Ortalık ergenlikten çıkamamış 60-70 yaşlarındaki heriflerle, gençliğinde yaşayamadıklarının acısını çıkarmaya çalışan “Çıtır” özentisi “Kart” kadınlarla dolu! Kusura bakmayın, bunları yazmak aslında beni üzüyor; ama, Tanrı o hallere düşmekten ve o hallere düşenlerden korusun!
Kendisine “Aşk Doktoru” diyen, magazin ya da gündüz kadın programlarında görmeye alışkın olduğumuz tarzda birinin videosu karşıma çıktı geçenlerde. Kadınları uyarmaya yönelik ilk kısa videoda, “Bir erkek size şu 5 cümleyi söylüyorsa, ondan kesinlikle uzaklaşın; duygusu, size karşı sevgisi yoktur, hatta narsisttir.” Diyordu. Videoyu izlediğimde anladım ki; oğlumun babası olan boşandığım eşim dahil ilişki yaşadığım bütün erkekler o kriterlere uyuyormuş! Bir de “Erkeklerden klasik aşk sözleri beklemeyin; bu tür şeyleri kadınlara yürürken tavlamak için söylerler… Ama şu sözleri duyuyorsanız, aşık olmaya başlamıştır, hatta sizin aşkınızdan cayır cayır yanıyordur” dediği sözleri ise, çok uzun yıllardır tanıdığım, arkadaş olduğum, sevdiğim güvendiğim, ama romantik ilişki yaşamadığım erkeklerden duyuyorum zaten! Mesele ne? Birçok kadının ve erkeğin kafasını kurcaladığı şeyler son zamanlarda benim de kafamı kurcalıyor: Yüzüne bakılmaz, pek de olumlu niteliği bulunmayan bazı kadınların ve erkeklerin yanlarında, onların ağzının içine bakan, değer verdiğini her davranışı ile belli eden eş ve sevgililer var. Ve o tür kadın ve erkeklerde özgüven tavanda! Kendimi ya da tanıdığım bazı insanları düşünüyorum; hoşlandığımız ya da aşık olduğumuz, aşık olduğumuzu zannettiğimiz kişiye ve onunla yaşadığımız ilişkiye anlam yüklemeye başlıyoruz; doğal olarak sevgimizi ve ona verdiğimiz değeri belli ediyoruz. Sevdiğimiz insanlarla tanışsın, keyif aldığımız ortamlarda, keyif aldığımız şeyleri onunla yapabilelim, onun da bundan keyif aldığını duyumsayabilelim istiyoruz. Diğer yandan; kendi önceliklerimiz ve onun öncelikleri arasında denge kuralım diye, kişiliğimizden ve değer verdiğimiz başka insanlardan, zamanımızdan, önemli ve öncelikli saydığımız bazı şeylerden de çok fazla ödün vermemeye çalışıyoruz. Genelde ilişkinin başında bu durumdan hoşnut görünen kişinin, bir süre sonra sizin ona verdiğiniz değeri, alttan almalarınızı, özverinizi kullandığını; başta kabullendiği şeylere razı gelmemeye başladığını görüyorsunuz. Ee peki ne değişti? Hele ilişkiler konusunda profesyonelleşmiş, (Aklıma gelen daha kaba deyimi kullanmak istemiyorum) ya da ilişki yaşadığı karşı cins yüzünden bozulmuş (Dejenere olmuş), bencil ve narsist tiplere denk geldiyseniz, şunları en belirgin ipuçları sayabilirsiniz:
1) Duygu sömürüsü yapar. Hak etmediği koşullarla, olaylarla, kişilerle kendisi karşılaşmış, kıymeti bilinmemiş, istedikleri olmamış ve acı çekmiştir nedense… (Bu arada kendisi eşine ve sevgilisine defalarca ihanet etmiştir, eşine verdiği şeyler nedeniyle bunu kendinde hak görmüştür, hatta eşine vermediklerini birlikte olduğu başkalarına vermiştir. Cinsel haz ve ego tatmini önemli ve önceliklidir çünkü bu tür kişiler için. Ve çeşitli nedenlerle partneri onu bıraktığında da karşı tarafı suçlayıp, eleştirir. Çünkü, hep o haklıdır!)
