1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ahmet Özger
  4. Su mu Akıyor Adalet mi?
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Su mu Akıyor Adalet mi?

featured

Yaz mevsimi Muğla’da yalnızca sıcakları değil, aynı zamanda su tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Özellikle Milas ve Bodrum arasında yıllardır süren bir tartışma var: “Milas’ın suyu Bodrum’a gidiyor, peki Milas neden susuz kalıyor?”

Bu soru her yaz yeniden soruluyor. Ancak doğru cevabı bulabilmek için önce duygularla değil, gerçeklerle konuşmak gerekiyor.

Gerçek şu ki Bodrum’un içme suyu ihtiyacının önemli bir bölümü Milas sınırları içerisindeki kaynaklardan sağlanıyor. Geyik Barajı ve bölgesel iletim sistemi, uzun yıllardır Bodrum’un su arzında kritik bir rol üstleniyor. Bodrum’un yalnızca kendi yerel kaynaklarıyla yaz aylarında oluşan talebi karşılaması mümkün değil. Çünkü ilçenin nüfusu yaz sezonunda katlanarak artıyor; yüz binlerle ifade edilen kış nüfusu, turizm sezonunda birkaç katına ulaşıyor. Bu nedenle bölgesel su yönetimi teknik bir zorunluluk olarak görülüyor.

Ancak burada vatandaşın itiraz ettiği nokta suyun paylaşılması değil, paylaşımın adil olup olmadığıdır.

Çünkü aynı dönemde Milas’ın bazı mahallelerinde de su kesintileri yaşanıyor. Güllük başta olmak üzere birçok yerleşim yerinde vatandaş günlerce musluğundan su akmadığını dile getiriyor. İnsanların zihnindeki soru bu nedenle giderek büyüyor:

“Eğer suyun çıktığı ilçede yaşayan insanlar da susuz kalıyorsa, burada eksik olan nedir?”

Aslında bu sorunun cevabı tek bir cümlede saklı değildir.

Öncelikle kabul etmek gerekir ki su, artık sınırsız bir doğal kaynak değildir. Türkiye, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı bakımından “su stresi yaşayan ülkeler” arasında gösterilmektedir. İklim değişikliği, düzensiz yağışlar, artan sıcaklıklar ve kontrolsüz tüketim, her geçen yıl su yönetimini daha da zorlaştırmaktadır.

Muğla da bu tablodan bağımsız değildir.

Özellikle Bodrum gibi yaz aylarında nüfusu birkaç kat artan ilçelerde günlük su tüketimi olağanüstü seviyelere ulaşmaktadır. Evler, oteller, siteler, havuzlar, restoranlar ve turizm işletmeleri aynı altyapıyı kullanmaktadır. Kış aylarında yeterli görünen sistem, yazın ciddi bir baskıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Fakat işin yalnızca talep tarafını konuşmak da eksik kalır.

Çünkü diğer tarafta yıllardır dile getirilen bir gerçek daha vardır: Şebeke kayıpları.

Türkiye’nin birçok ilinde olduğu gibi Muğla’da da içme suyu şebekelerinde önemli miktarda kayıp ve kaçak yaşanmaktadır. Arızalanan ana isale hatları, eski borular ve sık sık meydana gelen patlaklar nedeniyle depolardan çıkan suyun önemli bir kısmı musluklara ulaşamadan kaybolmaktadır. Son yıllarda ana iletim hatlarının yenilenmesi için önemli yatırımlar yapılmasının temel nedeni de budur.

Dolayısıyla vatandaşın haklı olarak sorması gereken soru belki de şudur:

“Yeni su kaynakları aramadan önce mevcut suyu ne kadar verimli kullanabiliyoruz?”

Bir başka gerçek ise plansız büyümedir.

Bodrum yıllardır hızla büyüyor.

Yeni oteller açılıyor.

Yeni siteler yapılıyor.

Yeni yaşam alanları oluşturuluyor.

Ancak aynı hızda büyüyen su altyapısını görmek her zaman mümkün olmuyor.

Su kaynakları sınırlıyken nüfusun ve yapılaşmanın kontrolsüz şekilde artması, yalnızca Bodrum’un değil, tüm bölgenin geleceğini ilgilendiren bir sorun hâline geliyor.

İşte tam bu noktada Milaslı vatandaşın sesi daha güçlü çıkıyor.

Çünkü insanlar yalnızca bugün akan suyu değil, yarını düşünüyor.

“Çocuklarımız bu kaynaklardan yararlanabilecek mi?”

“Tarım için yeterli su kalacak mı?”

“Kuraklık daha da artarsa ne olacak?”

Bu soruların hiçbirisi popülist değildir.

Tam tersine, geleceğe ilişkin en gerçekçi sorulardır.

Peki çözüm nedir?

Çözüm, Milas ile Bodrum’u karşı karşıya getirmek değildir.

Çözüm, suyu siyasi tartışmaların malzemesi yapmak da değildir.

Asıl çözüm; bilimsel planlamadır.

Yeni su kaynaklarının devreye alınması…

İçme suyu şebekelerinin tamamen yenilenmesi…

Kayıp-kaçak oranlarının en aza indirilmesi…

Arıtılmış atık suların yeşil alan sulamasında daha yaygın kullanılması…

Yağmur suyu hasadı projelerinin teşvik edilmesi…

Turizm tesislerinde su verimliliği standartlarının sıkı şekilde uygulanması…

Ve en önemlisi, bölgenin taşıma kapasitesi dikkate alınarak yeni yapılaşmanın planlanması…

Çünkü mesele yalnızca bugün Bodrum’a ne kadar su verildiği değildir.

Mesele, on yıl sonra Milas’ın da Bodrum’un da yeterli suya sahip olup olmayacağıdır.

Su, belediyelerin tek başına çözebileceği bir konu değildir.

Bu mesele; merkezi idarenin, yerel yönetimlerin, ilgili kurumların, bilim insanlarının ve toplumun ortak aklıyla yönetilmesi gereken stratejik bir konudur.

Bugün Milas’ta yaşayan bir vatandaşın “Önce kendi ilçemin su güvencesi sağlansın.” demesi kadar doğal bir talep olamaz.

Aynı şekilde Bodrum’da yaşayan bir vatandaşın da musluğundan düzenli su akmasını istemesi en temel hakkıdır.

Bu iki talep birbirine rakip değildir.

Rakip olan; kuraklık, ihmalkârlık ve plansızlıktır.

Belki de artık “Milas’ın suyu Bodrum’a gidiyor.” cümlesini tekrar etmek yerine şu soruyu daha yüksek sesle sormalıyız:

“Muğla’nın suyu, geleceğe ne kadar hazırlanıyor?”

Çünkü gerçek adalet, suyun hangi ilçeye gittiğiyle değil; hiçbir ilçenin susuz bırakılmadığı bir düzen kurabilmekle ölçülür. İşte bugün yöneticilerin ve hepimizin önündeki en büyük sınav da budur.

Su mu Akıyor Adalet mi?