1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gülçin Erşen
  4. Niye toplumsal uzlaşı bu kadar zor?
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Niye toplumsal uzlaşı bu kadar zor?

featured

“Hepimiz aynı gemideyiz” sözünü, ülke halkı ve dünya insanlığı için sıkça kullanırım. Geçenlerde birisi bunun bir palavra olduğunu yazarak, bir karikatür paylaşmış. Karikatürde geminin üst tarafında rahat ve lüks içinde eğlenenler, altta da kürek çeken sefil görünümlü kişiler var. Dünyadaki eşitsizliği, haksızlıkları simgeleyen bu karikatür de aslında hepimizin aynı gemide olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Yani gemi batarsa, kimin kurtulup kimin öleceği tartışması bir yana, herkesin olumsuz etkileneceği bir gerçek.

Yıllar önce Prof. Dr. Süheyl Batum, yaptığımız bir telefon görüşmesinde, “Toplumu karpuz gibi ortadan ikiye böldüler…” dediğinde, “Hocam, ikiye bölseler gene iyi, dilim dilim ayırdılar, herkesi diğerine ötekileştirdiler, düşmanlaştırdılar” demiştim. Türkiye siyasetinde, toplumsal yaşamda, demokratik kitle örgütlerinde bunun sancılarına, özellikle gazeteci ve yönetici olarak yakından tanık oldum. Her kafadan bir ses çıkıyor, kimse diğerini doğru düzgün dinlemiyor; çünkü, önyargıyla kendi düşüncesini ya da doğrularını değiştirmek gibi bir niyeti de yok kimsenin. İşin acı tarafı; toplumun, genelin çıkarını savunduğunu düşünerek değil; kendi çıkarı, egosu, kompleksleri ve inadı yüzünden bir tarafı savunurken, karşı tarafı düşmanlaştırıyor.

Yereldeki somut birkaç örnekle anlatayım:

Geçenlerde Milas Boğaziçi köyünde, yasalara aykırı biçimde, toprakla doldurularak, araç yolu genişliğinde uzun bir set oluşturulan alanın yakınında, Yaban Hayatı ve Doğa Koruma Vakfı, Bargilya S.O.S Paydaşları ve Yaban Hayatı Eylem Grubu ortaklaşa bir basın açıklaması yaptı. Çevreciler adına basın açıklamasını Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı ve Emekli Büyükelçi Ahmet Süha Umar okudu ve soruları yanıtladı. Umar, belediyeleri de suçladığı açıklamasında özetle şunları söyledi:

“Ulusal Önemi Haiz Sulak Alan, Milas-Bargilya Kuş Cenneti, ulusal yasalar, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Cumhurbaşkanlığı kararları yok sayılarak yok edilmek isteniyor. Binlerce yıllık bir ekosistemin; yüzlerce kuş ve bitki, onlarca balık, sürüngen, memeli için hayati öneme sahip bir yaşam alanının; 2001 yılından bu yana ‘Önemli Kuş Alanı’ olarak kabul edilen bu ortak mirasın yok edilmesine izin verilemez. Bu muhteşem lagünü ve ekosistemi korumak, anayasadan, yasalardan ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan bir sorumluluk ve görevdir… Lagün ekosistemine müdahale, alanın molozla doldurulması, oradaki yaşamın sona erdirilmesi asla kabul edilemez…

14 Ağustos Cuma günü, önce Muğla Çevre İl Müdür Yardımcısı, sonra Çevre İl Şube Müdürü ile temas ettik… Çevre İl Müdürlüğü’nün de talebi üzerine, Boğaziçi Jandarma Karakolu görevlileri olay yerine giderek kanunsuz müdahaleyi durdurdular.  15 Ağustos Cumartesi sabahı da hafriyat kamyonlarını, dozerleri ve kepçeleri alandan çıkardılar. Bargilya Sulak Alanı’nın, Kuş Cenneti’nin yok edilmesi girişimi durduruldu. Yasaların kendilerine verdiği görevin sorumluluğu ile hemen müdahale ederek, kanunsuz eylemi durduran İl Çevre Müdürlüğü, Milas İlçe Jandarma Komutanlığına ve Boğaziçi Karakol Komutanlığına şükranlarımızı sunuyoruz.”

