Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kirli Siyaset

featured

(bölüm 2)

Yerel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi sebebiyle yoğun bir gündem ile ilerleyen 2014 yılının Temmuz ayında yürürlüğe konan Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u olumlu bir gelişme olarak gördüklerini söyleyen Demirtaş Ekim ayında Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) güçlerinin Kuzey Suriye’deki Kobani (Ayn el-Arap) bölgesine ilerleyişleri sonrası bölgedeki PYD güçleri ile IŞİD militanları arasında yaşanan çatışmada Türkiye’nin PYD güçlerine geçiş koridoru açması için hükûmete baskı oluşturmak amacıyla HDP Merkez Yürütme Kurulu imzalı 6 Ekim 2014 tarihli bir çağrı yayınlandı.

Bu çağrıda “IŞİD saldırılarını ve AK Parti iktidarının Kobani’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz” dendi.

Bu çağrı sonrası gelişen Kobani Eylemleri’nde 35 kişi yaşamını yitirdi. Bu çağrıyı kendisinin yapmadığını, parti yürütme kurulu kararı olduğunu belirten Demirtaş yine de sorumluluğu üstlendiğini ancak bu konunun kendisini kişisel karalama amaçlı kullanıldığını söyledi.

Eylemler sonrası bu süreçte uyguladıkları siyasetin yüzde yüz doğru olmadığını kabul ettiğini fakat olayların tüm sorumluluğun partisinde olmadığını söyledi. Çözüm Sürecinin zorlaştığını fakat tekrar yürütülmeye başlanmasının imkânsız olmadığını savundu.

2014 Kasım ayında sürecin bitip bitmediği yönündeki bir soruya da “Öcalan ya da hükûmet süreç bitti demedikçe karşılıklı olarak devam eder” yanıtını verdi.

2015 28 Şubat’ta Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve HDP heyeti arasında sağlanan 10 maddelik Dolmabahçe mutabakatının sonunda HDP’den PKK’ya yapılan silah bırakma için kongre çağrısının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ne Kürt sorunu, artık böyle bir şey yok” ve daha sonrasında 10 maddeye ithafen “Bu metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim” sözlerini ve izleme heyetine karşı çıkışını, seçime yönelik propaganda olarak gören Demirtaş “Kapalı kapılarda kabul edilenler, açık kapıya çıkıldığında reddediliyor. Hükûmet İmralı’da söylenen her şeyi dışarıda inkâr ediyor” dedi.

HDP grup toplantısında söylediği “Recep Tayyip Erdoğan! Seni Başkan yaptırmayacağız” sözü ve PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Nevruz mesajında silahsızlanma çağrısına yer vereceğini düşünmediğini belirten açıklamaları, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan tarafından “Öcalan’ın iradesine ipotek koyma” amaçlı “menfi” ve “ön kesmeye yönelik CHP tarzı siyaset anlayışı” olarak nitelendirildi.

4 Mayıs’ta FOX TV’de katıldığı Liderler FOX’ta programında Çözüm Süreci’nin dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği sayesinde başladığını fakat kendisinin liderlik egosunun şu an Çözüm Sürecinin önünde en önemli engel olduğunu söyledi.

Dolmabahçe metninin hükûmet tarafından sahiplenilmediğini söyledi ve bunun sebebinin yapılan mutabakatın AK Parti’ye kendi seçmen tabanında oy getirmediğinin görülmesi olduğunu söyledi. Buna kanıt olarak da Çözüm Sürecinin AK Parti’nin seçim bildirgesine dahi girememiş olması ve bunun Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından “Matbaaya giderken yolda düşmüş” şeklinde açıklanması olduğunu söyledi.

Selahattin Demirtaş hakkında sokağa çıkma yasağının sürdüğü Sur için yaptığı yürüyüş çağrısı nedeniyle soruşturma başlatıldı.

93 kez PKK propagandası yapmakla suçlanan Demirtaş hakkında 2013 yılında İstanbul’da yapılan nevruz kutlamasında yaptığı konuşmada PKK’yı ve örgütün kurucusu Abdullah Öcalan’ı övdüğü gerekçesiyle “Terör örgütü propagandası” suçundan 5 yıl hapis istemiyle iddianame hazırlandı.

