Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İzaha Muhtaç Bir Çağ

İzaha Muhtaç Bir Çağ

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazen öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki insan, yaşadığı çağı anlamakta gerçekten zorlanıyor. Bir haber bitmeden yenisi geliyor, bir tartışma sona ermeden başka bir gündem başlıyor. O kadar hızlı yaşıyoruz ki düşünmeye fırsat bulamadan yeni bir tartışmanın içinde buluyoruz kendimizi.

Sonra dönüp şu soruyu soruyorum;

Acaba yaşadıklarımız gerçekten izaha mı muhtaç, yoksa artık ancak mizahla anlatılabilecek bir noktaya mı geldik?

İnsan, yaratılmışların en şereflisi olarak tarif edilir. Akıl verilmiştir, vicdan verilmiştir, merhamet verilmiştir. Fakat bazen öyle davranıyoruz ki sahip olduğumuz bu üstün özellikleri kendi ellerimizle değersiz hâle getiriyoruz.

Bir tarafta yapay zekayla insanlık yeni bir çağın kapısını aralıyor.

Uzay araştırmaları her geçen gün ilerliyor.

Tıp, yıllar önce hayal bile edemediğimiz hastalıklara çare arıyor.

Enerji, su ve iklim krizleri gibi insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren sorunlar kapımızı çalıyor.

Aslında bütün dünyanın ortak akılla çözmesi gereken onlarca mesele var.

Fakat biz çoğu zaman gerçek sorunlarımızı konuşmak yerine, günü kurtaran tartışmaların peşinden sürükleniyoruz.

En değerli sermayemiz olan zamanı, çoğu zaman birbirimizi tüketerek harcıyoruz.

Sonra dönüp kendi ülkeme bakıyorum.

Ve doğrusu, içim burkuluyor.

Çünkü bu topraklar çok daha iyisini hak ediyor.

Bugün hukuk konuşuyoruz.

Yarın ekonomi…

Ertesi gün eğitim…

Sonra sağlık…

Bir bakıyoruz ki aynı sorunlar yıllardır farklı isimlerle yeniden karşımıza çıkıyor.

Asıl mesele ise sorunların varlığı değil.

Hiçbir ülke problemsiz değildir.

Asıl mesele, sorunların çözülüp çözülmediğidir.

Bir ülkede vatandaşın adalet duygusu zedelenmeye başlarsa…

Eğitim sistemi sürekli değişiyor ama istenilen kaliteye ulaşılamıyorsa…

Ekonomik göstergeler ile vatandaşın pazarda, markette ve kirasını öderken hissettiği gerçeklik birbirini tutmuyorsa…

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor;

Biz nerede hata yapıyoruz?

Eğitim mesela…

Diplomaların sayısı artıyor ama düşünme kültürü aynı hızla gelişiyor mu?

Gençler bilgiye çok kolay ulaşıyor.

Peki bilgiyi analiz edebiliyorlar mı?

Sorgulayabiliyorlar mı?

Üretebiliyorlar mı?

Yoksa sadece ezberleyip unutuyorlar mı?

Çünkü eğitim; yalnızca sınav kazanmak değil, hayata hazırlanabilmektir.

Ekonomiye bakalım…

İnsanların en temel beklentisi zengin olmak değildir.

Alın teriyle çalışıp insanca yaşayabilmektir.

Barınma, ulaşım, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmektir.

Bir ülkede insanlar ay sonunu nasıl getireceğini düşünmek zorunda kalıyorsa, orada yalnızca ekonomik değil, sosyal bir mesele de vardır.

Siyasete bakalım…

İktidarların görevi sadece yönetmek değildir.

Eleştiriye kulak vermek, hesap verebilmek ve güven oluşturabilmektir.

Muhalefetin görevi ise sadece eleştirmek değildir.

Alternatif üretebilmek, umut verebilmek ve milletin karşısına gerçek çözümlerle çıkabilmektir.

Demokrasiler güçlü bir iktidar kadar güçlü bir muhalefete de ihtiyaç duyar.

Çünkü denge ve denetim ancak böyle sağlanabilir.

Toplum olarak belki de en büyük problemimiz, kişilere odaklanırken ilkeleri unutuyor olmamızdır.

İsimler değişiyor.

Makamlar değişiyor.

Partiler değişiyor.

Ama konuştuğumuz sorunların önemli bir kısmı değişmiyor.

O halde biraz durup düşünmek gerekiyor.

Acaba problemi kişilerde mi arıyoruz, yoksa sistemleri yeterince sorgulamıyor muyuz ?

Bir başka dikkat çekici nokta ise gündemin baş döndürücü hızı…

Her gün yeni bir operasyon…

Yeni bir tartışma…

Yeni bir polemik…

Elbette hukuk işleyecek, suç işleyen hesap verecektir.

Ancak toplum olarak bizim de şu refleksi kazanmamız gerekiyor;

Bir olay yaşandığında sadece sonucu değil, sebebi de sorgulamak…

Sadece bugünü değil, yarını da düşünmek…

Sadece söylenene değil, yapılana da bakmak…

Çünkü hakikat, çoğu zaman sloganlardan daha sessizdir.

İşte tam bu noktada mizah devreye giriyor.

Bu topraklar tarih boyunca yaşadığı sıkıntıları bazen bir fıkra ile, bazen bir karikatürle, bazen de bir hiciv ustasının kalemiyle anlatmıştır.

Mizah, sadece güldürmek değildir.

Mizah bazen toplumun aynasıdır.

Bazen de söylenemeyeni söylemenin en zarif yoludur.

Fakat kabul etmek gerekir ki bazı dönemlerde mizah bile yetersiz kalır.

Çünkü insanın vicdanı, gördüğü çelişkileri taşımakta zorlanır.

Tam da bu yüzden bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; öfke değil sağduyu, kutuplaşma değil ortak akıl, slogan değil çözüm üretme iradesidir.

Unutmayalım…

Bir şehri güzelleştiren sadece yolları, parkları veya binaları değildir.

O şehirde yaşayan insanların birbirine duyduğu saygıdır.

Bir ülkeyi güçlü yapan sadece ekonomisi değildir.

Adaletidir.

Eğitimidir.

Bilimidir.

Vicdanıdır.

Ve en önemlisi, karakter sahibi insanlarıdır.

Bu yüzden özellikle yerel yönetimlerden başlayarak, karar vereceğimiz her makamda kişilerin sadece söylediklerine değil, geçmişte ne yaptıklarına da bakmalıyız.

Çünkü seçimler yalnızca sandıkta yapılmaz.

Seçimler, vicdanda başlar.

Bir mahalle muhtarını seçerken gösterdiğimiz özen, aslında ülkenin geleceğine verdiğimiz değerin de göstergesidir.

Daha güzel bir Milas…

Daha adil bir Türkiye…

Ve daha yaşanabilir bir gelecek istiyorsak…

Şikâyet etmekle yetinmeyelim.

Düşünelim.

Sorgulayalım.

Üretelim.

Ve en önemlisi; hakikatin peşinden yürümekten hiçbir zaman vazgeçmeyelim.

Çünkü izaha muhtaç bir çağda yaşıyoruz.

Ama bu çağın en büyük ihtiyacı mizah değil; akıl, vicdan ve samimiyettir.

İzaha Muhtaç Bir Çağ