Bu yasadışı dolgu faaliyetine izin veren, göz yuman görevli ve sorumlu makamlar ve kişiler hakkında suç duyurularında bulunup konuyu yargıya taşıyacaklarını belirten Süha Umar, konuşmasını “Bizler bu toprakların koruyucusu, kuşlar ve yaban hayatı ise lagünün asıl sahipleridir. Haklarını kimse gasp edemez.” Diyerek bitirdi.

Bir ona bak, bir de buna!

Ancak, jandarma gözetiminde gerçekleştirilen basın açıklaması ve eylem sırasında, alanın doldurulmasını isteyen köylüler de ses yükselterek, “Bizi niye dinlemiyorsunuz, başımızda kasket var, köylüyüz diye mi!” şeklinde bağırarak, açıklamaya müdahale edip, basının ilgisini çektiler. Kameralar kendilerine dönüp, mikrofon uzatıldığında ise şöyle konuştular:

“Burayı kimin doldurduğu benim umurumda değil. Biz doldurulsun istiyoruz.  Burada eskiden de alçak bir set vardı. O yıkıldı, sular benim arazime girdi. Meram su doldu, hayvanlara verdiğim samanlar ıslandı. Ben arazimden, gelirimden oluyorum!”

Süha Bey, “Benim buradan hiçbir çıkarım yok. Burası doğal sit alanı, sen de tarımını hayvancılığını uygun koşullara göre yapacaksın, yerini ona göre seçeceksin” şeklinde yanıt verdi.

Ben de İkizköy, Akbelen’de yaşananları hatırlatıp, “Ya burası doldurulduktan sonra araziyi elinizden alıp, site, villa, alışveriş merkezi yapmaya kalkarlarsa?… diye sordum.

Gelen yanıtlar: “Kim alıyormuş? Burası benim arazim. Değerli değil ki… Bana ne kuşlardan, balıklardan… Ben onlardan önce buradaydım…”

İkizköy – Akbelen’de yıllardır köylüler, çevrecilerin desteğiyle evleri barkları, tarlaları, ağaçları, hayvanları, atalarının mezarları için direnirken, çoğu kez Jandarma’yı karşılarında buluyor… İlgili kamu kurumları, sözde kamu yararına, doğal ve tarihsel sit alanı özelliği taşıyan, ülke ekonomisi ve köylülerin yaşamı ve de toplumsal barış açısından önemli bir konuda, patronlar lehine, halkla uzlaşmaz bir tutum içinde.

Boğaziçi’nde yaşanan olay ve durum ise değişik; Jandarma, ilgili devlet kurumu, çevreciler aynı saftalar; yasal çerçevede ve kamu kurumlarının desteğiyle doğal SİT alanını koruyucu tavır almış. Bargilya Kuş Cenneti Doğal Sulak Alanı’na bu müdahale, aslında yetkisi olmayan Tarım Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün, Manisa 4. Bölge üzerinden verdiği izne dayanılarak, köylülerin talepleri üzerine başlatılmış.

Diğer bir çelişki; devletin iki ayrı kurumunun; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ve Tarım Orman Bakanlığı’nın müdürlüklerinin birbirine karşıt uygulamalarda rol oynaması.

“En kötü yasa ve kural; kuralsızlıktan iyidir”

İçinden geçtiğimiz ya da içimizden geçen “Karmaşa” (Kaos) dönemi, her alanda düzensizlik, kuralsızlık, şiddet, başına buyrukluk, belirsizlik, karamsarlık, mutsuzluk, umutsuzluk, hastalık, savaş, haksızlık, suç, pislik yayıyor.

Yunus Emre, “Sen doğru dur, eğri cezasını bulur” demiş. İyi de kimin doğrusu? Herkes kendi doğrusunu savunmaya meyilli.

Ölçüt şu olmalı: Benim ve genelin yararına (Buna diğer tüm canlılar dahil) olan iyidir, doğrudur; benim ve başkalarının, dünyanın genelinin zararına olan şey yanlıştır, kötüdür. Hem kendimiz hem de toplumun geneli için, cehaleti, bencilliği, kini, düşmanlığı ve öfkeyi giderici yönde çaba harcayalım, empati kuralım biraz.

Niye toplumsal uzlaşı bu kadar zor?