sanatçısını sadece alkışlamamalı.

Onun bilgisinden de yararlanmalı.

Çünkü sanatın en büyük mirası, yalnızca eser değil; yeni sanatçılar yetiştirebilmektir.

VE NAZMİ YÜKSELEN…

Bu yazıda onun adını anmamak mümkün değil.

Çünkü bazı insanlar yaşadıkları şehrin sınırlarını aşar ve o şehrin adıyla birlikte anılır.

1926’da Milas’ta doğan Nazmi Yükselen, İstanbul, Ankara ve İzmir radyolarında görev yaptı, 42 plak doldurdu ve 1982 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Devlet Sanatçısı seçildi. Milas Belediyesi de onu Milas’ın yetiştirdiği önemli kültür insanlarından biri olarak anıyor.

“Ormancı”, “Bodrum Hakimi”, “Karaova Düğünü” ve “Şu Milas’ın İçinde” gibi eserlerle Milas’ın sesini Türkiye’ye taşıdı.

Nazmi Yükselen’in hikayesi bize aslında çok önemli bir şey söylüyor;

Bir şehir sanatçısını desteklediğinde, sanatçı sadece kendisini değil, şehrini de büyütür.

Bugün “Milas” dediğimizde Nazmi Yükselen’in adının akla gelmesi tesadüf değildir.

O, Milas’ın kültür elçilerinden biri olmuştur.

Peki biz bugün yeni Nazmi Yükselen’lerin yetişmesi için ne yapıyoruz ?

Asıl sorumuz bu olmalı.

SANATÇISINA DEĞER VERMEYEN ŞEHİR, KENDİ HAFIZASINI KAYBEDER

Bence artık Milas’ta kültür ve sanat konusunda başka bir anlayışa ihtiyacımız var.

Bir etkinlik olduğunda sanatçıyı hatırlayan değil…

Sanatçıyı yılın 365 günü şehrin bir parçası olarak gören bir anlayışa…

Neden Milas’ın yerel sanatçılarının tamamının yer aldığı bir “Milas Sanatçıları Envanteri” oluşturulmasın ?

Neden genç müzisyenlere düzenli sahne imkanı verilmesin ?

Neden ressamlarımızın eserlerinin sergileneceği sürekli bir galeri olmasın ?

Neden yerel sanatçılarımızın eserleri şehirdeki kamusal alanlarla buluşturulmasın ?

Neden okullarda Milaslı sanatçılarla öğrenciler bir araya getirilmesin ?

Neden yılda bir kez değil, 12 ay boyunca yerel sanat takvimi oluşturulmasın ?

Neden Milas’ın genç sanatçıları için bir destek programı hazırlanmasın ?

Bunlar milyonlarca liralık dev projeler olmak zorunda değil.

Bazen doğru düşünülmüş küçük bir destek, büyük bir sanat yolculuğunun başlangıcı olabilir.

Çünkü sanatçıya verilen destek sadece sanatçıya verilmiş değildir.

Şehrin geleceğine verilmiştir.

Bir ressama verilen alan, şehrin duvarlarına renk olarak geri döner.

Bir müzisyene verilen sahne, şehrin sesine dönüşür.

Bir yazara verilen fırsat, şehrin hafızasına dönüşür.

Bir çocuğa verilen sanat eğitimi ise belki 20 yıl sonra başka bir sanatçının doğmasına vesile olur.

İşte bu nedenle artık sanatçılarımıza bakışımızı değiştirmeliyiz.

Onları “etkinlik olduğunda sahneye çıkacak kişiler” olarak görmemeliyiz.

Onlar bu şehrin kültürel sermayesidir.

Milas’ın antik taşları nasıl korunması gereken bir mirassa, bugün bu şehirde üreten insanların yetenekleri de aynı şekilde korunması gereken bir değerdir.

Çünkü taşları koruyup insanları kaybederseniz, şehrin ruhunu eksiltirsiniz.

Ben Milas’ın geleceğini düşündüğümde sadece yeni yollar, yeni binalar, yeni parklar görmüyorum.

Bir de sahneler görmek istiyorum.

Galeriler…

Atölyeler…

Sokak sanatları…

Açık hava konserleri…

Tiyatrolar…

Gençlerin sanatla buluştuğu meydanlar…

Ve kendi şehrinde değer gördüğünü hisseden sanatçılar…

Belki de Milas’ın ihtiyacı olan şey tam olarak budur.

Kendi değerini önce kendi insanında aramak.

Deniz Debre’nin fırçasında…

Sude Demirli’nin sesinde…

Mehmet Nergiz’in çizgisinde…

Nazmi Yükselen’in türkülerinde…

Ve daha adını bile yeterince bilmediğimiz nice Milaslı sanatçının emeğinde…

Şunu artık kabul edelim;

Bir şehir sanatçısına değer vermiyorsa, aslında sadece bir sanatçıyı kaybetmiyor.

Kendi hikayesini kaybediyor.

Çünkü şehirleri şehir yapan yalnızca binalar değildir.

Şehirleri şehir yapan, o binaların arasında yaşayan insanların ürettikleri, söyledikleri, çizdikleri ve hayal ettikleridir.

Ve ben Milas’ın sadece tarihiyle övünen değil, sanatçılarıyla da gurur duyan bir şehir olmasını istiyorum.

Çünkü geçmişimize sahip çıkmak kadar, geleceğin sanatçılarını yetiştirmek de bizim görevimiz.

Nazmi Yükselen’i anmak güzel…

Ama asıl mesele, yeni Nazmi Yükselen’lerin ortaya çıkabileceği bir Milas yaratabilmek.

İşte o zaman gerçekten kültür şehri oluruz.

İşte o zaman Milas’ın sadece taşları değil, ruhu da korunmuş olur.

Sanatçısına Sahip Çıkan Şehirler Anlam Kazanır