1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gülçin Erşen
  4. “DERTLERİN KALKINCA ŞAHA!…”
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“DERTLERİN KALKINCA ŞAHA!…”

featured

Bir devlette hukuk ve kolluk güçleri niçin vardır? Devlet niye vardır? Devlet; sınırları belli olan bir toprak parçası üzerinde, kendi egemenliklerini ilan etmiş insanların oluşturduğu topluluktur. Atatürk vurguladığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) duvarında yazılı “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” sözü; devletin yönetim hakkının ve yetkisinin hiçbir koşula bağlı olmaksızın doğrudan halka ait olduğunu ifade eden temel demokratik ve cumhuriyetçi ilkedir.

Devletler kalıcıdır; hükümetler (siyasi iktidarlar) geçicidir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), iktidara geldiğinden bu yana; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “AKP / Ak Parti Devleti” hali getirmeyi amaçlayan bir siyaset izliyor. “Partili Cumhurbaşkanlığı” gibi, dünyada eşi benzeri bulunmayan siyasi rejim ya da sistemle, Demokrasinin “Güçler Ayrılığı” ilkesi gibi temel ilkeleri geçersiz kılındı; TBMM ve “Hükümet (Bakanlar Kurulu)” işlevsiz duruma getirildi. (Bakanlar, atamayla gelen sekreterler, milletvekilleri, çoğunlukla genel kurula katılmayan, el kaldırıp indiren, unvanlarının avantajlarını ve yüksek maaşlarını ömür boyu ellerinde tutmak isteyen, kimseler olarak algılanıyor.) Ankara’da gazetecilik yaptığım dönemlerde saatlerce izlediğimiz, sonuçlarını halka duyurduğumuz “Bakanlar Kurulu”, “Milli Güvenlik Kurulu” gibi kurulların toplantılarını duyuyor musunuz hiç? Yasaların yerini; demokrasiye ara verilen “Olağanüstü Hal” dönemlerine özgü Kanun Hükmünde Kararnameler aldı. “Görevden affını isteyen” bakanlar; tutuklanıp, yerine kayyum atanan belediye başkanları normalleştirilmeye çalışılıyor.

Toplumsal düzen, yasaların uygulanması, yurttaşların haklarının korunması için var olan Yargı (Hukuk Sistemi); ülkeyi dış düşmanlara, içerideki suçlulara karşı savunmakla, yasaların ve mahkeme kararlarının uygulanmasıyla görevli kolluk güçleri (Asker, Polis, Jandarma) niye varlık amaçlarına, görevlerine uygun çalışmıyor ya da tam tersine kullanılıyor? Siyasi iktidar, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi üst yargı organlarının kararlarını bile hiçe sayabiliyor. Yargı organının unsurları (Savcılar ve Hakimler), siyasi iktidarın güdümünde çalışmaya zorlanabiliyor. Gerçek suçlular, tutuksuz yargılanıp, serbest bırakılırken; Anayasal hakkını kullanmak isteyenler tutuklanıyor; suç isnat edilen gençler, aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler, aylarca, yıllarca hapis kalabiliyor.

DELİKANLILIĞIN HAKKINI VERMEK

Yıllardır Akbelen ormanlarının zeytinliklerin, tarlalarının, evlerinin barklarının ellerinden alınmaması, talan edilmemesi için direnen İkizköylüler, maden ve enerji şirketlerinin lehine, yangından mal kaçırırcasına hızla yürürlüğe konulan “Yasal düzenleme”lere ve uygulamalara direniyor. Onlar haklarını hukuksal yollarla ararken, nedense yargı sistemi ağır çekimde hareket ediyor… Oysa,Türkiye’nin birçok yerinde yaşandığı gibi; ülkenin doğasına, havasına, suyuna, toprağına kalıcı zarar veren, o yörede yaşayan insanlar ve hayvanlar, tüm canlılar için yaşamı cehenneme dönüştürenlere ivedilikle “Dur!” demek gerekirken; “Canına tak eden” bir köylü kızı “Size cehennemi yaşatacağız!” demiş, çok mu?

