1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ahmet Özger
  4. Şehir Nefes Almalı
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Şehir Nefes Almalı

featured

Bir şehrin gelişmişliği sadece yaptığı yollarla, yükselen binalarla, açılan iş yerleriyle ya da artan nüfusuyla ölçülmez.

Bazen bir şehrin gerçek zenginliği; insanlarının hafta sonu ailesiyle birlikte gidebileceği, çocuklarının özgürce koşabileceği, yaşlılarının gölgede oturup sohbet edebileceği, gençlerinin arkadaşlarıyla vakit geçirebileceği yeşil alanların sayısında saklıdır.

İşte Milas’ın bugün ciddi anlamda ihtiyaç duyduğu konulardan biri de budur;

Mesire alanları…

Hem de bir tane değil.

Milas’ın farklı bölgelerinde, farklı ihtiyaçlara cevap verecek birkaç büyük ve nitelikli mesire alanına ihtiyacı var.

Çünkü bu şehir artık büyüyor.

Nüfusumuz artıyor, yapılaşma genişliyor, trafik yoğunlaşıyor. Betonun, asfaltın ve yapıların arasında yaşayan insanların nefes alabileceği alanlara duyduğu ihtiyaç ise her geçen gün biraz daha artıyor.

Bugün bir aile düşünün…

Hafta sonu geldiğinde çocuklarını alıp doğayla iç içe bir yere gitmek istiyor. Birkaç saatliğine şehirden uzaklaşmak, mangalını yapmak, çayını demlemek, çocuğunun oyun oynadığını görmek istiyor.

Peki nereye gidecek?

Milas’ın çevresinde elbette doğal güzelliklerimiz var. Ancak mesele yalnızca doğal güzelliklerin bulunması değil. Mesele, bu alanların halkın güvenli, düzenli, temiz ve ulaşılabilir biçimde kullanabileceği sosyal alanlara dönüştürülmesi.

Bizim ihtiyacımız olan şey, doğayı yok ederek yapılan betonlaşmış parklar değil; doğayla uyumlu, doğayı koruyan mesire alanlarıdır.

Örneğin Milas’ın farklı bölgelerinde birkaç büyük mesire alanı oluşturulabilir.

Bu alanların içerisinde çocuk oyun grupları, yürüyüş ve bisiklet yolları, piknik masaları, çeşmeler, lavabolar, otoparklar, engelli vatandaşlarımız için erişilebilir bölümler, spor alanları ve küçük sosyal tesisler bulunabilir.

Ama her şeyden önce ağaç olmalı.

Gölge olmalı.

Çim olmalı.

Toprak olmalı.

Kuş sesi olmalı.

Çocuk sesi olmalı.

İnsanların birbirleriyle sohbet edebileceği, telefonlarını bir kenara bırakıp birkaç saat hayatın gerçek tarafına dönebileceği alanlar olmalı.

Üstelik bu alanlar yalnızca piknik yapılan yerler olarak düşünülmemeli.

Bir mesire alanı aynı zamanda şehir yaşamının sosyal merkezi olabilir.

Hafta sonları kadınların el emeği ürünlerini satabileceği küçük stantlar kurulabilir. Yerel üreticiler kendi ürünlerini tanıtabilir. Milas’ın zeytini, zeytinyağı, balı, sabunu, el emeği ürünleri burada vatandaşla buluşabilir.

Çocuklar için doğa etkinlikleri düzenlenebilir.

Gençler için spor alanları oluşturulabilir.

Emekliler için dinlenme ve sohbet alanları yapılabilir.

Yerel sanatçılar için küçük açık hava etkinlikleri gerçekleştirilebilir.

Böylece mesire alanı yalnızca insanların yemek yiyip döndüğü bir yer olmaktan çıkar; Milas’ın sosyal hayatının bir parçası haline gelir.

Üstelik bunun için her şeyi sıfırdan icat etmeye de gerek yok.

Milas’ın doğası ve coğrafyası zaten bize çok önemli fırsatlar sunuyor.

Yeter ki doğru alanları belirleyelim.

Yeter ki uzun vadeli düşünelim.

Yeter ki “bir park daha yapalım” mantığından çıkıp “Milas’ın gelecek 50 yılını planlayalım” diyelim.

Çünkü bugün diktiğimiz bir ağacın gölgesinde belki 20 yıl sonra başka bir çocuk oynayacak.

Bugün oluşturduğumuz bir yürüyüş yolunda belki 30 yıl sonra başka bir Milaslı yürüyecek.

Bugün koruduğumuz bir doğal alan, yarın şehrin en kıymetli miraslarından biri olacak.

Burada belediyelere de önemli bir görev düşüyor.

Milas Belediyesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kamu kurumları birlikte hareket ederek “Milas Mesire Alanları Master Planı” hazırlayabilir.

Şehrin kuzeyinde bir alan…

Güneyinde bir alan…

Doğusunda bir alan…

Batısında bir alan…

Her biri farklı özelliklere sahip birkaç büyük mesire alanı…

Böylece vatandaşın saatlerce araç kullanmadan ulaşabileceği yeşil alanlar oluşturulabilir.

Üstelik bu alanların yapılması kadar korunması da önemlidir.

Çöpünü yere atanı denetlemeyen, tuvaletini temiz tutmayan, ağaçların bakımını yapmayan bir anlayışla dünyanın en güzel mesire alanını da yapsanız kısa sürede değerini kaybeder.

O nedenle temizlik, güvenlik, bakım ve işletme modeli en başından planlanmalıdır.

Belki bazı alanlar belediye tarafından işletilir.

Belki bazı bölümler kooperatiflere veya yerel üreticilere tahsis edilir.

Ama temel amaç değişmemelidir;

Milas halkının nefes alabileceği alanlar oluşturmak.

Çünkü şehir sadece binalardan ibaret değildir.

Şehir, insanın kendisini ait hissettiği yerdir.

Çocukların oynadığı sokaktır.

Komşuların selamlaştığı mahalledir.

Ailenin birlikte geçirdiği pazar günüdür.

Bir ağacın altında içilen çaydır.

Ve bazen hiçbir şey yapmadan oturup gökyüzüne bakabilmektir.

Milas’ın tarihi çok eski.

Kültürü çok güçlü.

Doğası çok güzel.

Ama geleceğin Milas’ını sadece geçmişimizle övünerek kuramayız.

Bugünün ihtiyaçlarını görüp yarının şehir planını bugünden yapmak zorundayız.

Milas’ın daha fazla betonlaşmaya değil, daha fazla nefes almaya ihtiyacı var.

Bu nedenle artık şehrin yöneticilerine, siyasetçilerine, bürokratlarına ve hepimize bir soru sormanın zamanı geldi;

Milas’ın kaç tane büyük, modern, doğal ve halkın ücretsiz ya da uygun maliyetle kullanabileceği mesire alanı var ?

Ve daha önemlisi:

Önümüzdeki 10, 20, 50 yıl için kaç tane planlıyoruz ?

Bence bu sorunun cevabı, Milas’ın geleceğine bakışımızı da gösterecektir.

Çünkü şehirler yalnızca yollarla büyümez.

Şehirler, insanlarına nefes alacak yer bıraktıkları zaman yaşanabilir hale gelir.

Milas’ın da artık nefes almaya ihtiyacı var.

Hem de birkaç derin nefese…

Çünkü bu şehir, içinde yaşayan insanlara “iyi ki Milas’tayım” dedirtecek yeşil alanları hak ediyor.

Şehir Nefes Almalı