Milas’ın Sırası Geldi

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Bir şehrin büyüklüğü yalnızca nüfusuyla ölçülmez.

Kaç bina dikildiğiyle, kaç yol yapıldığıyla, kaç araç geçtiğiyle de ölçülmez.

Bir şehrin gerçek büyüklüğü; sahip olduğu değerleri ne kadar koruduğu, ne kadar geliştirdiği ve bu değerleri dünyanın ne kadarına anlatabildiğiyle ölçülür.

Peki Milas bugün bulunduğu yerden daha ileride olabilir mi ?

Elbette olabilir.

Hatta bana göre Milas’ın olması gereken yer, bugün bulunduğu yerin çok ötesindedir.

Çünkü Milas sıradan bir ilçe değildir.

Binlerce yıllık bir medeniyetin üzerinde oturuyoruz.

Mylasa burada.

Hekatomnos burada.

Labranda burada.

Euromos burada.

Beçin burada.

İasos burada.

Herakleia ve Bafa burada.

Ören burada.

Zeytin burada.

Zeytinyağı burada.

Milas halısı burada.

Köylerimiz, insanımız, mutfağımız, doğamız, denizimiz burada.

Peki bütün bunların karşılığı ne ?

Dünyada Milas denildiğinde kaç insanın aklına bunlar geliyor?

İşte asıl sorumuz bu.

Çünkü mesele sahip olmak değil.

Sahip olduğumuz değerleri dünyaya anlatabilmek.

Bugün dünyanın birçok şehrinde, Milas’ın sahip olduğu tarihî değerlerin çok daha azına sahip yerler, kendilerini öyle bir anlatıyorlar ki dünyanın dört bir yanından insanlar oraları görmek için sıraya giriyor.

Biz ise bazen elimizdeki değerin yanından geçip gidiyoruz.

Beçin’in UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde olması önemli bir kazanımdır.

Ama bunu yalnızca “Beçin UNESCO listesinde” diyerek bırakmak yeterli değildir.

Beçin’i Mylasa’ya bağlamamız gerekir.

Mylasa’yı Hekatomnos’a…

Hekatomnos’u Labranda’ya…

Labranda’yı Euromos’a…

Euromos’u Bafa’ya…

Bafa’yı Herakleia’ya…

İasos’u, Güllük’ü ve Ören’i de bu büyük hikâyenin içine katmamız gerekir.

Çünkü Milas’ın asıl zenginliği tek bir antik kentte değil, birbirine bağlanabilecek yüzlerce yıllık bir medeniyet zincirindedir.

Ben artık Milas’ı sadece “turizmden pay alalım” anlayışıyla konuşmak istemiyorum.

Bizim hedefimiz daha büyük olmalı.

Milas’ı dünyanın tanıdığı bir medeniyet şehri haline getirmek.

Bunun için bir “Milas 2035” hedefi ortaya koyabiliriz.

Önümüzde yaklaşık on yıl var.

Bu on yılda Milas’ın kaderini değiştirecek işler yapabiliriz.

Örneğin Milas’ta bir Dünya Medeniyetleri Merkezi kurabiliriz.

Dünyanın farklı ülkelerinden tarihçileri, arkeologları, akademisyenleri Milas’a davet edebiliriz.

Her yıl uluslararası bir Karia Medeniyetleri Kongresi düzenleyebiliriz.

Milas’ı Karia araştırmalarının dünyadaki merkezlerinden biri haline getirebiliriz.

Neden olmasın?

Bugün bazı şehirler sahip oldukları tek bir tarihî yapı üzerinden dünya markası olmuşken, biz neden binlerce yıllık bir medeniyet coğrafyasına sahip olduğumuz halde bunu başaramayalım?

Bir başka mesele de turizm.

Milas’a gelen insanı bir antik kente götürüp geri göndermemeliyiz.

Bir turist Milas’a geldiğinde en az birkaç gün kalmalı.

Sabah Mylasa’yı gezmeli.

Öğlen Milas mutfağını tatmalı.

Akşam kültürel bir etkinliğe katılmalı.

Ertesi gün Euromos’u görmeli.

Sonra Labranda’ya gitmeli.

Bafa’da doğayla buluşmalı.

Beçin’i gezmeli.

İasos’a inmeli.

Ören’de denizle buluşmalı.

İşte buna turizm rotası denir.

Bizim ihtiyacımız olan şey, birbirinden kopuk turizm noktaları değil;

tek bir Milas hikâyesidir.

Üstelik bunu yalnızca tabelalarla yapamayız.

Teknolojiyi de kullanmalıyız.

Bugün gençlere “burada 2 bin yıl önce şu yapı vardı” dediğimizde belki ilgisini çekmiyor.

Ama telefonunu o yapıya tuttuğunda antik kenti birkaç saniye içinde yeniden canlandırırsak başka.

