1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ahmet Özger
  4. Hiç Uğruna Eriyoruz
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hiç Uğruna Eriyoruz

featured

“Günü kurtaran liderler için, gününü yok eden seçmenleriz vesselam.”

Bazen tek bir cümle, uzun uzun anlatılmak istenen bir gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.

Siyasette bugün için atılan adımlara bakıyor, yarının ne getireceğini yeterince düşünmüyoruz.

Bir yol yapılıyor, memnun oluyoruz.

Bir bina yükseliyor, “Hizmet geliyor” diyoruz.

Bir park düzenleniyor, fotoğrafını çekip alkışlıyoruz.

Bir yardım dağıtılıyor, teşekkür ediyoruz.

Bir seçim yaklaşınca verilen vaatleri dinliyor, çoğu zaman “Bugün bana ne verilecek?” sorusuna odaklanıyoruz.

Peki yarın?

Ya çocuklarımız?

Ya torunlarımız?

Ya bizden sonra bu şehirde, bu ülkede yaşayacak insanlar?

Onların nasıl bir şehirde, nasıl bir ülkede yaşayacağını hiç düşünüyor muyuz?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü siyaset yalnızca bugünü yönetmek değildir.

Siyaset, yarını inşa etme sanatıdır.

Gerçek lider, önündeki seçimi değil; önündeki nesilleri düşünendir.

Bugün için popüler olanı değil, yarın için gerekli olanı yapabilendir.

Bazen aldığı kararın alkışlanmayacağını bilse de doğru bildiğinden vazgeçmeyendir.

Çünkü günü kurtarmak kolaydır.

Asıl zor olan geleceği kurtarmaktır.

Bir siyasetçi bugününü kurtarabilir.

Bir proje açıklayabilir, temel atabilir, tören düzenleyebilir, kurdele kesebilir.

Ama bunların hiçbiri tek başına vizyon değildir.

Vizyon; bugün yapılan işin yarın neye dönüşeceğini görebilmektir.

Bir şehrin sadece bugünkü nüfusunu değil, 20 yıl sonraki nüfusunu hesaplamaktır.

Bugünün trafik sorununu çözmekle yetinmeyip 30 yıl sonra trafiğin nasıl olacağını düşünmektir.

Bugünün su ihtiyacını karşılamakla yetinmeyip 50 yıl sonra çocuklarımızın hangi kaynaklardan su içeceğini planlamaktır.

Bugün bir okul yapmak elbette önemlidir.

Ama asıl mesele, 20-30 yıl sonra hangi mesleklere ihtiyaç duyulacağını öngörüp çocuklarımızı ona göre yetiştirecek eğitim sistemini kurabilmektir.

Bugün birkaç ağaç dikmek güzeldir.

Fakat asıl mesele, gelecek nesillerin nefes alabileceği ormanları koruyacak bir anlayışı bugünden oluşturabilmektir.

İşte liderlikle yöneticilik arasındaki fark da burada ortaya çıkar.

Yönetici mevcut sorunları çözer.

Lider ise henüz ortaya çıkmamış sorunları görmeye çalışır.

Yönetici bugünün hesabını yapar.

Lider yarının hesabını da bugünden yapar.

Yönetici seçim dönemini düşünür.

Lider nesilleri düşünür.

Ve ne yazık ki biz seçmenler olarak çoğu zaman günü kurtaran siyasetçiyi ödüllendiriyoruz.

Sonra da yıllar geçince “Neden böyle oldu?” diye soruyoruz.

Oysa siyasetçinin ortaya koyduğu vizyon kadar seçmenin ortaya koyduğu talep de önemlidir.

Çünkü siyasetçi, seçmenin beklentisine göre şekillenir.

Eğer seçmen yalnızca kısa vadeli çıkar isterse, siyasetçi de kısa vadeli çözümler üretmeye yönelir.

Eğer seçmen “Bana bugün ne vereceksin?” diye sorarsa, siyasetçi de bugün ne verebileceğinin hesabını yapar.

Ama seçmen;

“Benim çocuklarım 30 yıl sonra nasıl yaşayacak?”

“Şehrimin suyu 50 yıl sonra yeterli olacak mı?”

“Tarım arazilerimiz korunacak mı?”

“Gençlerimiz burada iş bulabilecek mi?”

“Yaşlılarımız nasıl yaşayacak?”

“Ulaşımımız nasıl olacak?”

“Deprem olduğunda ne yapacağız?”

“Doğamızı nasıl koruyacağız?” diye sorarsa…

İşte o zaman siyasetçinin de düşünmek zorunda kalacağı ufuk değişir.