Akbelen Direnişi’nin simge ismi İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı, Esra Işık, TCK 265. Maddesi’ndeki “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme” suçlamasıyla tutuklandı. Mahkeme Heyeti, Işık’ın bölgedeki mahkeme heyetinin başkaca keşifleri olması sebebiyle bilirkişilere baskı yapabileceği, adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı gerekçesi ile tutuklama kararı vermiş. Bilirkişi heyetine eşlik eden, direnen köylülerin karşısında duran (Geçmişte onlara destek veren çevrecilere de şiddet uygulayan) onlarca Jandarma, bir genç kıza engel olamayacak mı? Bu durum; Nejla Işık’ın “Nice erkeğe taş çıkaran bir genç kız yetiştirdim!” sözünü haklı kılıyor.

Güzel Türkçemizdeki “Delikanlı” sözünü çok severim. Gençlerimizi betimleyen en yerinde sözcüktür bence. Delikanlı sözcüğü çocukluk çağından çıkmış, yetişkinliğe adım atmış gençlerin yanı sıra “Sözünün eri, dürüst, namuslu” kimseler için de kullanılır. Bu iki anlamı da kendinde toplayanlara ne mutlu!

“İŞTE BU AHVAL VE ŞERAİT İÇİNDE…”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda 56. Maddesi ile Sağlıklı Çevre Hakkı, 35 Maddesi ile Mülkiyet Hakkı, Anayasa’nın 34. Maddesi ile de Toplantı, Gösteri ve Yürüyüş Hakkı koruma altına alınmıştır. Bu haklarını korumak için eylem yapan, direnen halk, özellikle de gençler, yıllardır suçlanıyor, tutuklanıyor, cezalandırılıyor, türlü yollarla, türlü araçlarla susturulmaya, pıstırılmaya, yıldırılmaya, korkutulmaya çalışılıyor. (Diğer yandan; TC Anayasasının 26/1 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesinde düzenlenmiş olan “Düşünce ve İfade Özgürlüğü”nü sosyal medyada kullanmak isteyen yurttaşlar da gazeteciler de tutuklanıp, genelde şartlı tahliye ile serbest bırakılıp, yıllarca iddianamenin yazılmasını bekliyorlar.)

Dünyada, Türkiye’de ve yöremizde (Muğla – Milas) yaşanan haksızlıklar, saçmalıklar, tüm kötü olaylar karşısında sıkça hırsımdan ağlayasım geliyor. Sabahattin Ali’nin “Dertlerin kalktıkça şaha, bir sitem yolla Allah’a.. Görecek günler var daha…” dizelerini anımsıyorum. Oysa, Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi’ndeki “İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır…” tümcelerini anımsamak, anımsatmak yeğdir.

Geçenlerde biri Facebook’ta “Başınız derde girse ilk arayacağınız kişi kim olur” şeklinde bir soru sormuş. Yorumlara “Allah’a emanetim” diye yazdım. Evet, ülkemiz, canımız, malımız, her şeyimiz öncelikle Allah’a emanet. Ama, zor durumlarda, başımıza kötü bir şey geldiğinde, derde düştüğümüzde, arayacak, yardım isteyecek, çağıracak yakınlarımız, eşimiz, dostumuz, akrabamız olmalı. İşte bunun için, Nejla Işık’ın, Esra’nın, İkizköylülerin yanındayız, yanında olacağız.

Ülkenin gerçek sahibi; üreten, çalışan, çabalayan, seven, sevilen, dayanışan, yardımlaşan, kaderde, kıvançta, tasada bir olan halktır; egemenliğin kayıtsız, şartsız sahibi Türk Ulusu’dur. (“Türk Ulusu; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkıdır.”) Yani; devletin yönetim hakkı ve yetkisi bizlerindir; bir siyasi parti, topluluk ya da şirketin değildir!

“DERTLERİN KALKINCA ŞAHA!…”