Dijital Mylasa projesiyle geçmişi bugünün teknolojisiyle buluşturabiliriz.

Çocuklarımız tarihi kitaplardan öğrenirken, dünyanın öbür ucundaki bir insan da telefonundan Mylasa’yı gezebilir.

Milas’ın bir başka büyük değeri de zeytin.

Neden dünyanın zeytinyağı üreticilerini Milas’ta buluşturmayalım?

Neden uluslararası bir Milas Zeytinyağı Forumu düzenlemeyelim ?

Neden dünyanın önemli zeytinyağlarının yarıştığı bir organizasyonun adı Milas olmasın?

Zeytinimizi sadece üretip satmak yerine, Milas markasıyla dünyaya tanıtamaz mıyız?

Gastronomide de aynı şeyi yapabiliriz.

Milas’ın yemeklerini kayıt altına alabiliriz.

Yöresel ürünlerimizi markalaştırabiliriz.

Hatta geçmişten gelen Karia mutfağını araştırıp yeniden ortaya çıkarabiliriz.

Dünyanın önemli şeflerini Milas’a davet edebiliriz.

Bir hafta boyunca Milas’ın tarihini, mutfağını, zeytinini, sanatını ve doğasını dünyaya anlatabiliriz.

Bunun adı da neden Dünya Karia Festivali olmasın ?

Bir gece Euromos’ta müzik…

Bir gece Beçin’de tiyatro…

Bafa’da doğa etkinlikleri…

Milas merkezinde gastronomi ve sanat…

İşte şehir böyle markalaşır.

Ama burada çok önemli bir noktayı da unutmamak gerekir.

Bütün bunları belediyenin kendi bütçesiyle yapmasını beklemek doğru değildir.

Asıl mesele, proje üretme ve kaynak bulma kabiliyetidir.

Milas Belediyesi’nin içinde güçlü bir Dünya Marka ve Fon Ofisi kurulabilir.

Avrupa Birliği fonları takip edilir.

Kalkınma ajansları takip edilir.

UNESCO ve kültür fonları takip edilir.

Bakanlıklarla ortak projeler hazırlanır.

Üniversiteler, odalar, kooperatifler ve özel sektör aynı masada buluşturulur.

Bir liralık belediye kaynağıyla beş liralık yatırımın nasıl getirileceği hesaplanır.

Çünkü çağımızda başarılı belediyecilik yalnızca para harcamak değildir.

Kaynak üretmektir.

Bir de 132 mahallemiz var.

Her birinin ayrı bir hikayesi bulunuyor.

Kiminin zeytini var.

Kiminin tarihi.

Kiminin doğası.

Kiminin el emeği.

Kiminin mutfağı.

Kiminin insan hikayesi.

Neden “132 Mahalle, 132 Hikâye” diyerek bütün bu değerleri kayıt altına alıp dünyaya anlatmayalım ?

Milas’ı sadece merkezden ibaret görmeyelim.

Milas’ın tamamını kalkınmanın içine katalım.

Ben Milas’ın geleceğini böyle hayal ediyorum.

Bodrum’un gölgesinde kalan bir Milas değil…

Bodrum’a gelen insanların özellikle görmek istediği bir Milas.

Sadece yaz aylarında hatırlanan bir Milas değil…

12 ay yaşayan bir Milas.

Geçmişiyle övünüp yerinde sayan bir Milas değil…

Geçmişinden güç alıp geleceği kuran bir Milas.

Bunun için önce bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Milas’ın sorunu değersizlik değildir.

Değerini yeterince bilememektir.

Sorunu tarih eksikliği değildir.

Tarihini geleceğe taşıyamamaktır.

Sorunu imkansızlık değildir.

Hayal etmekten ve plan yapmaktan vazgeçmektir.

Artık Milas’ı küçük düşünmenin zamanı geçti.

Milas’ın sıradan bir ilçe olmayı kabullenmemesi gerekiyor.

Çünkü bizim elimizde sıradan bir ilçenin sahip olamayacağı kadar büyük bir miras var.

Şimdi mesele bu mirası koruyarak geleceğe taşımak.

Ve Milas’ın sesini yalnızca Muğla’da değil, Ankara’da, İstanbul’da, Avrupa’da, dünyanın dört bir yanında duyurmak.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız;

Biz Milas’ı dünyaya tanıtmak için mi bekleyeceğiz, yoksa dünyayı Milas’ı tanımaya mı davet edeceğiz ?

Ben ikinci yolu seçiyorum.

Çünkü inanıyorum ki;

Milas’ın sırası geldi.

Ve doğru bir vizyon, doğru bir plan ve doğru bir iradeyle…

Mylasa yeniden dünya sahnesine çıkabilir.

Milas’ın Sırası Geldi