Türkiye’de yasal olarak devlet eliyle kurulmamış veya doğrudan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olmayan, ancak toplumsal alanda faaliyet gösteren inanç temelli yapılar tarikatlar, cemaatler ve yasal zemin olarak dernek/vakıf statüsünü kullanan oluşumlar bulunmaktadır.
Bu yapılar, 1925 yılında çıkarılan 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun uyarınca yasal olarak yasaklanmıştır. Dolayısıyla “resmi dini kuruluş” statüleri bulunmaz. Ancak günümüzde varlıklarını sivil toplum kuruluşu (STK) kisvesi altında, yani kurdukları vakıf ve dernekler aracılığıyla yasal bir zemine oturtarak sürdürürler.
Yurdumuzda resmi statüsü olmayan ancak toplumsal olarak faaliyet gösteren başlıca dini yapılar şunlardır:
- Nakşibendi Kökenli Yapılar ve Cemaatler Türkiye’deki en yaygın ve en fazla alt kola ayrılan dini yapılanmadır. Genellikle eğitim, yurt ve insani yardım vakıfları üzerinden örgütlenirler.
2.Menzil Cemaati (Adıyaman Grubu): Semerkand Vakfı çatısı altında kurumsallaşmıştır. İsmailağa Cemaati: İstanbul Fatih merkezlidir. İnsani yardım ve medrese eğitimi odaklı resmi dernek ve vakıfları (örneğin İsmailağa Camii İlim ve Hizmet Vakfı) bulunur.
3.İskenderpaşa Cemaati: Hak Yol Vakfı gibi yapılarla bilinir; bürokraside ve akademik çevrelerde etkilidir.
4.Erenköy Cemaati: Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı üzerinden faaliyet gösteren, özellikle ticaret dünyasında aktif bir koldur. Nurculuk Hareketi ve Kolları Said Nursi’nin “Risale-i Nur” külliyatını temel alan bu hareket, homojen bir yapı olmayıp çok sayıda bağımsız cemaate bölünmüştür.
5.Cemaat evleri ise, (“dershaneler”) ve yayınevleri üzerinden organize olurlar. 6.Asya Grubu: Yayıncılık ve gazete faaliyetiyle öne çıkan bir koldur.
6.Meşveret Grubu: Özellikle eğitim çağındaki gençler arasında yaygın dini sohbet halkaları düzenler.
7.Süleymancılar (Süleyman Hilmi Tunahan Cemaati) Faaliyet Alanı: Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Dernekleri Federasyonu çatısı altında binlerce öğrenci yurdu işletirler. Özelliği: Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet’ten bağımsız olarak çocuklara ve gençlere yönelik barınma ve dini eğitim hizmetleri sunarlar.
Diğer Geleneksel Tarikatlar ve Sürgün Kollar Osmanlı’dan bu yana varlığını koruyan ancak resmi tüzel kişiliği bulunmayan diğer tasavvufi yollar şunlardır: Kadiri ve Rufai Tarikatları: Anadolu’nun çeşitli illerinde zikir halkaları ve yerel dernekler vasıtasıyla aktiftirler. Halveti ve Cerrahi Tarikatları: Özellikle İstanbul odaklı, kültür ve sanat vakıfları aracılığıyla varlık gösteren yapılardır.
- Gayrimüslim Cemaatlerin Durumu Lozan Antlaşması kapsamında yer alan Ermeni, Rum ve Musevi (Yahudi) cemaatlerinin dini liderlikleri (Patrikhane ve Hahambaşılık) devlet tarafından tanınsa da, bu dini kurumların doğrudan resmi bir tüzel kişiliği (kamu kurumu statüsü) yoktur. Bu inanç grupları da ibadethanelerini, okullarını ve mülklerini yönetebilmek için Cemaat Vakıfları (Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı azınlık vakıfları) statüsünü kullanırlar.
Lozan kapsamı dışındaki Protestan kiliseleri gibi yapılar ise ibadetlerini yasal kılabilmek adına genellikle Dernek statüsünde örgütlenmektedir.
Ülkemizde faaliyet yürüten (dini) yapıların bir kısmı, İslam tarihi boyunca var olan geleneksel teşekküllerin devamı niteliğinde, diğer bir kısmı ise sosyo-politik şartların ortaya çıkardığı yeni hareketlerdir. Bunların yanında henüz kurumsal yapılanma sürecini tamamlamamış, bir şahıs etrafında toplanan bireysel hareketler de söz konusudur. Çoğunlukla İslam’dan beslendiğini belirten bu şahıs veya teşekküllerin İslam’ı anlama ve bu anlayışı topluma sunma biçimlerinin tespit edilmesi, toplumu İslam dininin inanç, ibadet ve ahlakla ilgili konularında aydınlatmakla görevli Diyanet İşleri Başkanlığı açısından önem arz etmektedir.
Öte yandan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın din ve dini kavramları istismar ederek topluma zarar veren oluşumlara karşı olmayışı ise büyük üzüntüdür.
Şimdiye kadar ülkemizdeki dini oluşumlar son 100 yıldır izlenen din-devlet ilişkilerindeki iniş çıkışlı politikalar ve genellikle devletin dini yapılar üzerinde tahakküm kurma yönündeki eğilimi sebebiyle dini yapıların mağduriyeti çerçevesinde ele alınmaktaydı.
Özellikle 1950 öncesi dönemde izlenen din-karşıtı katı politikaların ürünü olarak ortaya çıkan cemaatler, Türkiye’ye özgü birtakım özellikler taşımaktaydı. Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili İnkılap kanunlarıyla varlıkları tanınmayan tarikatlar, maruz kaldıkları baskılar sonucu bu dönemlerde faaliyetlerini oldukça gizli bir şekilde sürdürerek hayatiyetlerini sürdürmeye çalıştılar, ve çalışmaya devam etmektedirler.
Cemaatler bir taraftan şeffaf olmayan yapıları ile kendilerini korumaya alırken aynı zamanda şeffaf olmayan ilişki ağlarını kendileri lehine bir fırsata çevirdiler. 1990’lar boyunca ama özellikle 2000 sonrasında şirketler, holdingler kurdular, okullar açtılar. Kısaca bir maneviyat okulu olarak başlayan ve din öğretimindeki boşluğu doldurmak için ortaya çıkan dini cemaatler bugün gelinen noktada Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm arzularına tamamen ters düşmektedirler.
Türkiye laik bir cumhuriyet olmalıdır.