Çünkü iyi siyasetçi kadar, iyi seçmen de geleceği düşünendir.

Bazen siyasetçileri eleştiriyoruz.

Haklı olduğumuz noktalar da var.

Ama kendimize de sormamız gerekiyor;

Biz nasıl bir siyaset istiyoruz?

Sadece seçimden seçime bizi hatırlayan mı?

Yoksa seçimden sonra da bizim çocuklarımızı düşünen mi?

Bir sonraki seçimi kazanmak için proje yapan mı?

Yoksa bir sonraki neslin hayatını kolaylaştırmak için plan yapan mı?

İşte burada seçmenin sorumluluğu başlıyor.

Çünkü demokrasi yalnızca sandığa gidip oy kullanmak değildir.

Demokrasi aynı zamanda hesap sormaktır.

Takip etmektir.

Araştırmaktır.

Eleştirmektir.

Öneri sunmaktır.

Ve en önemlisi, siyasetten kısa vadeli menfaat değil, uzun vadeli gelecek istemektir.

Bir belediye başkanından sadece asfalt istemek kolaydır.

Ama “Bu şehrin 50 yıllık ulaşım planı nedir?” diye sormak daha değerlidir.

Sadece bugün suyun akmasını istemek kolaydır.

“Kuraklık arttığında 20 yıl sonra bu şehir susuz kalmayacak mı?” diye sormak gerçek vatandaşlıktır.

Sadece yeni binalar istemek kolaydır.

“Bu şehir çocuklarımızın yaşayacağı bir şehir olarak nasıl planlanıyor?” diye sormak ise vizyon talebidir.

Çünkü şehirler yalnızca binalardan oluşmaz.

Şehirler hafızadır.

Şehirler kültürdür.

Şehirler doğadır.

Şehirler ekonomidir.

Şehirler eğitimdir.

Şehirler sağlıktır.

Şehirler ulaşımdır.

Ve en önemlisi şehirler, içinde yaşayan insanların geleceğidir.

Bu nedenle siyasette artık günü kurtaran projelerden daha fazlasına ihtiyacımız var.

Bir yıllık değil, beş yıllık değil…

10, 20, 30, hatta 50 ve 100 yıllık düşünmeye ihtiyacımız var.

Çünkü bazı kararların sonucunu bugün değil, çocuklarımız görecek.

Bugün diktiğimiz bir ağacın gölgesinde belki biz oturmayacağız.

Bugün yaptığımız bir eğitim yatırımının meyvesini belki biz görmeyeceğiz.

Bugün koruduğumuz bir su kaynağından belki biz değil, torunlarımız faydalanacak.

Ama gerçek liderlik zaten biraz da budur.

Kendisinden sonrasını düşünmek…

Adını bir tabelaya yazdırmak değil, yaptığı işin gelecekte insanların hayatını kolaylaştırmasını sağlamaktır.

Bir siyasetçinin en büyük eseri, kendi döneminde ne kadar alkışlandığı değil; kendisinden sonra gelenlerin onun bıraktığı sağlam temeller üzerinde ne kadar rahat yürüyebildiğidir.

İşte bu yüzden artık hepimizin siyaset anlayışını değiştirmesi gerekiyor.

Liderlerden daha büyük düşünmelerini istemeliyiz.

Ama önce biz seçmenler daha büyük düşünmeliyiz.

Günü kurtaran projelere değil, geleceği kurtaran planlara talip olmalıyız.

Bugünkü menfaatimizi değil, yarının emanetini düşünmeliyiz.

Çünkü unutmayalım;

Günü kurtaran liderler için, gününü yok eden seçmenler olmaya devam edersek; geleceğimizi de bugünden tüketmiş oluruz.

Siyasetçiden asırlık vizyon bekliyorsak, seçmen olarak bizim de asırlık bir sorumluluk bilincine sahip olmamız gerekir.

Çünkü bir ülkenin geleceğini yalnızca liderler yazmaz.

O geleceğin nasıl olacağını, sandık başında verdiğimiz kararlarla bizler de belirleriz.

Ve belki de artık sormamız gereken en önemli soru şudur:

“Bugün bana ne vereceksin?” değil; “Benden sonraki nesillere nasıl bir gelecek bırakacaksın?”

İşte o soru sorulmaya başladığında…

Siyasetin dili değişir.

Liderlerin hedefi değişir.

Projelerin niteliği değişir.

Ve belki de en önemlisi…

Günü kurtarmaktan vazgeçip geleceği kurmaya başlarız.

Vesselam…

Hiç Uğruna Eriyoruz