Bir şehrin yolları bozuk olabilir.
Bir şehrin hastanesi yetersiz kalabilir.
Bir şehrin trafik sorunu olabilir.
Bir şehrin ekonomik sıkıntıları olabilir.
Bütün bunlar zamanla çözülebilir.
Ama bir şehir yönünü kaybetmişse, işte o zaman mesele çok daha büyüktür.
Çünkü yönünü kaybeden şehirler yalnızca zaman kaybetmez.
Nesiller kaybeder.
Fırsatlar kaybeder.
Hayaller kaybeder.
Bugün Milas’a baktığımızda herkesin farklı bir sorundan şikâyet ettiğini görüyoruz.
Kimi sağlık hizmetlerinden yakınıyor.
Kimi yollardan.
Kimi gençlerin göçünden.
Kimi ekonomik durgunluktan.
Kimi kültürel faaliyetlerin yetersizliğinden.
Herkes haklı.
Ancak bütün bu şikâyetlerin arkasında daha büyük bir soru duruyor:
Biz nasıl bir Milas istiyoruz?
Yıllardır bu soruya ortak bir cevap veremiyoruz.
İşte asıl sorun burada başlıyor.
Çünkü bir şehir ne olmak istediğine karar veremediğinde, yapılan her yatırım eksik kalıyor.
Her proje yarım kalıyor.
Her başarı kısa süreli oluyor.
Milas bugün belki de Türkiye’nin en ilginç çelişkilerinden birini yaşıyor.
Çünkü bu şehirde yok yok.
Dünyanın hayranlık duyduğu tarihi miras var.
Binlerce yıllık zeytin kültürü var.
Bereketli topraklar var.
Turizm potansiyeli var.
Doğal güzellikler var.
Üretim gücü var.
Kültürel çeşitlilik var.
Ama bütün bunlara rağmen hala “Milas neyin şehridir?” sorusuna net bir cevap veremiyoruz.
Belki de her şeyimiz olduğu için hiçbir şeye tam olarak odaklanamıyoruz.
Oysa gelişen şehirler önce hikayelerini yazarlar.
Sonra geleceklerini inşa ederler.
Milas ise uzun yıllardır geleceğini konuşmaktan çok günlük sorunlarını konuşuyor.
Bu da bizi sürekli yangın söndürmeye çalışan ama yeni bir bina inşa edemeyen bir anlayışa mahkûm ediyor.
Bir başka gerçek ise gençlerdir.
Herkes gençlerin gittiğini söylüyor.
Peki neden gidiyorlar?
Sadece iş için mi?
Hayır.
Gençler geliştirecek alanlar arıyor.
Kendilerini ifade edecek ortamlar arıyor.
Hayal kurabilecekleri şehirler arıyor.
Kendilerine ihtiyaç duyulduğunu hissedebilecekleri şehirler arıyor.
Bir şehir gençlerine yalnızca iş sunarsa çalışanlar kazanır.
Ama gençlerine umut sunarsa gelecek kazanır.
Milas’ın bugün vermesi gereken mücadele tam da budur.
Gençlerini burada tutabilmek değil sadece…
Onlara burada kalmak isteyecekleri bir gelecek sunabilmek.
Bir diğer mesele de sahip olduğumuz değerlere karşı geliştirdiğimiz alışkanlıklardır.
İnsan her gün gördüğü şeyin değerini zamanla unutuyor.
Belki bu yüzden tarihi eserlerin yanından sıradan bir duvarın önünden geçer gibi geçiyoruz.
Belki bu yüzden zeytini yalnızca bir tarım ürünü olarak görüyoruz.
Belki bu yüzden kültürel mirasımızın ne kadar büyük bir hazine olduğunu yeterince fark etmiyoruz.
Oysa Milas’ın elindeki değerler yalnızca Milas’ın değil, insanlığın ortak mirasıdır.
Ve mirasın değeri ancak korunduğunda ve anlatıldığında ortaya çıkar.
Şimdi biraz da kendimize dönüp bakmamız gerekiyor.
Çünkü şehirlerin kaderi sadece yöneticiler tarafından belirlenmez.
Şehirlerin kaderi, o şehirde yaşayan insanların tavırlarıyla belirlenir.
Bir şehri belediye yönetebilir.
Ama bir şehri ancak halk büyütebilir.
Sürekli eleştiren ama çözüm üretmeyen anlayış da, sürekli alkışlayan ama eksikleri görmeyen anlayış da aynı ölçüde zarar verir.
Milas’ın ihtiyacı olan şey taraf olmak değil, tarafsızca şehirden yana olmaktır.
Çünkü yolun siyaseti olmaz.
Eğitimin siyaseti olmaz.
Sağlığın siyaseti olmaz.
Geleceğin siyaseti olmaz.
Milas’ın geleceği de ancak ortak paydalarda buluşulabildiği zaman şekillenecektir.
Ve belki de en önemlisi…
Milas artık potansiyelini konuşmayı bırakmalıdır.
Çünkü potansiyel bir sonuç değildir.
Potansiyel yalnızca bir ihtimaldir.
Yıllardır “Milas’ın büyük potansiyeli var” diyoruz.
Evet var.
Ama artık potansiyeli değil, ortaya koyduğumuz sonuçları konuşma zamanıdır.
Çünkü bir şehrin değeri sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarını ne kadar değerlendirebildiğiyle ölçülür.
Bugün önümüzde iki seçenek var.
Ya aynı tartışmaları yaparak yılları tüketmeye devam edeceğiz.
Ya da ortak bir hedef belirleyip o hedefe doğru birlikte yürüyeceğiz.
Milas’ın sorunu yol değildir.
Milas’ın sorunu yönsüzlüktür.
Ve yönünü bulan bir şehir için hiçbir mesafe uzak değildir.
Yeter ki aynı haritaya bakalım.
Yeter ki aynı geleceği hayal edelim.
Yeter ki bu kadim kentin yalnızca geçmişini değil, geleceğini de birlikte inşa etmeye karar verelim.

