Kentsel dönüşüm, bir kentte çökme ve bozulma olan mekanların fiziksel, ekonomik, toplumsal ve çevresel koşullarını kapsamlı ve bütünleşik yaklaşımlarla iyileştirmek üzere hayata geçirilen strateji ve eylemlerin bütününü ifade eder.
Kentlerde, sanayileşmenin beraberinde getirdiği hızlı değişim çöküntüye sebep olduğu gibi I. ve II. Dünya savaşları da kentlerin çöküntüye uğramasına sebep olmuştur. Savaşlarda yıkılan şehirlerin inşası için bir çözüm olarak kentsel dönüşüm kavramı ortaya çıkmıştır. Yeniden inşa sürecinde kültürel ve tarihsel değerleri koruma ön plana alınmıştır.
Türkiye’de “kentsel dönüşüm” kavramı, 2012 yılında AK Parti hükûmetinin deprem tehlikesine yönelik olarak hazırladığı 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” ile birlikte gündeme gelmiştir. Bu kanunda ‘Riskli Yapı’ ve ‘Riskli Alan’ diye iki çeşit tanım yapılmıştır. Halkın, riskli yapıların depremlere dayanıklı hale getirilmesi sürecini de “Kentsel Dönüşüm” kavramı ile ifade etmeye başlaması sonucu 6306 sayılı kanun Kentsel Dönüşüm Kanunu olarak telaffuz edile gelmiştir.
Türkiye’de gerçekleştirilen kentsel dönüşüm uygulamalarına yönelik eleştiriler arasında; hak sahiplerine önerilecek konutların genelde hak sahibinin tapulu alanı dışında olan bölge ve yerlerin gösterilmesi nedeniyle sosyolojik açıdan çevre ve komşuluk ilişkilerinin zarar görmesi; daha sonradan yapılacak yapıların emlak değerinin daha çabuk yükseleceği için bırakılan alanın tam değerine denk gelmeyecek yerlerin önerilmesi; kentsel dönüşüm süreçlerine mobbing davranışının ve kent suçu örneklerinin eşlik etmesi sayılabilir.
Kent sosyolojisi ise, tanım olarak Batı’da 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış olan disiplinin adıdır. Sosyoloji disiplinleriyle aynı zemini paylaşmakla birlikte büyük ölçüde bu disiplinlerden ayrılan yönlere sahip olarak şekillendi. Kent sosyolojisinin ana sorunu ya da meselesi, modern kent toplumlarının yapısal özelliklerini ve sorunlarını anlamaya çalışmak olarak şekillenmiştir. Buna göre, kent sosyolojisi alanı içinde, belirli bir yöntemsel tercihle araştırmacılar, kentte meydana gelen sosyal gruplaşmaları, bu grupların birbirleriyle olan ilişkilerini, etkileşim ve çatışmalarını, kentsel kurumlaşmaları ve örgütlenme biçimlerini, demografik dağılımın sosyal bağlantılarını ve söz konusu grupların kent sosyal yaşamına uyum problemlerini vb. ele alıp irdeleyebilirler.
Kentte yaşayan insan sayısı arttıkça kişisel farklılıklar da artar. Kentte yaşayan insanların meslekleri, düşünceleri, yaşam biçimleri kırsal bölgelerde yaşayanlara göre daha çok kutuplaşmaktadır. Nüfusun büyüklüğü komşuluk ilişkilerini, akrabalık bağlarını, etnik kökene dayalı ilişkileri ve bunlardan doğan paylaşım duygularını zayıflatır. Kırsal yaşamda görülen dayanışma yerini rekabet ve resmi denetim mekanizmalarına bırakır. Her gün daha çok insanla etkileşimde olunsa bile bu insanlar hakkında daha az bilgiye sahip olunur.
İnsan ilişkileri yapay, geçici ve parçalıdır. Çıkara dayalı ilişkiler kurma eğilimi artar. Bireyler parçası olduğu grubun denetiminden uzaklaşarak daha fazla özgürlük ortamı içine girseler de, toplumla bütünleşmeleri zayıfladığı için ortaklık duygusundan mahrum kalmaya ve yalnızlaşmaya başlarlar. Çıkarlar temsil yoluyla sağlanır ve bireylere temsil ettikleri insanların sayısına orantılı şekilde değer verilir.
Kentlerde nüfusun yoğun olması fiziksel ilişkilerin daha yakın olmasını sağlar, ancak buna karşın toplumsal ilişkiler daha mesafeli hale gelir. Kent insanı görsel algılamaya eğilimlidir. Örneğin bir görevliyi üzerindeki üniforma ile değerlendirir, arkasındaki nasıl bir kişi olduğundan haberi olmaz. Kentli birey; düzen ve karmaşa, zenginlik ve yoksulluk, entelektüellik ve cehalet arasındaki karşıtlıkların etkisinde kalır. Kentsel mekân üzerinde rekabet büyüktür ve sanayi, ticaret, alışveriş ve dinlenme yerleri birbirinden ayrılmıştır. Aynı konumda ve benzer ihtiyaçları olan insanlar aynı bölgelerde yaşamayı tercih ederler ve kentin farklı bölgeleri uzmanlaşmış işlevler kazanır. Saat ve trafik ışıkları toplumsal düzenin simgeleri haline gelir. Kent yaşamının temposu ve karmaşık teknoloji anlaşmazlıklara, gerilimlere yol açar ve kişisel öfkeleri arttırır.
Kentlerde nüfusun çeşitliliğinin ve etkileşimin artması sınıf yapıların etkiler. Katı sınıf yapılarını kırar ve toplumsal tabakalaşma içinde hareketliliği artırır. Aile ve komşuluk ilişkileri zayıflar ancak yeni grup bağlılıkları ortaya çıkar. Bireyler kent yaşamı içinde ortaya çıkan farklı ilgi alanlarına göre kendilerini farklı gruplarda tanımlarlar.
Kira yardımına gelindiğinde, Hak sahipleri tarafından, riskli olarak tespit edilen yapılardaki konut ve işyerlerinden dolayı kira yardımından faydalanabilmek için riskli yapının tahliye edildiği veya yıktırıldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde, riskli yapının bulunduğu ildeki ilgili Belediye Başkanlığına başvurulur.
Kira yardımı başvurularında; nüfus cüzdanı, adres bilgileri raporu ve taşınmaza ait güncel taşınmaz kaydı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi temin edilir. Ancak, sistemden kaynaklanan sorunlar sebebiyle söz konusu belgeler Bilgi Sistemi üzerinden temin edilemiyor ise ilgilisinden istenilir.
Kira yardımı başvurularında, riskli yapının yıktırılıp yıktırılmadığı A.R.A.A.D. Bilgi Sisteminden kontrol edilir.
Bireylerin davranışları, birbirinden farklı ve ilişkisiz, hatta çatışmalı ve çelişik olabilir.
Kentli olmak, insanların kendini sürekli yeniden tanımladığı bir süreçtir.

