İnsan Olmak, Sadece Yaşamak Değildir!

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Bir canlının hayatına dokunmak için zengin olmaya değil, merhamet sahibi olmaya ihtiyaç vardır. Peki biz, insanlığımızı hangi ölçüyle değerlendiriyoruz?

Bazen bir görüntü, sayfalarca yazının anlatamadığını anlatır. Bazen küçücük bir iyilik, kocaman bir insanlık dersine dönüşür. Çünkü insan olmak, yalnızca nefes almak, yaşamak ve kendi ihtiyaçlarını karşılamak değildir. İnsan olmak; başkasının acısını hissedebilmek, bir başkasının derdiyle dertlenebilmek ve imkanın ölçüsünde bir hayatı güzelleştirebilmektir.

Bugün dönüp kendimize sormamız gereken soru şu: Biz, insanlığımızı ne kadar koruyabiliyoruz?

Merhamet, Güçlünün Lütfu Değil, İnsanın Sorumluluğudur

Hayatın akışı içinde çoğu zaman kendi telaşımıza kapılıyoruz. Geçim derdi, makam mücadelesi, siyasi hesaplar, ekonomik beklentiler derken etrafımızda yaşananları görmez hale gelebiliyoruz.

Oysa bir lokmayı paylaşmak, düşene el uzatmak, çaresizin sesini duymak ve ihtiyaç sahibini incitmeden desteklemek, insanlığın en temel değerlerindendir.

İyilik, karşılığında bir menfaat beklediğimizde ticarete; gösteriş için yaptığımızda reklama dönüşür. Gerçek iyilik ise çoğu zaman kimsenin görmediği yerde, hiçbir karşılık beklemeden yapılan iyiliktir.

Burada önemli olan, kimin ne kadar imkana sahip olduğu değil, sahip olduğu imkanla ne yaptığıdır.

Peki, Siyaset Bu Tablonun Neresinde?

Merhamet ve sorumluluk yalnızca bireysel ilişkilerimizin konusu değildir. Aynı zamanda yönetim anlayışının da temelini oluşturmalıdır.

Siyaset, insanların hayatına dokunma imkanıdır. Bu imkanı kişisel çıkarların, makam hesaplarının veya siyasi rekabetin aracı haline getirmek yerine toplumun refahı için kullanmak gerekir.

Bir mahallede yaşlı bir insan temel ihtiyaçlarına ulaşamıyorsa, bir aile geçim sıkıntısı nedeniyle çocuğunun eğitimini sürdüremiyorsa, engelli bir vatandaş kaldırımlar yüzünden sokağa çıkamıyorsa orada yalnızca ekonomik değil, vicdani bir sorumluluk da vardır.

Milas’ta da Muğla’da da Türkiye’nin her köşesinde de yönetimlerin başarısını yalnızca yapılan yollarla, açılan binalarla veya açıklanan projelerle ölçemeyiz.

Elbette yatırım önemlidir. Ancak asıl mesele, yapılan yatırımın kimin hayatını kolaylaştırdığıdır.

Bir hizmetin gerçek değerini, o hizmetten yararlanan insanın yüzündeki tebessüm belirler.

Bir Yüzde Tebessüm Olabilmek

Benim için mesele tam da burada başlıyor.

Bir insanın yükünü hafifletebiliyor muyuz? Haksızlığa uğrayanın yanında durabiliyor muyuz? Bize faydası dokunmayacak birine de el uzatabiliyor muyuz?

Üstelik iyilik yapmak için her zaman büyük imkanlara ihtiyaç yoktur. Bazen bir telefon, bazen içtenlikle dinlenen bir dert, bazen de kimsenin fark etmediği bir ihtiyacı gidermek yeterlidir.

Toplumları güçlü kılan yalnızca ekonomik büyüklükleri değil, birbirlerine karşı duydukları güven ve sorumluluktur.

Unutmayalım; bugün yardıma ihtiyaç duyan bir başkasının yerinde yarın biz de olabiliriz. Hayatın bize sunduğu imkânlar kalıcı değildir. Kalıcı olan, geride bıraktığımız izdir.

Siyasette de, ticarette de, günlük hayatımızda da asıl mesele şudur: İnsanlardan ne kazandığımız değil, insanların hayatına ne kattığımız.

Çünkü makamlar değişir, güç el değiştirir, servet tükenebilir. Fakat bir insanın hayatına dokunmanın değeri, çoğu zaman yıllar sonra bile hatırlanır.

Ve belki de kendimize sormamız gereken son soru şudur;

Bu dünyadan geçerken kaç insanın hayatını kolaylaştırdık, kaç insanın yükünü hafiflettik ve kaç yüzde gerçek bir tebessüm olabildik?

İnsan Olmak, Sadece Yaşamak Değildir!