Atatürk Düşmanlığı (!) -3-

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Atatürk, gerçek ve içten olan inancı paralelinde TBMM’nin açılışını, 23 Nisan 1920 Cuma gününe ve Hacı Bayram’ı Veli Camiinde kıldığı namaz ve bizzat hutbeyi okumayı takiben, kurban ve dua eşliğinde gerçekleştirmiştir.Atatürk, Allah’a şükretmeyi bir alışkanlık haline getirdiği gibi, bunu çevresindeki insanlara da tavsiye etmiştir.

Örneğin büyük musiki yeteneğine sahip olan Safiye Ayla’ya, sahip olduğu bu yetenekten dolayı Allah’a şükretmesini önermiştir.Atatürk, gerekli çalışma ve çaba temelli Allah’a tevekkül edilmesi görüşündeydi ve Kurtuluş savaşı sırasında, 25 Ağustos 1922 günü, Kocatepe’ye çıktığı zaman, orada şöyle dua etmiştir:

“Allah’ım, Senin bana verdiğin fikir ve zekâyla ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası artık Senin mukadderatın”.

Atatürk, ilk görev yerleri ve katıldığı savaşlar sırasında özellikle Arap toplumunu birçok yönleri ile çok iyi tanımıştır. Arap toplumunun geri kalmışlığı ile kendi dilleri olan Kur’an’ı nasıl bağdaştırılmıştır acaba? Müslüman toplumların geri kalmışlığını, dini bilim ve akıl ile bağdaştırmamaları ve çalışmamalarına bağlamış ve bu görüşünü şöyle açıklamıştır:

“Düşmanlarımız bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla suçluyorlar ve duraklamamızı, düşüşümüzü buna bağlıyorlar. Bu yanlıştır. İslâm Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi din diye bin türlü kayıtlarla kayıtlı zannettiğimiz şeyler, dinimizde yoktur. Bizim dinimiz, akla en uygun ve en tabii bir dindir. Ehli İslam’ın yakalanmış olduğu zulüm ve sefaletin elbette birçok nedenleri vardır. İslam dünyası, dinin hakikatleri çerçevesinde Allah’ın buyruğunu yerine getirmiş olsalardı, bu sonuçlarla karşılaşmazlardı. Allah’ın emri çok çalışmaktır. İtiraf ederim ki düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan daha çok çalışmak zorundayız. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygarlık buluşlarından en üst derecede yararlanmak zorunludur. Hepimiz itirafa mecburuz ki, bu konudaki hatalarımız çok büyüktür. Bizim dinimiz, milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı önermez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumalarını emrediyor”

Diğer taraftan, şu sözler de Atatürk’e aittir:

“Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bilince (şuura) aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor.Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur, biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin yararına, İslam’ın menfaatine uygunsa kimseye sormayın, o şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uygun olduğu bir din olmasaydı, son din olmazdı.Bir dinîn tabii olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinîmiz bunlara tamamen uygundur. Dünya’daki işlerine zarar getirmemek şartıyla salat aktivitelerini yerine getir /yani sosyal dayanışma toplantıları yap, Kur’an’ı anla ve namazını kıl, heykel de yap, resim de.”. demiştir.

Yine Atatürk, bu sözlerinin son cümlesinde değindiği, Allah’ın biz insanlara verdiği akla güvenmiş ve İzmir İktisat Kongresi’ni açarken yaptığı konuşmada, bu konuda, şunları söylemiştir:

“Biliriz ki Allah, dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar istifade etsin, nimet sahibi olsun diye yaratmıştır ve azami derecede yararlanabilmek için de, bütün kâinattan esirgediği zekâyı, aklı insanlara vermiştir.”

Atatürk, islâm dininin geleceğini ne şekilde değerlendirmiştir.?

“Bakara-143. Ey içtenlikle iman etmiş olanlar! Sizleri açık fikirli, dürüst ve doğru yol olan orta yolu izleyen örnek bir toplum, elçiyi de aranızda bunları canlı bir uygulayıcı olarak, insanlar için örnek bir insan kıldık. Ayrıca tek Allah’a iman etme ve muhkem /değişmez ana kurallar olan buyruklarına uyma uğrunda, diğer insanlara da uyarıda bulunmak üzere, gereken çaba ve mücadele etmeyi /cihad göstermeyi de mutlaka ihmal etmeyin. Çünkü Allah, sizi bunu yapmanız için seçmiş bulunmaktadır. Sizin bu sorumluluğun altından kalkacağınıza güveniyor ve dini olan İslam’a sahiplenmenizi bekliyor. Zaten size dinî kurallarla ilgili hiçbir zorluk oluşturulmamıştır. Babanız İbrahim’in ümmeti /soyu da sizin gibi seçilmiş bir milletti. Allah gerek size ve gerekse önceki tek ilah olarak Allah’a ve bildirdiklerine inanmış ümmetlere, Müslüman ismini vermiştir.”

“Arkadaşlar! Tanrı birdir ve büyüktür. Tanrısal inançların belirtilerine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devirde ele alınabilir. İlk devir, insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. İkinci devir, insanlığın ergenlik ve olgunluk devridir. İnsanlık, birinci devrede tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddî vasıtalarla kendisiyle ilgilenilmesini gerektirmiştir. Allah, kulları gereken olgunluk noktasına erişinceye kadar, içlerinden vasıtalarla dahi kullarıyla ilgilenmeyi Tanrı olmanın gereği saymıştır. Bu nedenle de Hz. Âdem’den itibaren bilinen veya bilinmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve elçiler göndermiştir. Fakat Peygamberimiz aracılığı ile en son dinî hakikatleri ve uygarlığı verdikten sonra, artık insanlıkla birtakım aracılar koyarak ilişki kurmayı gerekli görmemiştir.  Ve bu nedenledir ki cenab-ı peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve Kur’an en eksiksiz kitaptır. Böylece her insan, artık ilahî vahiy olan Kur’an’la doğrudan ilişki kurma yeteneği ve görevinde olmakla mükelleftir. Çünkü Kur’an’ı tebliğ görevinde olan Peygamberin vefatı ile, elçi kişi tarafından tebliğ yöntemi sona ermiş, canlı kitap olarak Kur’an ve Hz. Muhammed’e atfedilen ayetlere uygun pratik örnekli sözleri kalmıştır. Bu nedenle de Hz. Muhammed’in vefatından itibaren, her iman edenin, Kur’an’ı anlaya anlaya, düşüne düşüne okuyup, din demek olan muhkem /değişmez ana kuralları öğrenme ve onlara uygun yaşamını düzenlemesi dönemi başlamıştır. Diğer bir ifade ile her kişi din denilen kuralları, başkalarının sözlerinden değil, bizzat kendi çabası ile ana diline çevrilmiş Kur’an’dan öğrenecek ve kendi doğrularına ulaşacaktır.”

İşte büyük kurtarıcımız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün dinimiz İslamiyet’le ile olan ilgi ve düşünceleri böyledir.

Atatürk Düşmanlığı (!) -3-