1. Haberler
  2. YEREL HABERLER
  3. Beyazın Ve Hüznün Milaslı Ustası: Turan Erol

Beyazın Ve Hüznün Milaslı Ustası: Turan Erol

Amelebaşılıktan akademinin zirvesine uzanan bir sanat yolculuğu

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
SELO 101

Türk resim sanatının duayen isimlerinden Turan Erol, yalnızca ulusal ve uluslararası müze koleksiyonlarında yer alan paha biçilmez eserler bırakmadı. Kendi özel beyazını yaratan, Anadolu’nun hüznünü ve dinginliğini tuvale taşıyan usta sanatçı; yokluklar içinde başlayan ve amelebaşılıktan profesörlüğe uzanan, adeta bir film şeridini andıran yaşam öyküsüyle de iz bıraktı.

Yazıdan resme uzanan ilk heves

Turan Erol’un sanat yolculuğu, sanılanın aksine resimle değil, edebiyat ve yazıyla başladı. Menteşe İlkokulu’nda okuduğu yıllarda, o dönem “tahrir” olarak adlandırılan Türkçe derslerindeki kompozisyon yeteneğiyle dikkat çekti.

Öğretmeni Kadri Akalın, bu yeteneği fark ederek Turan Erol’un yazısını Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen bir yarışmaya gönderdi. Küçük Turan’ın “İnsanın ekonomisinden toplumların ekonomisi doğar” düşüncesiyle kaleme aldığı kompozisyon birinciliğe layık görüldü. Kendisine ödül olarak bakanlık imzalı belgesel kitaplar gönderildi.

O yıllarda Milas’taki Kitapçı Şefik Ağabey’in dükkânından emanet aldığı romanları okuyan, Halkevi Kütüphanesi’ni adeta ikinci evi haline getiren Turan Erol, gelecekte büyük bir yazar veya edebiyatçı olmayı hayal ediyordu. Ancak öğretmeninin incelemesi için verdiği “Güzel Sanatlar” ve “Ülkü” dergileri, hayatının yönünü değiştirdi.

“Oğlumu boyacı mı yapacaksın?”

Ortaokul yıllarında resim öğretmeni Zeki Boran’ın desteğiyle Turan Erol’un resme olan yeteneği daha da belirginleşti. Annesi, oğlunun sanatla ilgilenmesine karşı çıkarak öğretmenine, “Oğlumu boyacı mı yapacaksın Nihat?” diye sitem ediyordu. Babası İsmail Erol da onun ressam olma isteğine sıcak bakmıyordu.

Zeki Öğretmen, Turan Erol ile arkadaşı Nihat Karaca’nın resimlerini İstanbul Eminönü Halkevi’nde düzenlenen bir sergiye götürdü. İkinci Dünya Savaşı’nın en zorlu günleriydi. Karartma uygulamaları nedeniyle her akşam bir limana demirleyen şileple Güllük’ten İstanbul’a yapılan ve yaklaşık bir hafta süren yorucu yolculuk, Turan Erol’un resim tutkusunun ne kadar güçlü olduğunun ilk göstergelerinden biriydi.

Meserret Oteli’ndeki baba-oğul hesaplaşması

Ortaokulun ardından İzmir Lisesi’ne başlayan genç Turan’ın tek hedefi, İstanbul’daki Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmekti. Oğlunun ressam olma isteğini öğrenen babası İsmail Erol, onu bu kararından vazgeçirmek için Milas’tan İzmir’e gitti.

Konak’taki tarihî Meserret Oteli’nin bir odasında akşam başlayan baba-oğul tartışması, sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü. Babası ona şöyle seslendi:

“Ressam olacaksın da ne olacak? Gidip İstanbul’da serseri mi olacaksın? Gel, sana Milas’ta dükkân açayım, ticarete gir.”

İsmail Erol, oğluna yüklü bir sermaye teklif etti. Ancak Turan Erol, sanat yolundan vazgeçmedi ve önüne sunulan bütün maddi imkânları geri çevirdi.

Akademi parası için amelebaşılık yaptı

Güzel Sanatlar Akademisi’ne gidebilmek için kendi parasını kazanması gerekiyordu. Milas’a dönen Turan Erol, önce Kırcağız Köyü İlkokulu’nda vekil öğretmen olarak çalışmaya başladı. Daha sonra bölgede etkili olan sıtmayla mücadele çalışmalarına katıldı.

Bataklıkların kurutulması için kazma ve kürekle çalışan işçilerin başında amelebaşılık yaptı. Akşamları ise fotoğrafları kareleme yöntemiyle büyüterek portreler çizdi. Milas Kaymakamı’nın verdiği görevle köylerin yol ve yön levhalarını yazdı.

Ekmek ve gazın karneyle dağıtıldığı kıtlık yıllarında alın teriyle para biriktirdi. Sonunda babasını da ikna ederek Güzel Sanatlar Akademisi sınavlarına girmek üzere İstanbul’a gitti. Sınavı en yüksek puanla kazanarak akademi öğrencisi oldu.

