Karanlığın İçindeki Işık

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Milas’ı anlatırken çoğu zaman antik kentlerinden, zeytininden, tarihinden ve deniz kıyılarından söz ediyoruz.

Oysa Milas’ın bir başka yüzü daha var.

Sessiz, gösterişsiz ama keşfedildiğinde insanı kendisine hayran bırakan bir yüz…

Gökçeler.

Milas’ın Gökçeler Mahallesi ve çevresindeki doğal güzellikler, özellikle Gökçeler Kanyonu ve Gökçeler Mağarası, ilçenin doğa turizmi açısından sahip olduğu en önemli değerlerden biri.

Fakat mesele sadece bir mağarayı tanıtmak değil.

Gökçeler’i tanımak; kanyonun içinden yürümek, ormanın kokusunu hissetmek, mağaranın karanlığında binlerce yıllık jeolojik oluşumlara bakmak ve köyün insanını tanımaktır.

Çünkü bir yeri değerli yapan yalnızca sahip olduğu doğal güzellik değildir.

O güzelliğin çevresinde yaşayan insanlardır.

Gökçeler Mağarası: Yeraltındaki başka bir dünya

Gökçeler Mağarası’na girildiğinde insanın ilk hissettiği şeylerden biri sessizliktir.

Dışarıdaki hayatın gürültüsü geride kalır.

Yerini damlayan suyun sesi, serin hava ve karanlığın içindeki doğal oluşumlar alır.

Sarkıtlar, dikitler ve zamanın yavaş yavaş şekillendirdiği kaya oluşumları, bize doğanın insan ömründen ne kadar daha uzun bir hikâye yazdığını hatırlatır.

Bir mağaranın oluşumunu düşünün.

İnsan için yıllar uzun bir zamandır.

Doğa için ise binlerce yıl yalnızca bir süreçtir.

Bugün önünde durduğumuz bir kaya oluşumu belki bizden, bizden önce yaşayanlardan ve bizden sonra geleceklerden çok daha uzun yaşayacak.

Bu nedenle Gökçeler Mağarası sadece gezilecek bir yer değil;

doğanın zaman kavramını insana yeniden öğrettiği bir mekandır.

Asıl hikâye mağaranın dışında başlıyor

Gökçeler’i yalnızca mağaradan ibaret görmek büyük bir eksiklik olur.

Çünkü mağaraya ulaşırken karşınıza çıkan Gökçeler Kanyonu, bölgenin doğal güzelliğini tamamlayan önemli bir unsur.

Kayalıklar, ağaçlar, yürüyüş yolları ve vadinin kendine özgü atmosferi ziyaretçiye bambaşka bir deneyim sunuyor.

Bir tarafta sarp kayalıklar…

Diğer tarafta yemyeşil bitki örtüsü…

Aşağıda kanyon…

Yukarıda gökyüzü…

Ve bütün bunların arasında yürüyen insan.

Burası özellikle doğa yürüyüşü, fotoğrafçılık ve günübirlik doğa gezileri açısından çok daha fazla değerlendirilebilir.

Gökçeler köyü olmadan Gökçeler eksik kalır

Bence üzerinde en çok durmamız gereken konu burası.

Doğal güzelliklerin etrafında yaşayan köylüler çoğu zaman turizm hikâyesinin dışında bırakılıyor.

Oysa Gökçeler’in gerçek hikâyesi, burada yaşayan insanlarla tamamlanıyor.

Köy yaşamı, zeytinlikler, tarımsal üretim, yöresel ürünler, ev yapımı yiyecekler ve geleneksel yaşam biçimi, ziyaretçiye yalnızca bir doğa gezisi değil, bir yaşam deneyimi sunabilir.

Bir turist sabah köyde kahvaltı yapabilir.

Yerel üreticiden zeytin ve zeytinyağı alabilir.

Köy kadınlarının hazırladığı yöresel ürünleri tadabilir.

Bir köylüyle sohbet edebilir.

Sonra kanyona yürüyebilir.

Mağarayı gezebilir.

Gününü doğayla iç içe tamamlayabilir.

İşte o zaman Gökçeler’den sadece bir fotoğrafla değil, bir hikâyeyle ayrılır.

Gökçeler bir doğa turizmi markası olabilir

Bunun için çok büyük yatırımlara ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.

Öncelikle mevcut değerleri doğru organize etmek gerekiyor.

Gökçeler için bir “Doğa ve Köy Yaşamı Rotası” oluşturulabilir.

Örneğin:

Köy, yöresel kahvaltı, zeytinlik, Gökçeler Kanyonu, mağara, fotoğraf noktaları ve köyde yöresel ürün pazarı

şeklinde bir günlük rota hazırlanabilir.

Bu rotanın haritası dijital olarak hazırlanabilir.

Yürüyüş güzergahlarına yönlendirme levhaları yerleştirilebilir.

Belirli noktalara QR kodlar konularak ziyaretçiye bölgenin tarihi, doğası ve köy yaşamı hakkında bilgi verilebilir.

Yerel gençler rehber olabilir

Gökçeler’in turizmden daha fazla gelir elde etmesinin yollarından biri de gençleri bu sürece dahil etmektir.

