Bafa’yı Görmeyelim, Hissedelim

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Bir göl düşünün…

Binlerce yıllık taşların gölgesinde yaşayan, gökyüzünde kuşların kanat çırptığı, zeytin ağaçlarının toprağa kök saldığı, insanının alın teriyle yoğrulmuş bir coğrafya…

Bir tarafta Bafa Gölü…

Diğer tarafta Latmos…

Tarihin sessiz tanıkları Herakleia…

Ve bütün bunların arasında hayatını sürdüren insanlar.

Şimdi kendimize samimi bir soru soralım;

Biz Bafa’nın ne kadar farkındayız?

Dünyanın başka şehirlerinde insanlar sahip oldukları doğal ve tarihi değerleri markalaştırmak, korumak ve ekonomiye kazandırmak için yıllarca planlar yapıyor.

Biz ise çoğu zaman sahip olduğumuz değerin yanından geçip gidiyoruz.

Bafa bunun en güzel örneklerinden biri.

Bafa’ya gidiyoruz.

Gölü seyrediyoruz.

Birkaç fotoğraf çekiyoruz.

Sonra dönüyoruz.

Peki ya Bafa’nın hikayesini kaçımız dinliyoruz?

Herakleia’nın taşlarının ne anlattığını, Latmos’un neden bu kadar önemli olduğunu, gölün ekosistemini, kuşlarını, balıkçısını, zeytinini, insanını ve mutfağını kaçımız gerçekten tanıyoruz?

Bence artık Bafa’ya sadece bakmanın zamanı geçti.

Bafa’yı anlamanın, yaşamanın ve dünyaya anlatmanın zamanı geldi.

Çünkü Bafa sadece bir göl değildir.

Bafa; doğanın, tarihin, kültürün, üretimin ve insan hikayelerinin aynı coğrafyada buluştuğu eşsiz bir değerdir.

Ve bu değeri geleceğe taşımak için klasik turizm anlayışından vazgeçmemiz gerekiyor.

Artık “Bafa Gölü’ne gelin” demek yetmez.

İnsanlara Bafa’nın neden görülmesi gerektiğini anlatmalıyız.

Hatta daha fazlasını yapmalıyız.

Bafa’yı bir deneyime dönüştürmeliyiz.

Düşünün…

Sabah Kapıkırı’nda yöresel ürünlerle hazırlanmış bir kahvaltıyla başlayan bir gün.

Ardından Herakleia’nın tarihine yapılan bir yolculuk.

Bafa’yı ve Latmos’u bilen yerel bir rehber eşliğinde doğa yürüyüşü.

Kayaların arasında tarihle doğanın buluşmasına tanıklık…

Sonra Bafa’nın kendi mutfağından hazırlanmış bir öğle yemeği.

Öğleden sonra göl kıyısında kuş gözlemi.

Bir zeytinliğe uğrayıp üreticiden zeytinyağı almak.

Akşam ise göl üzerinde güneşin batışını seyretmek…

İşte o zaman ziyaretçi Bafa’ya sadece gelmiş olmaz.

Bafa’yı yaşamış olur.

İşte benim anlatmak istediğim Bafa tam olarak budur.

Bunun için Kapıkırı’nda küçük ama nitelikli bir Bafa Ziyaretçi Merkezi kurulabilir.

Gelen ziyaretçi burada Bafa Gölü’nü, Latmos’u, Herakleia’yı, bölgenin tarihini ve doğal yaşamını tanıyabilir.

Yürüyüş rotalarını dijital haritadan görebilir.

QR kodlarla tarihi ve doğal alanlar hakkında bilgi alabilir.

Yerel üreticilerin ürünlerine ulaşabilir.

Ve Bafa’nın hikâyesini daha buradan ayrılmadan öğrenmeye başlayabilir.

Ama sadece tesis yapmak yetmez.

İnsanı da bu hikayenin içine koymak gerekir.

Bafa’nın gençleri eğitilmeli.

Tarih, doğa, yabancı dil ve ilk yardım konusunda eğitim alan gençlerden yerel rehberler yetiştirilmeli.

Çünkü Bafa’nın hikayesini Bafa’nın insanından dinlemek, herhangi bir broşürden okumaktan çok daha değerlidir.

Kadınlarımız bu ekonominin içinde daha fazla yer almalı.

Yöresel yemekler kayıt altına alınmalı.

“Bafa’nın Sofrası” adıyla bir gastronomi rotası oluşturulmalı.

Zeytin, zeytinyağı, yöresel otlar, balık ve diğer yerel ürünler bu hikâyenin önemli parçaları hâline getirilmeli.

Çünkü turizm sadece turist getirmek değildir.

Turizm, gelen insanın harcadığı değerin mümkün olduğunca bölge insanında kalmasını sağlamaktır.

Bunun yanında Bafa’nın tanıtım dili de değişmeli.

Klasik turizm reklamlarından biraz uzaklaşmalıyız.

