Siyasetin Vicdanı

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

İnsan, eline güç geçtiğinde mi değişir, yoksa içinde taşıdığı karakter mi görünür hale gelir?

Bu sorunun cevabını hayatın pek çok alanında arayabiliriz. Fakat en görünür sınavlardan biri siyasettir. Çünkü siyaset, insanın yalnızca kendisi için değil, başkalarının hayatını etkileyen kararlar almasına da imkan verir.

Güç, doğru kullanıldığında topluma hizmet eder. Yanlış kullanıldığında ise adaletsizliği büyütebilir. Aynı makam, bir insanın elinde binlerce kişinin hayatını kolaylaştırırken başka bir anlayışla ayrıcalıkların ve çıkar ilişkilerinin aracı haline gelebilir.

Bu nedenle siyasetçinin asıl sınavı, makama ulaştığı gün değil, o makamın imkanlarıyla karşılaştığı gün başlar.

Kendisini destekleyenlere ayrıcalık tanımak yerine herkese eşit davranabiliyor mu? Yanlış yaptığında kabul edebiliyor mu? Yakınlarının çıkarı ile toplumun yararı çatıştığında hangisini tercih ediyor? Eleştirildiğinde cevap mı veriyor, yoksa eleştireni düşman mı ilan ediyor?

Bunlar yalnızca siyasi sorular değildir. Aynı zamanda ahlakın, adaletin ve insan olmanın sorularıdır.

Çünkü insanın gerçek değeri, sahip olduğu makamla değil, sahip olduğu imkanları nasıl kullandığıyla anlaşılır.

Siyaset, insanın kendi çıkarını toplumun çıkarı gibi göstermeye başladığı yerde anlamını kaybeder. Kamu yararını gözetmek yerine kişisel kazancı öncelemek, yalnızca hukuki değil, ahlaki bir sorumluluk meselesidir.

Ancak bütün sorumluluğu siyasetçiye yükleyip vatandaşın rolünü unutmak da doğru değildir. Demokrasi, sorgulayan insanlarla güçlenir. Kendi tarafının yanlışını görmezden gelen, başkasının yanlışını büyüten bir anlayış adalet üretmez. Hakikat, kimin söylediğine göre değil, ne olduğuna göre değerlendirilmelidir.

Belki de siyasetin en büyük ihtiyacı daha fazla slogan değil, daha fazla vicdan; daha fazla gösteri değil, daha fazla sorumluluktur.

İnsanların yoksulluğu üzerinden güç kazanmak yerine yoksulluğu ortadan kaldırmaya çalışmak; vatandaşın çaresizliğini fırsata çevirmek yerine ona seçenekler sunmak; kendisine bağlı insanlar yaratmak yerine özgür bireylerin yetişmesine katkıda bulunmak…

İşte siyaset ahlakının özü burada aranmalıdır.

Makamlar gelir ve geçer. Unvanlar değişir. Fakat insanın geride bıraktığı adalet, merhamet ve sorumluluk mirası yaşamaya devam eder.

Siyasetin gerçek ölçüsü, kaç insanın size bağlı olduğu değil, sizin sayenizde kaç insanın daha özgür, daha güvende ve daha huzurlu yaşayabildiğidir.

Bu durum mahalle yönetiminden ilçeye, ilden merkezi yönetime kadar her siyasetçi için geçerlidir.!!

Siyasetin Vicdanı