1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ahmet Özger
  4. 20 Yaşın Kaderi Olur mu?
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

20 Yaşın Kaderi Olur mu?

featured

Bir annenin çocuğu yirmi yaşına geldiğinde kurduğu hayal ile başka bir annenin kurduğu hayal arasında fark olmamalıdır.

Biri evladının iyi bir eğitim almasını ister, diğeri de aynı şeyi…

Biri iyi bir iş sahibi olmasını hayal eder, diğeri de…

Biri mutlu bir yuva kurmasını bekler, diğeri de…

Çünkü annelerin hayalleri eşittir.

Peki ya hayat?

İşte orada yollar ayrılıyor.

Bu ülkede bazı gençler daha yirmili yaşlarının başında büyük şirketlerin yönetiminde yer alıyor.

Gazete manşetlerinde “genç iş insanı” olarak anılıyor. Servet, makam ve çevre sanki doğdukları gün kendilerine miras bırakılmış gibi hayatlarına eşlik ediyor.

Aynı günlerde milyonlarca genç ise KPSS sıralarında bekliyor. Fabrika kapılarında iş arıyor. CV gönderiyor, mülakatlara giriyor, ay sonunu hesaplıyor. Üniversite diplomasını bir çekmecede saklayıp, hayatta kalabilmek için asgari ücretle çalışmayı başarı sayıyor.

Ve yine aynı yaşlarda başka gençler…

Üzerlerine üniforma giyiyor.

Bu toprakların güvenliği için nöbet tutuyor.

Kimi görevini tamamlayıp evine dönüyor.

Kimi ise al bayrağa sarılı tabutunun arkasından yükselen dualarla…

Henüz hayatının baharında…

Toprağa emanet ediliyor.

İşte insanın yüreğini yakan soru tam da burada doğuyor;

Aynı yaşta bu kadar farklı kader olur mu?

Elbette hiç kimsenin başarısını küçümseyemeyiz. Babasının mesleği nedeniyle hiçbir evlat peşinen suçlanamaz. Çalışan, üreten ve emeğiyle yükselen herkes bu ülkenin gururudur.

Ancak toplumların huzuru, sadece hukukun verdiği kararlarla değil; vicdanın verdiği cevaplarla da ayakta kalır.

İnsanlar, fırsatların herkese eşit sunulduğuna inanmadığında güven duygusu zedelenir.

Çünkü mesele zenginlik değildir.

Mesele; imkanların kimlere, nasıl ve hangi ölçüde ulaştığıdır.

Bir ülkede çocukların geleceği soyadlarına göre şekillenmeye başlarsa, çalışmanın değeri azalır.

Emek ikinci plana düşerse, umut da yavaş yavaş kaybolur.

İşte en büyük tehlike budur.

Bugün gençler sadece iş aramıyor.

Aslında adalet arıyor.

“Torpilim yok.” demeden yaşayabilecekleri bir düzen arıyor.

“Ben de başarabilirim.” diyebilecekleri bir ülke arıyor.

Çünkü hiçbir genç, hayata eksik başlamayı hak etmez.

Hiçbir baba, yıllarca çalışıp çocuğunu okutmasına rağmen onun işsiz kalmasını kabullenmek zorunda değildir.

Hiçbir anne de, evladının geleceğini düşündüğü kadar geçim derdini düşünmemelidir.

Devletin gücü yalnızca yollarla, köprülerle, binalarla ölçülmez.

Gerçek güç; vatandaşının adalete olan inancıdır.

Gerçek kalkınma; bir çocuğun “Benim de şansım var.” diyebilmesidir.

Çünkü umut, ekonomik bir veri değildir.

Vicdani bir değerdir.

Ve vicdan kaybolduğunda en yüksek binalar bile bir milleti ayakta tutmaya yetmez.

Bugün hepimizin kendine sorması gereken soru şudur;

Bu ülkede doğan her çocuk gerçekten aynı umutla mı büyüyor?

Yoksa bazıları hayata birkaç adım önde, bazıları ise daha başlangıçta geride mi başlıyor?

Bu sorunun cevabını yalnızca siyasetçiler değil, hepimiz vermeliyiz.

Çünkü adalet sadece mahkeme salonlarında dağıtılmaz.

Adalet; okul sıralarında başlar.

İşe alımlarda devam eder.

Fırsatlarda büyür.

Ve vicdanlarda tamamlanır.

Belki de artık çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, daha fazla servet değil; daha fazla adalettir.

Çünkü servet birkaç nesli zengin edebilir.

Ama adalet, bütün bir milleti ayağa kaldırır. Hadi babasının şirketinde pozisyon alanların akabinde de süreci doğru yönetebilenlere lafımız yok ancak bir bakan çocuğu bir vekilin kızı bir belediye başkanının oğlu valinin torunu bunlar hangi servetle bu atılımları yapabiliyor hadi diyelim bir kIsmınIn tarlası tapanı vardı sattı iş kurdu ya diğerleri hiç mi torpil yok imtiyaz yok malum memur maaşları belli…

Ve unutmayalım…

Yirmi yaş kader değildir.

Kaderi belirleyen; bir toplumun çocuklarına sunduğu adalet, fırsat ve vicdandır.

20 Yaşın Kaderi Olur mu?