Bugün sizlerle bir dostumun benim hakkımdaki düşüncelerini paylaşmak istedim.
Buyrun bakalım beni nasıl anlatmış…
Bazı insanları tanımak için birkaç sohbet yeterlidir.
Bazı insanları ise yıllarca tanısanız bile tam olarak anlayamazsınız.
Çünkü bazı hayatlar, birkaç cümleyle anlatılabilecek kadar sade değildir.
Ahmet bir kitap gibidir.
Kapağına bakarak karar veremezsiniz.
Onu anlayabilmek için sayfalarını çevirmek, satır aralarına bakmak, bazen durup düşünmek gerekir. Çünkü her sayfasında başka bir mücadele, başka bir hayat dersi, başka bir kırılma ve yeniden ayağa kalkış vardır.
Ahmet’in hikâyesi Karadeniz’in Hopa’sında başladı.
Henüz hayatın ne olduğunu, insanın ne kadar değişebileceğini, şartların insanı nasıl şekillendirebileceğini bilmediği yıllarda İstanbul’a uzandı yolu.
Çocuk yaşta başlayan İstanbul hayatı; Küçüksu’dan Atakent’e, Esenler’den Çatalca’ya uzanan farklı duraklarla devam etti.
Her şehir, her mahalle, her insan ve her yaşanmışlık, kitabının başka bir sayfasını yazdı.
Sonra hayatın başka bir yüzüyle tanıştı.
Aile içindeki kırılmalar, anne ve babanın ayrılması, çocuk yaşta karşılaşılan zorluklar…
Bazı insanlar böyle dönemlerde hayata küser.
Bazıları ise yaşadıklarından kendisine bir yol çizer.
Ahmet ikinci yolu seçti.
Hayat ona hiçbir şeyi hazır sunmadı.
Bakkallık yaptı.
Depoda çalıştı.
Tedarik ve muhasebe işlerinde sorumluluk aldı.
İnşaat sektörünün içinde yıllarını geçirdi.
Yıllarca çalıştı, öğrendi, hata yaptı, yeniden öğrendi.
1998’lerden başlayan çalışma hayatı, yıllar içinde ona sadece meslek kazandırmadı; insan tanımayı, hayatı okumayı ve emeğin değerini öğretti.
Çünkü insanın karakteri çoğu zaman makam odalarında değil, hayatın mutfağında şekillenir.
Ahmet’in kitabında da en çok okunan sayfalar belki de bu sayfalardır.
Alın teri vardır.
Mücadele vardır.
Yoklukla, imkânsızlıkla, hayatın önüne çıkardığı engellerle mücadele vardır.
Ama bir şey daha vardır:
Vazgeçmemek.
Çünkü bazı insanların hayatında başarı, hiç düşmemek değildir.
Başarı, her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.
Ahmet’in hikâyesinde de düşüşler vardır.
Kırgınlıklar vardır.
Hayal kırıklıkları vardır.
Ama kitabın hiçbir bölümünde “vazgeçtim” cümlesi uzun süre kalıcı olmamıştır.
Çünkü yeni bir sayfa her zaman vardır.
Bugün Ahmet’in hayatına baktığınızda yalnızca geçmişte yaşanmış olayları görmezsiniz.
Bir insanın zaman içerisinde nasıl değiştiğini, olgunlaştığını ve hayata bakışının nasıl derinleştiğini de görürsünüz.
Bugün onun için para, makam veya şöhret hayatın merkezinde değildir.
Onun için daha önemli kavramlar vardır:
Ahlak, adalet, liyakat, merhamet, empati, dürüstlük, sevgi ve saygı.
Belki de hayatın ona öğrettiği en büyük derslerden biri budur.
İnsan ne kadar kazanırsa kazansın, karakterini kaybettiğinde aslında kaybetmiştir.
Ne kadar yükselirse yükselsin, insanları küçümsemeye başladığında aslında küçülmüştür.
Bu yüzden Ahmet’in hayat felsefesini anlatan cümlelerden biri şudur:
“Nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmemek.”
