1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Konuk Yazar
  4. Gerçek Nedir? Doğru Nedir?
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gerçek Nedir? Doğru Nedir?

Hiç düşündünüz mü? Aynı olayı yaşayan iki insan, nasıl oluyor da birbirinden tamamen farklı şeyler anlatabiliyor? Biri “Ben gerçeği gördüm.” diyor, diğeri de aynı şeyi söylüyor. Peki, hangisi gerçek?

Belki de önce kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Gerçek ile doğru aynı şey midir? Bence değil.

Gerçek, biz kabul etsek de etmesek de var olandır. Doğru ise, bizim bir şey hakkında söylediğimiz sözün veya verdiğimiz hükmün gerçeğe uygun olmasıdır. Yağmur yağıyorsa, yağmurun yağması gerçektir. “Yağmur yağıyor.” demek ise, gerçeğe uygun olduğu için doğrudur.

Ama insan işin içine girince mesele biraz değişiyor. Çünkü biz gerçeği her zaman olduğu gibi göremiyoruz. Bazen öfkemiz, bazen sevgimiz, bazen korkularımız, beklentilerimiz, alışkanlıklarımız, önyargılarımız ve hatta çıkarlarımız, gördüğümüz şeyi etkiliyor. Kimi zaman da gerçeği değil, görmek istediğimizi görüyoruz.

İşte o noktada insanın kendisine dürüstçe şu soruyu sorabilmesi gerekiyor: “Ben gerçeği mi görüyorum, yoksa görmek istediğim şeyi mi?”

Platon’un mağara alegorisi bana bu yüzden hep çok anlamlı gelmiştir. İnsan, önündeki gölgeleri gerçek sanabilir. Oysa gölge başka şeydir, gerçek başka. Bazen bugün biz de kendi küçük mağaralarımızın içinde yaşıyoruz. Bir haberi okuyor, doğru olduğuna inanıyoruz. Bir başkasından duyuyor, araştırmadan kabul ediyoruz. Bir insan hakkında bir şey söyleniyor, onu tanımadan hüküm veriyoruz. Sonra da kendi kanaatimizi gerçek zannetmeye başlıyoruz.

Oysa kanaat ile gerçek aynı şey değil. Bir şeye inanmamız, onu gerçek yapmıyor. Bir düşünceyi çok kişinin savunması da onu doğru hâle getirmiyor. Hatta bazen yanlış, doğru olandan daha kalabalık olabiliyor.

Sokrates’e atfedilen “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” sözü de bu yüzden bana çok şey anlatıyor. Çünkü insanın öğrenmeye başladığı an, her şeyi bildiğini düşündüğü an değil; yanılabileceğini kabul ettiği andır.

Bunu söylemek kolay değil. Hele ki yıllardır savunduğumuz bir düşüncenin yanlış olduğunu fark ettiğimizde…

İnsanın kendisine söylemesi en zor cümlelerden biri belki de şudur:

“Yanılmışım.”

Oysa yanılmak insan olmaktır. Asıl mesele hiç yanılmamak değil; yanıldığımızı fark ettiğimizde gerçeğe sırt çevirmemektir.

Peki doğru değişir mi?

Bazı doğru ifadeler zamana ve koşullara bağlıdır. “Bugün hava yağmurlu.” cümlesi bugün doğru olabilir, yarın yanlış olabilir. Ama burada değişen doğrunun kendisi değil, cümlenin anlattığı durumdur. Bugün bir insan kırk yaşındadır, yarın kırk bir yaşında olacaktır. Gerçek ortadan kalkmamış, sadece gerçekliğin durumu değişmiştir.

Bu yüzden “Herkesin doğrusu kendine göre değişir.” sözünü de çok doğru bulmuyorum. Çünkü benim bir konuda farklı düşünmem, düşündüğüm şeyin doğru olduğu anlamına gelmez. Sizin farklı düşünmeniz de sizin düşüncenizi otomatik olarak doğru yapmaz.

Kanaat kişisel olabilir; gerçek kişisel değildir.

Ben bir şeye inanabilirim, siz başka türlü düşünebilirsiniz. Ama farklı düşünmemiz, iki farklı gerçeğin ortaya çıktığı anlamına gelmez. Gerçek bizim düşüncelerimize göre şekillenmez.

Bir de işin ahlak tarafı var.

Burada artık “Bu bilgi doğru mu?” sorusundan çıkıp “Ben nasıl davranmalıyım?” sorusuna geliyoruz.

Gerçek bize “Ne oldu?” diye sorar.

Bilgi, “Ne biliyorum?” diye sorar.

Doğruluk, “Bildiğim şey gerçeğe uygun mu?” diye sorar.

Ahlak ise, “Bildiğim ve doğru olduğuna inandığım şey karşısında nasıl davranmalıyım?” diye sorar.

İşte insanın asıl sorumluluğu burada başlıyor.

Çünkü gerçeği bilmek her zaman yetmiyor. Doğruyu bilmek de yetmiyor. Bazen doğru bildiğini söylemek cesaret istiyor; yanlış olduğunu kabul etmek ise daha büyük bir erdem gerektiriyor.

Belki de hayatın en zor sınavlarından biri, başkalarının yanlışını görmek değil, kendi yanlışımızla yüzleşebilmek.

Bu yüzden gerçek, bizim hoşumuza giden şey değildir. Doğru da bizim işimize geldiği için doğru olmaz.

Gerçek, biz ona inansak da inanmasak da vardır.

Doğru, söylediğimizin gerçeğe uygun olmasıdır.

Kanaat ise bizim düşüncemizdir.

Bunları birbirine karıştırdığımızda, kendi düşüncemizi hakikatin yerine koymaya başlarız.

Belki de hakikat dediğimiz şey tam burada ortaya çıkıyor.

Hakikat bizim sahip olduğumuz bir şey değil. Kimse gerçeğin sahibi değil.

Biz hakikate sahip olmayız; hakikati ararız.

Bu arayış bazen kendi düşüncelerimizi sorgulamayı, bazen “Yanılmışım.” diyebilmeyi, bazen de herkes başka türlü düşünürken doğru bildiğimiz şeyin peşinden gidebilmeyi gerektirir.

Çünkü hayatta her zaman haklı çıkmak zorunda değiliz.

Bazen haklı olmaktan daha önemli bir şey vardır:

Gerçeğe sadık kalmak.

Belki de felsefenin bize öğrettiği en güzel şeylerden biri budur:

Kendi düşüncemizi savunmadan önce, onu sorgulamayı öğrenmek.

Ve zaman zaman kendimize şu soruyu sormak:

“Ben gerçekten biliyor muyum, yoksa sadece inandığım şeyi mi gerçek sanıyorum?”

Belki de insanın düşünsel olgunluğu, tam da bu soruyu kendisine dürüstçe sorabildiği yerde başlıyor.

 

Doç. Dr. Mehmet GÜNLÜK

 

Gerçek Nedir? Doğru Nedir?