Güllük Körfezinde Duyulmayan Çığlık

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Bazı insanlar konuşur, bazı insanlar yazar, bazı insanlar ise yıllarca aynı kapıyı çalar. Eğer o kapı hiç açılmıyorsa, bir süre sonra insan ister istemez şu soruyu sorar: “Beni gerçekten duyan var mı?”

Geçtiğimiz günlerde önüme yıllar önce yazılmış resmi dilekçeler ulaştı. Güllük Körfezi’nin geleceğiyle ilgili kaygılarını dile getiren bir vatandaşın, farklı kurumlara gönderdiği başvurular… Satır aralarında yalnızca hukuki itirazlar değil, aynı zamanda bir çaresizlik de vardı. En dikkat çekici cümlesi ise şuydu;

“İlgili kurumlar kör, sağır ve dilsizler.”

Bu cümle elbette sert bir eleştiri. Ancak bu ifadeden daha önemli olan, bu noktaya neden gelindiğini sorgulamaktır.

Çünkü mesele yalnızca bir liman, bir iskele ya da tek bir yatırım değildir. Mesele, Güllük Körfezi’nin geleceğidir.

Kimse yatırım yapılmasın demiyor. Kimse istihdama karşı çıkmıyor. Milas’ın da Muğla’nın da kalkınmaya ihtiyacı olduğu açık. Ancak kalkınma ile koruma arasındaki dengeyi kuramadığımız gün, elimizde ne turizm kalır ne balıkçılık ne de gelecek nesillere bırakabileceğimiz bir doğa.

Bugün Güllük Körfezi; balıkçılığıyla, deniz ekosistemiyle, turizmiyle ve doğal güzellikleriyle yalnızca Milas’ın değil, Türkiye’nin önemli kıyı alanlarından biridir. Böyle bir bölgede yapılacak her yatırımın, en ince ayrıntısına kadar bilimsel raporlarla değerlendirilmesi gerekir.

Vatandaşın görevi soru sormaktır.

Devletin görevi ise bu sorulara açık, şeffaf ve tatmin edici cevap vermektir.

Eğer bir vatandaş yıllarca dilekçe yazıyor ve hala “Makul ve mantıklı bir cevap alamadım.” diyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken bir iletişim sorunu vardır. Belki kurumlar hukuka uygun hareket etmiştir, belki gerekli izinler alınmıştır. Ancak bunların kamuoyuna yeterince anlatılamaması da başlı başına bir eksikliktir.

Artık eski yönetim anlayışı geride kalmalıdır.

Günümüzün kamu yönetimi, “Biz yaptık oldu.” anlayışıyla değil; vatandaşını dinleyen, bilgilendiren ve ikna eden bir anlayışla hareket etmek zorundadır.

Güllük Körfezi hepimizin ortak mirasıdır.

Bir tarafta yatırımcıların beklentileri, diğer tarafta çevreyi ve yaşam alanlarını korumak isteyen insanların kaygıları var. Bu iki tarafı karşı karşıya getirmek yerine ortak akılda buluşturmak mümkündür.

Bugün yapılması gereken şey çok nettir.

Projelerin tüm teknik raporları, çevresel etkileri ve hukuki süreçleri kamuoyuna açık şekilde paylaşılmalıdır. Üniversiteler, meslek odaları, çevre uzmanları, balıkçılar, turizmciler ve bölge halkı aynı masada buluşmalıdır. Çünkü şeffaflık, güvenin temelidir.

Bir başka önemli nokta ise şudur;

Bir vatandaşın dilekçesine katılabilirsiniz ya da katılmayabilirsiniz. Ancak o vatandaşın sesini duymazdan gelmek doğru değildir. Demokrasi yalnızca sandıkta oy vermek değildir; gerektiğinde vatandaşın itirazını dinleyebilmektir.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur;

Yirmi yıl sonra çocuklarımız Güllük Körfezi’ne baktığında, “İyi ki korumuşlar.” mı diyecek, yoksa “Keşke zamanında sahip çıksalardı.” mı?

Bu sorunun cevabı yalnızca siyasetçilerin, bürokratların ya da yatırımcıların değil; hepimizin sorumluluğundadır.

Çünkü doğa, bir kişiye ya da bir kuruma ait değildir.

Doğa bize atalarımızdan kalan bir miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldığımız bir emanettir.

Ve emanetin hakkını vermek, hepimizin ortak görevidir.

Unutulmamalı ki ; Bizim sahip olduklarımız bizlere emanet olandan fazlası değildir. Bu gün emanetine sahip çıkamayanların yarın söz haklarıda olamayacaktır.

Hepimiz yaşadığımız çevreye anlam katmakla  sorumluyuz. Değer katmakla mükellefiz. En büyük günahımız anlamlandıramadığımız alanlardan doğar unutmamalıyız.!

Güllük Körfezinde Duyulmayan Çığlık