Bu sadece güzel kurulmuş bir cümle değildir.
Yaşanmışlıkların içinden çıkmış bir duruştur.
Çünkü hayat insana zaman zaman tercih yapmayı zorunlu kılar.
Menfaat mi, onur mu?
Kolay yol mu, doğru yol mu?
Susmak mı, doğruyu söylemek mi?
Ahmet’in kitabında bu soruların cevapları her zaman kolay değildir.
Ama yön bellidir:
İnsan, sahip olduğu makamdan önce sahip olduğu karakteri korumalıdır.
Bugün onun hayatında bir başka önemli sayfa ise Milas’tır.
Milas sadece yaşadığı bir şehir değil, düşüncelerinin ve hayallerinin büyüdüğü bir yerdir.
Bir şehrin sadece binalardan, yollardan ve nüfustan ibaret olmadığını düşünür.
Ona göre şehir; insanıyla, ahlakıyla, kültürüyle, tarihiyle, doğasıyla ve geleceğe bıraktığı mirasla anlam kazanır.
Bu nedenle suyu konuşur.
Altyapıyı konuşur.
Turizmi konuşur.
Trafiği konuşur.
Çevreyi konuşur.
Gençleri, eğitimi, meslek sahibi olmayı, sosyal alanları konuşur.
Çünkü onun kitabında artık sadece “Ben” yoktur.
“Biz” vardır.
Bir insanın hayatındaki en önemli dönüşümlerden biri de budur:
Kendi hayatını düşünürken toplumun hayatını da düşünmeye başlamak.
Ahmet’in bugün yapmak istediği de aslında budur.
Kendisine bir makam aramak değil, yaşadığı yere bir değer katabilmek.
İnsanların sorunlarını dinlemek.
Yanlış gördüğünü söylemek.
Doğru olduğuna inandığı şeyin arkasında durmak.
Bazen anlaşılmamak pahasına konuşmak.
Çünkü insanın hayatında öyle bir dönem gelir ki, susmak artık huzur değil, vicdan yükü olur.
İşte Ahmet’in kitabı tam da burada başka bir bölüme geçer.
Bu bölümün adı belki “Mücadele”, belki “Yol Bitmedi” olabilir.
Çünkü hikâye henüz tamamlanmış değildir.
Daha yazılacak sayfalar vardır.
Daha kurulacak hayaller, dokunulacak gönüller, anlatılacak hikâyeler vardır.
Ve belki de Ahmet’i anlatmanın en doğru yolu şudur:
O, yaşadıklarından şikâyet ederek değil, yaşadıklarından anlam çıkararak yürümeye çalışan bir insandır.
Hataları vardır.
Eksikleri vardır.
Kırıldığı insanlar, kırdığı insanlar olmuştur.
Ama bütün bunların arasında insan kalmaya, gönül gözüyle bakmaya, iyilikleri unutmamaya ve kötülükleri büyütmemeye çalışmaktadır.
Çünkü insan olmak kusursuz olmak değildir.
Kusurlarına rağmen iyiye yürümeye devam etmektir.
Bu yüzden…
Ahmet bir kitap gibidir.
Bazı sayfaları kolay okunmaz.
Bazı bölümleri insanı düşündürür.
Bazı satırlarında hüzün vardır.
Bazılarında mücadele.
Bazılarında umut.
Ama kitabın en güzel tarafı şudur:
Son sayfası henüz yazılmamıştır.
Çünkü Ahmet’in yolu bitmemiştir.
Ve belki hayatın en güzel tarafı da budur.
İnsan, yaşadığı sürece kendisini yeniden yazabilir.
Dün ne olduğundan daha önemlisi, yarın ne olmayı seçtiğidir.
Ahmet’in kitabında ise hâlâ yazılmayı bekleyen çok sayıda sayfa vardır.
Ve o sayfaların başlığını tek bir cümleyle özetlemek mümkündür:
“Yol bitmedi…”

