Bir çocuğun büyüdüğü şehir, onun hayata bakışını şekillendirir. O şehrin sokakları, parkları, oyun alanları, okulları ve sosyal imkanları çocukların geleceğe dair hayallerini besler ya da köreltir. İşte tam da bu nedenle bir kentin çocuklara ne sunduğu, aslında o kentin geleceğe ne kadar önem verdiğinin göstergesidir.
Milas, tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla ve sahip olduğu büyük potansiyelle övündüğümüz bir kent. Ancak aynı zamanda şu soruyu da kendimize sormamız gerekiyor;
Milas’ta çocuk olmak gerçekten kolay mı?
Bir zamanlar mahalle aralarında top oynayan, bisiklete binen, saklambaç oynayan çocukların sesleri sokaklardan yükselirdi. Bugün ise artan trafik, daralan yaşam alanları ve güvenlik kaygıları nedeniyle çocuklar sokaklardan çekilmiş durumda. Birçok aile çocuklarını dışarıda yalnız bırakmaya çekiniyor. Çocukların enerjilerini atabilecekleri güvenli ve modern oyun alanlarının sayısı ise ihtiyaçları karşılamaktan uzak kalıyor.
Teknolojinin gelişmesi elbette hayatın bir gerçeği. Ancak çocukların bilgisayar ve telefon ekranlarına mahkum hale gelmesi, biraz da alternatif sosyal alanların eksikliğinden kaynaklanıyor. Spor tesisleri, kültür merkezleri, bilim atölyeleri, sanat kursları ve çocuklara yönelik etkinlikler ne kadar yaygınsa çocuklar da o kadar üretken bireylere dönüşüyor. Milas’ta bu konuda önemli adımlar atılmış olsa da nüfus ve ihtiyaçlar göz önüne alındığında daha fazlasına ihtiyaç olduğu açıkça görülüyor.
Bir başka sorun ise eğitim imkanlarındaki eşitsizlikler. Başarılı olmak isteyen çocukların önemli bir bölümü ek kurslara, özel derslere veya farklı imkanlara ihtiyaç duyuyor. Ancak her ailenin ekonomik gücü aynı değil. Bu durum bazı çocukların daha yarışın başında geriye düşmesine neden olabiliyor. Oysa bir çocuğun geleceği ailesinin gelir durumuna göre şekillenmemeli.
Kültür ve sanat alanında da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan Milas’ta büyüyen çocukların sanatla, tiyatroyla, müzikle ve bilimle çok daha fazla buluşması gerekiyor. Çünkü çocuk sadece ders çalışarak değil; üreterek, keşfederek ve hayal kurarak gelişir.
Milas’ta çocuk olmanın bir diğer zorluğu da gelecek kaygısının erken yaşlarda hissedilmeye başlanmasıdır. Çocuklar ve gençler çevrelerinde işsizlik, ekonomik sıkıntılar ve göç hikayeleri gördükçe kendi geleceklerine ilişkin endişeler taşıyabiliyorlar. Birçok genç, daha lise yıllarında “Bu şehirde bana yer var mı?” sorusunu sormaya başlıyor. Oysa çocukların görevi gelecek kaygısı taşımak değil, hayal kurmaktır.
Kent yaşamının planlanmasında çocukların sesi çoğu zaman duyulmuyor. Oysa şehirler sadece yetişkinler için değil, çocuklar için de inşa edilir. Bir kentin kaldırımları, parkları, spor alanları, kütüphaneleri ve kültürel mekanları çocuk dostu değilse o şehir geleceğine yeterince yatırım yapmıyor demektir.
Ancak bütün bu zorluklara rağmen Milas’ın büyük bir avantajı da var. Doğayla iç içe olabilme imkanı, güçlü mahalle kültürü, köklü tarihi ve insanların birbirini tanıdığı sıcak sosyal yapısı çocukların gelişimi için önemli fırsatlar sunuyor. Yapılması gereken şey, bu avantajları daha güçlü sosyal politikalarla desteklemek.
Çünkü bir şehrin gerçek zenginliği sahip olduğu binalar, yollar ya da yatırımlar değildir. O şehrin en büyük zenginliği çocuklarıdır. Eğer Milas’ın geleceğinin güçlü olmasını istiyorsak, önce çocukların bugünüyle ilgilenmeliyiz.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Milas’ta çocuklar gerçekten mutlu mu?
Bu soruya vereceğimiz cevap, Milas’ın geleceğinin de cevabı olacaktır. Çünkü çocukların gülümsemediği bir şehirde kalkınmadan, gelişmeden ve güçlü bir gelecekten söz etmek mümkün değildir. Çocukların hayallerinin büyüdüğü bir Milas ise yalnızca onların değil, hepimizin kazanacağı bir Milas olacaktır.

