Bilindiği üzere; Yapılan araştırmalar, ana kucağında masal, ninni dinleyen, sokakta yaşıtlarıyla seksek, saklambaç oynayan, sayışmacalarla ebe seçen, lider olmayı, yenmeyi, yenilmeyi, başarıyı ve başarısızlığı daha çocukken hazmeden kişilerin gelecekte daha az depresyona gireceğini ve kişilik bozukluğunun daha az görüleceğini söylüyor.
Gelişmiş ülkelerde hemen her gün depresyona giren kişilerin yaptığı katliamlarla sarsıldığı görülmektedir. Halk kültürü bu açıdan binlerce yıllık bir deneyime sahiptir. Bu birikimi sürdürülebilir kalkınmaya esin kaynağı olacak şekilde aktarmak gerekiyor.
“Dere kıyısına ev yapma sel alır” diyen atasözü gibi, zor elde edilen ama kolay söylenebilen pek çok halk deneyimi, dikkate alınmadığı için her yıl onlarca kişi ölüyor, maddi kayıplar ortaya çıkıyor.
Mimar ev, mühendis buz dolabı yaparken, fabrika tencere üretirken, şehir plancısı plan yaparken halk yaratıcılığını, alışkanlıkları ve beklentilerini öğrenmiş olsa daha kullanışlı, daha yaratıcı ve daha ekonomik üretimler yapabilir, hayatı kolaylaştırır.
Halk kültürü insana kimlik ve aidiyet duygusu vermektedir. Sokakta çocuklar, düğünde gençler, bayramda hasta veya yaşlı insanlar, yalnızlık veya yabancılık duygusu hissetmezler. Böylece bireylerin kimlik ve aidiyet sorunu yaşamaları, verimsiz, başarısız veya mutsuz kişiler olmamaları sağlanır.
Halk kültürü, geçmiş zamanlara yönelik bir kültür arkeolojisi, eskilere ait bir “nostalji” araştırması gibi değil, geleceğin esin kaynağı, çevreyle barışık, üretimlerin, sürdürülebilir kalkınmanın motoru ve kimlik ve aidiyet duygusunun sağlayıcısı olarak görülmelidir.