Bedri Rahmi Eyüboğlu ile tanışması

İstanbul’a ulaştığında ilk işi, büyük hayranlık duyduğu Bedri Rahmi Eyüboğlu ile tanışmak oldu. Salıpazarı Apartmanı’nın dördüncü katındaki atölye eve gittiğinde Bedri Rahmi, şövalesinin başında çalışıyordu. Usta ressam, karşısındaki azimli Milaslı genci sıcaklıkla karşıladı.

Turan Erol, 1946 yılında kurulan ve Türk resminde Doğu-Batı sentezini savunan “Onlar Grubu”nun kurucu üyeleri arasında yer aldı. Grup, ilk sergisini Güzel Sanatlar Akademisi’nin yemekhanesinde açtı. Serginin girişinin bir yanına El Greco’dan bir figür, diğer yanına ise geleneksel bir Türk kilimi motifi asıldı.

Bu düzenleme, Batı’nın tekniğinden yararlanırken Anadolu’nun öz değerlerinin ve halk sanatının göz ardı edilmeyeceğini anlatan görsel bir bildiri niteliğindeydi.

Sanat ve edebiyat dünyasının devleriyle aynı sofrada

Turan Erol, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Narmanlı Han’daki atölyesinde gerçekleştirilen ünlü perşembe sohbetlerinin değişmez konukları arasındaydı. Sait Faik Abasıyanık, Orhan Veli, Sabahattin Ali ve Ruhi Su gibi dönemin önemli sanatçı ve edebiyatçılarıyla aynı sofrayı paylaştı.

Kadife gibi sesiyle söylediği Ege türküleri büyük beğeni topladı. Nedim Otyam’ın teşvikiyle İstanbul Radyosu’nda iki yıl boyunca canlı yayınlanan solo türkü programları yaptı.

Diyarbakır’da sanatın izini bıraktı

Akademiden mezun olup askerlik görevini tamamladıktan sonra Diyarbakır Lisesi’ne resim öğretmeni olarak atandı. Öğrencilerine sanatı sevdirmek amacıyla tiyatro geceleri düzenledi ve “Yudum” adında bir dergi çıkardı.

Şair Cahit Sıtkı Tarancı’yı hasta yatağında ziyaret etti, onun adına anma programları hazırladı. Diyarbakır’da heykel sanatına yönelik farkındalık oluşturmak için İstanbul’daki dostu Sabahattin Eyüboğlu’na mektuplar yazdı. Maya Galerisi’nden alçı döküm büstler getirterek öğrencilerinin sanat eserleriyle tanışmasına öncülük etti.

Louvre’da bir Türk ressam

Kazandığı bursla Paris’e giden Turan Erol, Louvre Müzesi’nde çalışabilmek için Fransız Müzeler Genel Müdürlüğüne özel bir dilekçe sundu. Kendisine, müzedeki önemli eserlerin karşısında şövale kurarak çalışma izni verildi.

Goya’nın “Marquise de Solana” adlı tablosunun karşısına geçerek eserin bir kopyasını yaptı. Çalışması sırasında müzeyi gezen Avrupalı ziyaretçilerin, “Bir Türk resim mi yapıyor?” şeklindeki şaşkınlıklarına tanıklık etti.

Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı bu çalışma, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonuna alındı.

“Ben hüznün resmini yaptım”

Akademik yaşamında profesörlüğe kadar yükselen Turan Erol, Anıtkabir’deki “Bomba Sırtı Olayı” panosu başta olmak üzere çeşitli kamu binalarına büyük ölçekli mozaik eserler kazandırdı. Buna rağmen alçak gönüllü kişiliğinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Yazılarında ve günlük yaşamında “Prof. Dr.” unvanını kullanmak yerine yalnızca “Turan Erol” olarak anılmayı tercih etti.

Usta sanatçı, resim anlayışını şu sözlerle anlatıyordu:

“Ben kabul edilmiş güzelliklere düşkün biri değilim. Güzel bir deniz, fıstık çamları veya gonca güller gibi basmakalıp manzaraları değil; bir enginar çiçeğini, bir tekne kaburgasını veya bir zeytin ağacını resmetmeyi tercih ederim. Benim resimlerimde bu toprakların hüznü, dinginliği ve yalnızlığa sığınışı vardır.”

Milas’ta adına yarışma düzenlendi

Üyesi olduğu Milas Sanatçılar Derneği tarafından 2007 yılında “Turan Erol Resim Yarışması” düzenlendi. Ancak yarışmaya yeterli katılım sağlanamayınca Turan Erol’un da onayıyla bütün katılımcıların eserleri Atapark’ta sergilendi.

Milas’ın Akdağ düzlüklerinden çıkarak Türk resim sanatının zirvesine ulaşan Turan Erol; eserleri, sanat anlayışı ve mücadelelerle dolu yaşamıyla gelecek kuşaklara ışık tutmayı sürdürüyor.

Beyazın, hüznün, dinginliğin ve Anadolu’nun Milaslı ustası Turan Erol’u saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.

Beyazın Ve Hüznün Milaslı Ustası: Turan Erol
KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.