2) Genelde kurnazlardır. Daha önce başarılı olan taktikleri herkeste denemeye kalkarlar. Kendilerini olduklarından üstün göstermeye çalışırlar. Hava atabilecekleri, üstün gördükleri (Güzel/ yakışıklı, eğitimli, karizmatik, ünvan sahibi, paralı, başkalarınınca da beğenilen) tiplere daha çok ilgi duyar ve yönelirler. Ama o kişinin ilgisini fark edinceye kadar, renk vermemeye çalışırlar. Ancak, sizi ağlarına düşürdülerse, bir süre sonra kendinizi suçlu ve değersiz hissetmeniz için ellerinden geleni yaparlar. Hatta bunun için bir süreliğine sizi ihmal ediyor görünür, çok daha kalitesiz bir kadınla ya da erkekle takılmaya bile başlayabilirler.
3) Kendi yanlışlarını kolay kolay kabul etmezler. (Edebilselerdi düzeltme şansları olurdu.) Hemen savunmaya geçerler ve kendi hataları yüzünden bile sizi suçlarlar. Saf ve deneyimsizseniz, kendinizden kuşku duymaya bile başlayabilirsiniz. Aman sakın bu oyuna gelmeyin.
4) İlişki bittiğinde, bazı şeyler kafasına geç de olsa dank eder. Yoksunluk çekmeye başlar. (Bu daha çok cinsellik, gösteriş, sizin ona sağladığınız konfor, olanaklar, ona kendisini iyi hissettirdiğiniz durumlarla ilgilidir ve nefsanidir; sevgi ile ilgisi yoktur. Aslında burada bir bağlılık değil, bağımlılık söz konusudur.) Sizi yeniden görmek ve ilişkiyi başlatmak isterken bile, lütufta bulunuyormuş tavrı takınır. Sizin için de parantez içindeki nedenler geçerli ise çok da uzun sürmeyecek toksik bir ilişkiye birlikte yelken açmış olursunuz. Birbirinizi yıpratma yarışında hanginiz telef olur bilinmez…
Peki niye böyle oluyor? Gençlik yıllarımdan beri, eş adayımı tarif ederken, “Duygusal, entelektüel, cinsel açılardan birbirimizi tatmin edebilmeliyiz”; “İki ayrı küme olan iki insanın, kesişim kümesi ne kadar büyükse, ilişkinin yürüme ihtimali o kadar fazladır”; “Her tür ilişkide karşılıklı sevgi, saygı, iyi niyet, içtenlik varsa halledilmeyecek bir sorun yoktur” derim… Ama, gerçekte yaşadıklarımla örtüşmedi ne yazık ki. Niye böylesi denk gelmiyor? Tamam, ömrümüz boyunca yaşadığımız her olay, karşımıza çıkan her kişi, bir bakıma bizim sınav aracımız; biz birbirlerinin ruhsal gelişimine katkıda bulunurken, onlar da bizi olgunlaştırıyor… Niçin birierinin bu konulardaki sınavları bir türlü bitmek bilmiyor! Hâlâ mı dersimizi alamadık? İlla birilerini bizim mi ıslah etmemiz gerekiyor? Sonra da kalbini ve hayatını yıllarca kapatıyorsun; hakkında türlü yakıştırmalar, dedikodular yapıyorlar… Yalnızken biriyle ilişki yaşadığımdan daha mutlu, huzurlu ve kendim gibiysem; daha az sıkılıp, öfkelenip, yoruluyorsam; kendimi daha değerli ve yararlı duyumsuyorsam, ben ne yapayım?
Herkese gönlüne göre; kendime, bana ve yaşamıma güzellikler katacak, benim de yaşamını ve kendisini güzelleştireceğim; birbirimize değer katabileceğimiz, yaşam arkadaşı, sevgili, eş diliyorum.

