Bazen bir fotoğraf, sayfalar dolusu kitaptan daha çok şey anlatır.
Bir ağacın dalları arasına sıkışmış eski bir top… Ne hareket ediyor ne de yere düşüyor. Olduğu yerde yıllardır bekliyormuş gibi… Belki onu oraya çıkaran bir çocuğun kahkahası çoktan sustu. Belki o çocuk büyüdü, başka şehirlere gitti. Belki bugün kendi çocuklarını büyütüyor. Ama top hala orada.
Hayat da biraz böyledir.
Hepimizin bir yerlerde dallara takılı kalmış topları vardır. Gerçekleşmeyen hayallerimiz… Söyleyemediğimiz sözlerimiz… Ertelediğimiz başlangıçlarımız… “Bir gün yaparım.” dediğimiz ama o günü hiç getiremediğimiz işlerimiz…
O topu ilk gördüğünüzde aklınıza çocukluk gelir. Çünkü çocuklar, kaybettikleri top için saatlerce uğraşırlar. Büyükler ise çoğu zaman vazgeçer. “Boş ver.” der geçer.
Belki de büyümek, biraz da vazgeçmeyi öğrenmektir.
Oysa insanı ayakta tutan şey vazgeçmek değil, yeniden denemektir.
Ağaç, topu saklamıyor aslında. Sessizce onu koruyor. Belki bir gün biri fark eder diye… Belki bir çocuk başını kaldırır ve “Orada bir top var!” diye bağırır diye…
Hayatta da birçok güzellik, sadece başımızı kaldırmadığımız için gözümüzden kaçıyor. Hep önümüze bakıyoruz. Koşturuyoruz. Yetişmeye çalışıyoruz. Oysa bazen durup yukarı bakmak gerekir. Çünkü umut, çoğu zaman göz hizamızın biraz üzerindedir.
Bu fotoğraf bana şehirlerimizi de hatırlatıyor.
Çocuk seslerinin azaldığı sokakları… Parklarda oynayan çocuklardan çok telefon ekranına bakan insanları… Mahalle kültürünün yerini yalnızlığa bıraktığı günleri…
Bir zamanlar çocukların peşinden koşturduğu toplar vardı. Şimdi ise çoğu çocuk sanal oyunların içinde koşuyor. Dallar arasında unutulan top, belki de unutulan çocukluğun sessiz tanığıdır.
Asıl soru şu;
Top mu unutuldu, yoksa onu arayacak insanlar mı kalmadı ?
Hayat bize sürekli yeni toplar verir. Yeni umutlar, yeni başlangıçlar, yeni fırsatlar… Ama bazılarını korkudan, bazılarını umursamazlıktan, bazılarını da “Sonra bakarım.” diyerek dallarda bırakıyoruz.
Yıllar geçiyor.
Sonra bir gün dönüp bakıyoruz ki; dallarda kalan sadece bir top değilmiş…
Gençliğimizmiş.
Cesaretimizmiş.
Hayallerimizmiş.
Belki de bu yüzden ara sıra durup gökyüzüne, ağaçlara ve etrafımıza bakmalıyız. Çünkü bazen en büyük dersler, en sıradan görünen manzaraların içinde saklıdır.
O ağacın dalındaki top, bize sessizce şunu fısıldıyor;
“Hayat, kaybettiklerin için üzülmekten çok, onları yeniden arayacak cesareti gösterebildiğin sürece güzeldir. Unutulan bir top bile bir gün yeniden oyuna dönebilir; yeter ki onu fark edecek bir çift göz, uzanacak bir el ve vazgeçmemiş bir yürek olsun.”

