1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ahmet Özger
  4. Yarım Asırdır Aynı Soru
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yarım Asırdır Aynı Soru

featured

Selimiye Neden Gelişmiyor?

Milas’ın mahallelerini, köylerini ve sokaklarını dolaştığınızda bazen bir cümleye sık sık rastlarsınız. Selimiye’de de durum farklı değil.

Kahvede oturan bir amca söyler.

Pazarda alışveriş yapan bir teyze söyler.

Gençler söyler.

Esnaflar söyler.

“50 yıldır aynı şeyleri konuşuyoruz.”

Bu cümle ilk bakışta sıradan gibi görünse de aslında içerisinde büyük bir hayal kırıklığını barındırıyor. Çünkü bir yerleşim yerinde insanlar yarım asırdır aynı sorunlardan bahsediyorsa, ortada sadece çözülemeyen problemler değil, aynı zamanda kaybedilen zaman da vardır.

Peki Selimiye neden gelişmiyor?

Daha da önemlisi, gerçekten gelişmiyor mu, yoksa potansiyelinin çok gerisinde mi kalıyor?

Bu soruların cevabını bulabilmek için önce meseleye duygularla değil, gerçeklerle bakmak gerekiyor.

Her şeyden önce Selimiye’nin kaderi yalnızca Selimiye’nin elinde değildir. Mahallenin gelişimi Milas’ın genel kalkınma planıyla doğrudan bağlantılıdır. Ancak bu durum Selimiye’nin kendi potansiyelini değerlendirmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez.

Bugün Selimiye’nin en büyük sorunlarından biri geleceğe yönelik ortak bir vizyon eksikliğidir.

Bir yere yatırım yapılabilmesi için önce o yerin ne olmak istediğine karar vermesi gerekir.

Tarım merkezi mi?

Hayvancılık üssü mü?

Kırsal turizm noktası mı?

Sanayi destek bölgesi mi?

Yoksa bunların birkaçını bir araya getiren karma bir model mi?

Ne yazık ki yıllardır bu soruların net cevapları üretilememiştir.

Sonuç olarak günü kurtaran çözümler kalıcı kalkınmanın önüne geçmiştir.

Bir diğer sorun ise genç nüfus meselesidir.

Bugün Selimiye’de yaşayan birçok aile çocuklarının eğitim veya iş nedeniyle başka şehirlere gittiğini anlatıyor.

Bu sadece Selimiye’nin değil, Türkiye’nin birçok kırsal bölgesinin ortak sorunu.

Ancak burada kritik soru şu;

Gençler neden geri dönmüyor?

Çünkü geri döndüklerinde onları bekleyen yeterli ekonomik fırsat bulamıyorlar.

Üretim var ama katma değer düşük.

Emek var ama kazanç sınırlı.

Potansiyel var ama organizasyon eksik.

Oysa günümüzde kalkınmanın anahtarı sadece üretmek değil, üretileni markalaştırabilmektir.

Bir kilo zeytini satmak başka şeydir.

Bir marka oluşturup aynı ürünü katma değerle pazarlamak başka şeydir.

Bir üreticinin tek başına yapamadığını kooperatifler ve ortak girişimler başarabilir.

Belki de Selimiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biride birlikte hareket etme kültürüdür.

Çünkü dağınık güç sonuç üretmez.

Birleşen güç ise dönüşüm yaratır.

Altyapı konusu da yıllardır dile getirilen başlıklardan biridir.

Yol, ulaşım, sosyal alanlar, internet altyapısı, gençlerin vakit geçirebileceği mekanlar, kültürel etkinlikler…

Bunların eksikliği yalnızca yaşam kalitesini düşürmez; aynı zamanda yatırımcıların da ilgisini azaltır.

İnsanlar yaşamak istemediği yere yatırım yapmaz.

Yatırım gelmeyen yerde istihdam oluşmaz.

İstihdam olmayınca gençler gider.

Gençler gidince nüfus yaşlanır.

Nüfus yaşlandıkça ekonomik hareketlilik azalır.

Böylece kısır döngü oluşur.

Selimiye’nin uzun yıllardır yaşadığı durum biraz da budur.

Fakat madalyonun diğer yüzüne de bakmak gerekir.

Selimiye yalnızca sorunlardan ibaret değildir.

Aslında birçok yerleşim yerinin sahip olmak isteyeceği avantajlara sahiptir.

Verimli topraklar…

Üretim kültürü…

Güçlü aile bağları…

Milas’a yakınlık…

Doğal yaşam alanları…

Kırsal turizm için değerlendirilebilecek bir doku…

Bunlar küçümsenecek avantajlar değildir.

Asıl mesele bu potansiyelin nasıl harekete geçirileceğidir.

Peki çözüm ne?

Öncelikle Selimiye için siyasi dönemleri aşan bir kalkınma vizyonu hazırlanmalıdır.

Beş yıllık değil, yirmi yıllık bir hedef ortaya konulmalıdır.

Mahalle sakinleri, üreticiler, gençler, sivil toplum kuruluşları ve yerel yöneticiler aynı masada buluşmalıdır.

“Selimiye nasıl bir yer olmak istiyor?” sorusuna ortak cevap verilmelidir.

İkinci olarak gençlere yönelik istihdam ve girişimcilik projeleri geliştirilmelidir.

Tarımın teknolojiyle buluştuğu yeni modeller teşvik edilmelidir.

Gençlerin sadece iş arayan değil, iş kuran bireyler olması desteklenmelidir.

Üçüncü olarak üreticiler arasında iş birliği artırılmalıdır.

Kooperatifleşme güçlendirilmeli, yerel ürünler markalaştırılmalı ve dijital pazarlama imkanları kullanılmalıdır.

Dördüncü olarak sosyal yaşam canlandırılmalıdır.

Bir yer sadece yollarla gelişmez.

İnsanların umutlarıyla gelişir.

Gençlerin spor yapabildiği, kadınların üretime katılabildiği, çocukların kendilerini geliştirebildiği alanlar oluşturulmalıdır.

Ve son olarak en önemli konu…

Selimiye’nin kaderi yalnızca dışarıdan gelecek yatırımlara bağlanmamalıdır.

Çünkü hiçbir yatırım, o bölgenin insanları kadar güçlü bir kalkınma motoru olamaz.

Bir yerin değişimi önce zihinde başlar.

İnsanlar “nasıl olsa bir şey değişmez” düşüncesinden kurtulmadıkça en büyük projeler bile istenen sonucu vermez.

Belki de artık Selimiye’nin ihtiyacı olan şey yeni bir vaat değil, ortak bir hedeftir.

Yeni bir tartışma değil, ortak bir iradedir.

Yeni bir mazeret değil, yeni bir başlangıçtır.

Çünkü yarım asırdır aynı soruları konuşan bir toplum için en büyük risk sorunların varlığı değil, onlara alışmaktır.

Selimiye’nin önündeki asıl mesele gelişememek değil, gelişebileceğine olan inancını kaybetmemektir.

Ve belki de değişim, bugün sokakta kurulan şu cümleyi değiştirebildiğimiz gün başlayacaktır;

“50 yıldır aynı şeyleri konuşuyoruz.”

Yerine;

“Yıllardır konuştuğumuz sorunları nihayet çözmeye başladık.”…

Yarım Asırdır Aynı Soru