Yine yaz geldi…
Yine dumanlar yükseldi.
Yine televizyon ekranlarında alevlerin arasında kalmış ağaçları, çaresizce kaçan hayvanları, gözyaşlarını tutamayan insanları izledik.
Ve yine aynı cümleleri kurduk:
“Çok yazık…”
Sonra sosyal medyada binlerce yorum yapıldı.
Kimi “Sigara izmariti.” dedi.
Kimi “İhmal.” dedi.
Kimi “Sabotaj.” dedi.
Kimi ise çok daha büyük hesaplardan söz etti.
Belki bunlardan biri doğrudur.
Belki birkaçının içinde gerçek payı vardır.
Belki de bazı soruların cevabını henüz bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz bir gerçek var.
Yanan sadece ağaçlar değil…
Her büyük yangında biraz güvenimiz yanıyor.
Biraz umudumuz yanıyor.
Biraz geleceğimiz yanıyor.
Çünkü insanın aklına şu sorular geliyor:
Nasıl oluyor da her yaz aynı acıları yaşıyoruz?
Neden aynı bölgeler tekrar tekrar yanıyor?
Neden her felaketten sonra aynı tartışmaları yapıyor, sonra unutuyoruz?
Eğer sebep ihmalse…
Neden önlenemiyor?
Eğer teknik eksiklikse…
Neden giderilemiyor?
Eğer kasıt varsa…
Neden bütün sorumlular ortaya çıkarılamıyor?
Ve eğer bütün bunların hiçbiri değilse…
Neden toplumun kafasındaki soru işaretleri hala büyüyor?
Bir devletin en büyük gücü sadece yangın söndürmek değildir.
Yangın çıkmadan önce vatandaşına güven verebilmektir.
Şeffaf olmaktır.
Bilgiyi zamanında paylaşmaktır.
Soruları cevapsız bırakmamaktır.
Çünkü cevap verilmeyen her soru, zamanla söylentilere dönüşür.
Söylentiler ise güveni tüketir.
Belki de bu yüzden bugün insanların tartıştığı konu sadece yangınlar değildir.
Asıl tartışılan şey, güven duygusudur.
Oysa ormanlar yalnızca ağaç değildir.
Bir köylünün ekmeğidir.
Bir arıcının umududur.
Bir çocuğun temiz havasıdır.
Bir ülkenin nefesidir.
Ve nefesimizi kaybettiğimizde, yerine hiçbir şey koyamayız.
Bugün hepimizin farklı görüşleri olabilir.
Kimimiz ihmal der.
Kimimiz iklim değişikliği.
Kimimiz sabotaj ihtimalini sorgular.
Bunların araştırılması gerekir.
Ama bir konuda hepimizin birleşmesi gerekir;
Hiçbir ağaç yeniden büyümek için bizim tartışmalarımızı bekleyemez.
Her geçen gün, kaybettiğimiz yıllardır.
Belki de artık suçlu aramaktan önce, ihmali ortadan kaldırmayı konuşmalıyız.
Yangın çıktıktan sonra kahraman aramak yerine, yangın çıkmayacak bir düzen kurmayı hedeflemeliyiz.
Çünkü gerçek başarı, söndürmek değil; yaktırmamaktır.
Ve son olarak…
Kendimize şu soruyu sormaya cesaret edelim;
Biz gerçekten ormanlarımızı korumak için elimizden geleni yapıyor muyuz?
Yoksa her yaz birkaç gün üzülüp, ilk yağmurla birlikte her şeyi unutuyor muyuz?
Çünkü bazen bir ülkeyi yakan şey ateş değildir.
Unutmaktır.
Ve unutulan her felaket, bir gün yeniden kapımızı çalar.

