1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mustafa ÖZKAN
  4. Çatal, Bahri Bey Azmağı
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Çatal, Bahri Bey Azmağı

featured

1977 yılının kış aylarının ortalarıydı. Milas-Güllük Dalyanı’nda kooperatif adına, kilo hesabıyla olta ile balık yakalıyor, böylece harçlığımı çıkarıyordum.

Bir gece önce, rüzgâr o günkünün yarısı şiddetinde olmasına rağmen kayığın üzerinde zor durmuş; balık da vurmayınca iyice üşümüş, daha fazla dayanamayıp balıkçı çardağına dönerek yatmıştım.

Sabah kalktığımda hava bir o kadar daha soğumuştu.

“Bugün balık avı olmaz.” diye düşünürken Hasan Billur yanıma geldi.

“Ördek avına gidelim mi?” diye sordu.

Bu teklifi hiç düşünmeden kabul ettim.

O zamanlar Güllük Dalyanı’nda kaptan olan rahmetli Sarı Hasan, sabah kahvaltısı için hâlâ tadına hiçbir yerde rastlamadığım lezzette bir levrek çorbası hazırlamıştı.

Bir yandan sıcak çorbalarımızı içerken, diğer yandan da avlanmak için nereye gideceğimizi konuşuyorduk. Sonunda, bu kuvvetli rüzgâr ve soğukta ördeklerin kuytu yerlere sığınacağını düşündük.

Yaşyer Köyü’nün önünden akan ırmak ile Ekinanbarı Köyü önünden gelen ırmağın birleştiği, halk arasında “Çatal” denilen yerin yanındaki Bahri Bey Azmağı’na gitmeye karar verdik.

Küçük Hasan büyük bir hevesle bir an önce avlağa varıp tüfeğini kullanmak istiyordu. Bunun da ayrı bir sebebi vardı. Birkaç gün önce kendisine yeni bir Belçika çift kırma tüfek almıştı.

Çorbalarımızı aceleyle içtikten sonra hemen hazırlanıp sandala bindik.

Menderes boyunca küreklere asıldık.

Avcılar arasında bazılarının “Bahri Bey Azmağı”, bazılarının ise “Besirik” dediği yere vardığımızda, bizim çıkardığımız seslerle azmağın içerisinden yüzlerce ördek havalandı.

Azmaktan kalkan ördekler birkaç yüz metre gittikten sonra yeniden çark edip geri döndüler. Belli ki rüzgârdan korunabilecekleri kuytu azmağa tekrar inmek istiyorlardı.

Küçük Hasan’ı azmağın tam ortasında bulunan küçük adacığa indirdim. Ben de ondan otuz-kırk metre kadar uzaktaki kamışlıkların arasına sandalı gizleyerek beklemeye başladım.

Soğuktan ellerim iyice üşümüştü.

Cebimden bir sigara çıkardım. Tam yakacakken kalabalık bir ördek alayı, havayı yırtarcasına sesler çıkararak üzerimizden geçti.

Ters geldikleri için ateş edememiştik. Üstelik heyecandan elimdeki çakmağı da düşürmüştüm. Sandalın içinde biriken suya düşen çakmak ıslandığı için bir türlü yanmıyordu.

Dudaklarıma aldığım sigarayı tekrar paketine koydum.

Çok beklemeden bir alay daha göründü.

Havada daireler çizerek iyice alçaldılar. Tam ikimizin arasından geçtikleri sırada, sanki ağız birliği etmiş gibi aynı anda tetiklere asıldık.

Alaydan beş ördek ayrılarak suya düştü. Kanadı kırık olarak düşenlerden birine Hasan bir fişek daha attı.

Ördeklerin gelişi aynı hızla devam ediyordu. Vurulanlar birer paçavra gibi suya düşüyordu. Bu hareketlilik aşağı yukarı bir saat sürdü.

Sonuçta oldukça bereketli bir av yapmıştık.

O günden sonraki yıllarda da Bahri Bey Azmağı’nda nice ördek ve balık avına çıktım. Bu nedenle Bahri Bey Azmağı’nın benim avcılık yaşamımda apayrı bir yeri vardır.

Aradan uzun yıllar geçti.

Artık o taraflara gitmiyorum.

Çünkü eski doğallığını yitirdi…

Ama ne zaman Çatal’ı, Bahri Bey Azmağı’nı ve o günleri hatırlasam; gözümün önüne kışın ayazı, kamışlıklar, Menderes boyunca çektiğimiz kürekler, gökyüzünü dolduran ördekler ve rahmetli Sarı Hasan’ın o eşsiz levrek çorbası geliyor.

Oraları anımsadığımda hep geçmişte yaşadığım o güzel günler düşüyor aklıma.

Bazı yerler yalnızca bir yer değildir.

İnsan ömrünün bir parçasıdır.

Hoşça kalın…

Çatal, Bahri Bey Azmağı