Bölgedeki gençlere;

doğa yürüyüşü,

temel rehberlik,

ilk yardım,

yabancı dil,

fotoğrafçılık,

bölgenin doğal ve kültürel değerleri

konularında eğitim verilebilir.

Böylece Gökçeler’in çocukları kendi coğrafyalarını başkalarına anlatan rehberlere dönüşebilir.

Bu çok önemli.

Çünkü dışarıdan gelen bir rehber Gökçeler’i anlatabilir.

Ama Gökçeler’de doğmuş bir genç, Gökçeler’in ruhunu anlatabilir.

Kadın emeği turizme dahil edilmeli

Gökçeler’in ekonomik potansiyelini artırmanın bir başka yolu da kadın emeğini görünür kılmaktır.

Köy kadınlarının hazırladığı yöresel ürünler, el emeği ürünler, zeytin ve zeytinyağı, kurutulmuş ürünler ve yöresel yiyecekler için küçük bir “Gökçeler Yerel Ürün Pazarı” oluşturulabilir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, köyün doğal yapısını bozacak büyük ticari yapılar oluşturmak değil.

Küçük, yerel ve kontrollü bir ekonomi modeli geliştirmek.

Turist geldiğinde parasını zincir mağazaya değil, mümkün olduğunca bölgedeki üreticiye bıraksın.

Çocuklar için Gökçeler

Gökçeler yalnızca yetişkinlerin gezebileceği bir yer olarak düşünülmemeli.

Okullar için özel doğa eğitim programları hazırlanabilir.

Çocuklar mağaranın nasıl oluştuğunu öğrenebilir.

Kanyon ekosistemini inceleyebilir.

Bitkileri tanıyabilir.

Fotoğraf çekebilir.

Doğayı kirletmemenin önemini yerinde öğrenebilir.

Böylece Gökçeler bir gezi alanından çıkıp açık hava sınıfına dönüşebilir.

Ama turizm kadar koruma da önemli

Gökçeler’in en büyük zenginliği doğal yapısıdır.

Bu nedenle burayı turizme açarken en büyük hata, turizmi betonlaşma olarak görmek olur.

Daha fazla tesis yapmak her zaman daha fazla turizm anlamına gelmez.

Gökçeler’in ormanları, kanyonu, mağarası ve doğal dokusu korunmalıdır.

Ziyaretçi kapasitesi dikkate alınmalı.

Atık yönetimi sağlanmalı.

Yürüyüş rotaları kontrol edilmeli.

Mağaranın doğal yapısını bozacak uygulamalardan kaçınılmalı.

Çünkü koruyamadığımız bir güzelliği tanıtmanın anlamı yoktur.

Milas’ın doğa turizmi zincirinin önemli halkası

Milas’ın turizm potansiyelini yalnızca deniz ve kıyı turizmi üzerinden düşünmemeliyiz.

Bafa başka bir değer.

Beçin başka bir değer.

Euromos başka bir değer.

Latmos başka bir değer.

Gökçeler ise bu zincirin doğa turizmi açısından çok önemli bir halkası.

Bunlar birbirine bağlandığında Milas için çok güçlü bir kültür ve doğa turizmi rotası ortaya çıkabilir.

Sabah tarih…

Öğlen köy…

Akşam doğa…

Bir başka gün Bafa…

Bir başka gün Beçin…

Böylece ziyaretçinin Milas’ta kalış süresi uzar.

Bu da doğrudan yerel ekonomiye yansır.

Gökçeler’i görmek başka, Gökçeler’i yaşamak başka

Gökçeler Mağarası’nın karanlığından çıktığınızda aslında başka bir şey görürsünüz.

Doğanın sabrını…

Köy insanının emeğini…

Bir coğrafyanın sessizliğini…

Ve Milas’ın henüz yeterince keşfedilmemiş potansiyelini.

Bize düşen, bu güzellikleri yalnızca fotoğraflarda paylaşmak değil.

Tanımak, korumak ve doğru şekilde tanıtmak.

Gökçeler’e daha fazla insan gelsin.

Ama geldiğinde sadece mağarayı görüp gitmesin.

Köyü tanısın.

Köylünün sofrasına otursun.

Yerel üreticiden alışveriş yapsın.

Kanyonda yürüsün.

Doğayı öğrensin.

Ve giderken yanında yalnızca bir fotoğraf değil, Gökçeler’in hikayesini götürsün.

Çünkü turizmin en değerli hali, insanın bir yere gidip tüketmesi değil;

orayı tanıması, anlaması ve değer vererek ayrılmasıdır.

Gökçeler’in geleceği de tam burada yatıyor.

Mağarayı koruyalım, kanyonu koruyalım, köyü yaşatalım, insanını güçlendirelim.

Çünkü Gökçeler yalnızca yerin altındaki mağara değildir.

Gökçeler, toprağın üstündeki hayatla yerin altındaki milyonlarca yıllık hikayenin buluştuğu yerdir.

Ve Milas’ın bu hikayeyi artık daha güçlü anlatmasının zamanı gelmiştir.

Karanlığın İçindeki Işık