Adı Sert, Huzuru Bambaşka
Bazen bir yerin adı sizi yanıltır. Daha gitmeden zihninizde bir resim oluşur. “Şeytan Yalısı” denildiğinde de insanın aklına ürkütücü kayalıklar, karanlık mağaralar ya da fırtınalı denizler geliyor. Oysa Bodrum’un saklı köşelerinden biri olan bu koya ilk adımınızı attığınızda anlıyorsunuz ki, şeytan burada değil; asıl şeytan, insanın bitmek bilmeyen hırslarında, doğayı hoyratça tüketen anlayışında saklı.
Şeytan Yalısı Koyu, Bodrum’un gürültüsünden uzak, Ege’nin bütün sadeliğini ve zarafetini içinde barındıran eşsiz bir doğa armağanı. Milas’tan yaklaşık bir saatlik bir yolculukla ulaşılabilen bu koy, sadece denize girmek için gidilecek bir yer değil; insanın kendi iç sesini yeniden duyabileceği nadir köşelerden biri.
Milas’tan yola çıkıyorsunuz. Yol boyunca zeytin ağaçları size eşlik ediyor. Asırlardır bu topraklara kök salmış o ağaçlar, sanki sessizce “acele etme” diyor. Çünkü doğanın telaşı yok. Telaş, sadece insana ait.
Şehir geride kaldıkça korna sesleri kayboluyor. Yerini kuşların sesi, rüzgarın uğultusu ve çam kokusu alıyor. İşte o an anlıyorsunuz; bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bir şehir değil, birkaç saatlik bir sessizlikmiş.
Şeytan Yalısı’na vardığınızda sizi ne devasa oteller karşılıyor ne de birbirine geçmiş şezlong sıraları… Karşınıza çıkan şey yalnızca doğa. Maviyle yeşilin birbirine sarıldığı, insan eli değdikçe değil, insan geri çekildikçe güzelleşen bir manzara…
Deniz öylesine berrak ki, sanki gökyüzü suyun içine düşmüş. Güneş ışıkları suyun altında dans ediyor. Küçük balıklar kıyıya kadar geliyor. Çakıl taşlarının arasından geçen dalgalar ise insana çocukluğunu hatırlatıyor.
Belki de bu yüzden doğa bize iyi geliyor. Çünkü çocukluğumuzun en güzel anıları betonların arasında değil; toprağın, denizin ve ağaçların arasında saklı.
Bugün tatil anlayışımız bile değişti. Kalabalıklar içinde dinlenmeye çalışıyoruz. Gürültünün ortasında huzur arıyoruz. Oysa huzur, satın alınabilecek bir şey değil. Huzur, bazen sabahın ilk ışıklarıyla sessiz bir koyda oturup denizi seyretmektir.
Şeytan Yalısı tam da bunu sunuyor.
Burada zaman yavaşlıyor.
Saatin kaç olduğu önemini kaybediyor.
Telefon çekmese de üzülmüyorsunuz.
Bildirimler susuyor.
İnsan yeniden kendisiyle konuşmaya başlıyor.
Ve belki de en çok buna ihtiyacımız var.
Çünkü çağımızın en büyük yoksulluğu para değil, sessizliktir.
Ne yazık ki biz insanlar güzel olan her yere aynı hatayı yapıyoruz. Önce keşfediyoruz, sonra kalabalıklaştırıyoruz, ardından betonlaştırıyoruz. Sonra da “Eskisi gibi değil.” diye şikâyet ediyoruz.
Oysa doğa bizden çok şey istemiyor.
Arkamızda çöp bırakmayalım.
Ağaçlara zarar vermeyelim.
Denizi kirletmeyelim.
Orman yangınlarına sebep olacak en küçük ihmali bile göstermeyelim.
Çünkü bir ağacın büyümesi onlarca yıl sürüyor; onu yok etmek ise birkaç dakikalık dikkatsizliğe bakıyor.
Muğla, Türkiye’nin en güzel coğrafyalarından biri. Milas ise bu güzelliğin tam kalbinde yer alıyor. Bafa Gölü, Labranda, İasos, Güllük Körfezi, zeytinlikler, çam ormanları ve sayısız koy… Dünyanın birçok ülkesi böyle bir zenginliğe sahip olabilmek için büyük yatırımlar yaparken biz, bazen elimizdekilerin değerini fark edemiyoruz.
Şeytan Yalısı bana bunu bir kez daha hatırlattı.
Asıl zenginlik; doğanın size sunduğu sessizliği duyabilmektir.
Asıl lüks; cam gibi bir denize bakarken hiçbir şey düşünmeden birkaç dakika geçirebilmektir.
Asıl mutluluk ise çocukların deniz kenarında kahkahalar atması, martıların gökyüzünde süzülmesi ve güneşin usulca ufka doğru yol almasını seyredebilmektir.
Hayat aslında bu kadar sade…
Belki de bu yüzden insan, en çok doğadayken kendine benziyor.
Şeytan Yalısı’nın adı sert olabilir; ama ruhu yumuşaktır. Oraya gittiğinizde sadece denize girmiş olmazsınız. Biraz yavaşlamayı, biraz şükretmeyi ve biraz da sahip olduğumuz güzelliklerin kıymetini bilmeyi öğrenirsiniz.
Dilerim çocuklarımız ve torunlarımız da yıllar sonra aynı berrak denizi görebilir, aynı çam kokusunu içine çekebilir ve aynı huzuru yaşayabilir. Bunun yolu ise doğayı tüketmekten değil, ona emanet gözüyle bakmaktan geçiyor.
Unutmayalım…
Doğa bize miras kalmadı.
Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık.
Ve Şeytan Yalısı gibi cennet köşeleri koruyabildiğimiz ölçüde, o emanete layık olabiliriz.