7 Eylül 2018’de Selahattin Demirtaş’a “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 4 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezasının bozulmasını istedi.

22 Aralık 2020’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Demirtaş’ın ifade özgürlüğü ve seçme-seçilme hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

2016 yılından beri tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı Kobani Davası’ndan 16 Mayıs 2024’te karar çıktı. Demirtaş için tutukluluk halinin devamına ve 28 yıl hapis cezasına karar verildi.

Diğer suçları da ele alınarak Demirtaş için toplamda 42 yıl hapis cezasına karar verildi.

Selahattin Demirtaş; Zazaları, Kürt olarak nitelendirmekte ve Zazacayı, Kürtçenin bir lehçesi olarak görmektedir. Kendisini de bu doğrultuda hem Kürt hem de Zaza olarak tanımlamaktadır.

1915 Ermeni Kırımı konusunda ise, CNN Türk’te Hakan Çelik ile konuşmasında; geçmişte “insan hakları avukatlığı” yaptığı dönemden beri “soykırım” kavramını savunduğunu belirtmiş, bölgede yaşayan Türklerin ve Kürtlerin de sorumluluğunun olduğunu fakat bu konuda asıl sorumlunun dönemin İttihat ve Terakki Partisi olduğunu söylemiştir.

Osmanlı mirasını en çok sahiplenen AK Parti’nin bu mirası da sahiplenmesi gerektiğini, eğer sahiplenmek istemiyorlarsa da ortak bir araştırma komisyonu vasıtasıyla bu dönemin acı ve travmaları ile yüzleşilmesi gerektiğini söylemiştir.

“Ermeni Soykırımı’nın inkârının Türkiye’deki tüm halkların omzuna bir yük olarak hükûmetler tarafından bindirildiğini” söyleyen Demirtaş, Almanya’daki Nazi Soykırımı’ndan ötürü günümüz Alman toplumunun sorumlu tutulmamasını örnek göstererek, “1915 Ermeni Soykırımı’nın da İttihat ve Terakkinin sorumluluğunda gerçekleşmiş olduğunun kabulüyle toplumun sürekli olarak zan altında bırakılmasının ve olayların yükünü taşımasının önüne geçilmesi gerektiğini” belirtmiştir.

Hükûmetin başka konularda İttihat ve Terakkinin “bu topraklara zulüm getirdiği” yönündeki açıklamalarına rağmen bu konuda İttihat ve Terakkiyi savunan tavrını da anlamadığını belirtmiştir;

“Yüz yıldır; 1915 yılında bu yaşanan İttihat Terakki siyasetinin, o dönemki anlayışın bu topraklara mal ettiği bu onursuzluğu omzumuza yıkmaya çalışıyorlar. Ben merak ediyorum. Özellikle de hükûmet ve diğer muhalefet partilerine, siz İttihat ve Terakkinin başka hangi faaliyetlerini üstleniyorsunuz ki şu Ermeni meselesindeki durumunu omuzlarımıza ve toplumun omzuna yük olarak katıyorsunuz? İttihat Terakkiye yeri geldiğinde söylemediğiniz laf kalmıyor. Yeri geldiğinde, ‘İttihat Terakki anlayışı bu topraklara zulüm getirmiştir.’ diyorsunuz. Ama her ne hikmetse mesele Ermeni meselesine geldiğinde Enver’den daha çok Enverci, Talat’tan daha çok Talatçı olabiliyorsunuz. Hayretle karşılıyorum.” demiştir.

Agos gazetesine verdiği demeçte de, “Ermeni sorunu çözülmeden Türk ve Kürt nüfus arasında varılacak bir uzlaşmanın da Türkiye Cumhuriyeti ile Kürtler arasında diğer halkların kanı üzerine kurulmuş kaypak bir uzlaşma olacağını” söylemiştir.

Devam edecek…

Kirli Siyaset