Benim önerim çok basit;

BAFA’YI HİSSET

Altında da;

“Bir gölden fazlası…”

Çünkü Bafa’yı yalnızca görüntülerle anlatamayız.

Bir tanıtım filmi düşünün…

Film göl manzarasıyla başlamasın.

Bir Bafa insanının elleriyle başlasın.

Zeytin toplayan bir kadın…

Teknesini hazırlayan bir balıkçı…

Taşların arasında yürüyen bir çocuk…

Latmos’ta gün doğumu…

Herakleia’nın taşları…

Göl üzerinde uçan kuşlar…

Gün batımı…

Ve ardından şu cümle;

“Bafa’yı görmek için gözlerin yeter. Bafa’yı anlamak için kalbin gerekir.”

İşte marka budur.

Ama burada çok önemli bir çizgiyi de korumalıyız.

Bafa’yı turizme kazandırmak, Bafa’yı tüketmek anlamına gelmemelidir.

Daha fazla beton…

Daha fazla yapılaşma…

Daha fazla araç…

Daha fazla kalabalık…

Bunlar Bafa’nın geleceği olamaz.

Bizim hedefimiz “daha fazla turist” değil, daha nitelikli turizm olmalıdır.

Daha uzun süre kalan…

Yerel rehberden hizmet alan…

Yerel yemek yiyen…

Yerel ürün satın alan…

Bölge insanına kazandıran…

Ama doğaya zarar vermeyen bir turizm modeli.

Çünkü bugün birkaç lira daha fazla kazanmak için Bafa’nın doğal ve kültürel dokusunu bozarsak, yarın çocuklarımıza bırakacağımız şey sadece geçmişin fotoğrafları olur.

Bafa’nın geleceği için üç yıllık bir yol haritası bile oluşturulabilir.

İlk altı ayda doğal, tarihi ve kültürel envanter çıkarılır.

Rotalar belirlenir.

Üreticiler ve işletmeler kayıt altına alınır.

Genç rehber adayları seçilir.

Dijital altyapı hazırlanır.

İlk yıl uygulamalar başlatılır.

İkinci yıl turizm ekonomisi büyütülür.

Üçüncü yıl Bafa, ulusal ve uluslararası ölçekte doğa, tarih, kültür ve gastronomi destinasyonu olarak tanıtılır.

Bunun için bütün yükün belediyenin sırtına bırakılması da doğru değildir.

Muğla Büyükşehir Belediyesi, Milas Belediyesi, kamu kurumları, üniversiteler, kalkınma ajansları, meslek odaları, turizm sektörü ve özel sektör aynı masanın etrafında buluşabilir.

Yeter ki ortak bir hedefimiz olsun.

Yeter ki “Bafa için ne yapabiliriz?” diye soralım.

Çünkü bazen bir şehrin ihtiyacı olan makinalardan önce vizyona ihtiyacı vardır.

Bafa’nın da yeni bir tabeladan önce yeni bir hikayeye ihtiyacı var.

O hikayenin içinde göl olacak.

Latmos olacak.

Herakleia olacak.

Zeytin olacak.

Balıkçı olacak.

Kadın olacak.

Çocuk olacak.

Genç olacak.

Yerel mutfak olacak.

Ve en önemlisi…

Bafa’nın insanı olacak.

Ben Bafa’yı yalnızca bir turizm projesi olarak görmüyorum.

Bafa’yı aynı zamanda bir kalkınma projesi olarak görüyorum.

Çünkü doğru yapılırsa Bafa’dan sadece turizmci kazanmayacak.

Üretici kazanacak.

Kadın kazanacak.

Genç kazanacak.

Esnaf kazanacak.

Rehber kazanacak.

Köy kazanacak.

Milas kazanacak.

Ama bunun da ötesinde gelecek nesiller kazanacak.

Çünkü Bafa bize ait bir mülk değil.

Bafa bize emanet edilmiş bir mirastır.

Emanete sahip çıkmak ise sadece onu korumak değildir.

Onu gelecek nesillere daha değerli hâlde bırakabilmektir.

Bugün Bafa için atılacak doğru adımlar, yarının Milas’ına bırakacağımız en kıymetli miraslardan biri olabilir.

Bu nedenle artık Bafa’yı yalnızca seyretmeyelim.

Onu tanıyalım.

Onu anlatalım.

Onu yaşayalım.

Onu koruyalım.

Ve dünyaya anlatalım.

Çünkü Bafa’nın ihtiyacı olan şey yalnızca daha fazla ziyaretçi değildir.

Bafa’nın ihtiyacı olan şey, sahip olduğu değerin farkına varan bir anlayıştır.

Belki de artık hep birlikte şu cümleyi kurmanın zamanıdır;

BAFA’YI GÖRMEYELİM SADECE…

BAFA’YI HİSSEDELİM.

Çünkü Bafa bir gölden fazlasıdır.

Bafa, bizim ortak mirasımızdır.

Bafa’yı Görmeyelim, Hissedelim