Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kirli Siyaset

featured

(bölüm 4)

Alevilik konusunda ise Demirtaş, Alevilik tanımının devlet tarafından yapılmasının doğru olmadığını belirtmiş, bunun Alevilerin kendi kararı olması gerektiğini ve devletin de bunu kolaylaştırıcı olması gerektiğini, Aleviler için Cemevi bir ibadethane ise devletin, “Değildir.” deme hakkının olmadığını söylemiştir.

Alevi nüfustan alınan verginin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla sadece cami yapımında kullanılmasının doğru olmadığını, farklı din ve mezheplerden toplanan vergilerin tek bir din ve mezhebin ihtiyaçları doğrultusunda harcanmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu söylemiştir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Eğer Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük bir Alevi’yim.” sözlerine karşılık bu tanımın Alevilerin geçmişte çektiği acıları ve toplumdaki dışlanmalarını yok saydığını belirtmiştir:

“Alevilik sadece Ali’yi sevmek değildir. Alevilik; Kerbela’da, Çorum’da, Maraş’ta katledilmektir. Sivas’ta yanmaktır. Alevilik; Türkiye’de ikinci sınıf yurttaş olmak, sırf Alevi olduğundan okulda ve iş yerinde hor görülmektir.  Başbakan bunlar olabiliyorsa Alevi olabilinir, olamıyorsa kusura bakmasın. Kendine mikrofonun önünde, ‘Alevi’yim.’ demekle dört dörtlük Alevi olunmaz.”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun da Alevilerle ilgili sorunlara seçim mitinglerinde az yer ayırmasını CHP’nin parti politikasına bağlayarak “Alevi” tanımının “Kürt” tanımında olduğu gibi bölücülük olarak görülmemesi gerektiğini söylemiştir:

“Tam 104 miting, iki büyük kurultayda; bu ülkenin temel sorunları arasında yer alan Alevi sorununu, Alevi sözcüğünü ağzınıza almadan geçiştirdiniz. Bu bir yetenek, maharet ister. Merak ediyorum, ‘Alevi sorunu’ derken hangi kavramı kullanacaksınız? ‘O şeylerin şey sorununu şey yapacağız.’ mı diyeceksiniz?

Alevi’ye Alevi, Kürt’e Kürt denir. Aleviler cemevine gider, Kürtler Kürtçe konuşur. Bu böyledir, bunu öğreneceksiniz. Bu bir ayrışma, bölme değil. Önce farklılıkları kucaklayacak kadar yürekli olacaksınız.”

2012 ve 2014 yıllarında Sivas’ta yapılan Sivas Katliamı’nı anma törenlerine katılan Selahattin Demirtaş, 2012 yılındaki katılışı ile bu törene parti başkanı düzeyinde katılan ilk isim olmuştur.

Kendisinin bilimsel açıdan bakıldığında anadilinin Türkçe olduğunu çünkü anne babasının kendi aralarında Zazaca konuşmasına rağmen çocuklarına Türkçe öğrettiklerini ve kendisinin Zazacayı daha sonra kendi imkânıyla öğrendiğini belirtmiştir.Kürt toplumunun eğitim seviyesindeki düşüklüğün sebeplerinden birinin anadilinde eğitim alamaması olduğunu, bunun sonucunda da toplumda yoksul, hırsız denince akla Kürt toplumunun gelir olduğunu söylemiştir.

Yine de savundukları demokratik özerklik çözümünün anadilinden önde geldiğini söyleyerek sadece anadili veya bazı kültürel haklar ile Kürt toplumunun demokrasiye geçişinin mümkün olamayacağını belirtmiştir.

Çözüm Süreci sırasında CHP tarafından hazırlanan raporda Kürtçe eğitime karşı çıkılmasını ve CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi bir Kürt olmasına rağmen bu şekilde bir rapora imza atmasını eleştirmiştir.

2010 yılındaki Anayasa değişikliğini kendi anayasa taleplerinin uzağında bulduğunu, Anayasa’nın tümüyle değişmesi gerektiğini belirtmiştir.

Anayasa’daki Türk tanımının ayırıcı bir unsur olduğunu ifade eden Selahattin Demirtaş, 1924 Anayasası ile getirilen Türklük tanımının bu tarihten önceki Türk toplumlarını yok sayarak Türk tarihinin 1924’te başladığını varsaydığını savunmuştur. Anayasa’daki tanımın kapsayıcı nitelikte olmadığını savunan Demirtaş, “Biz Kürtler, Orta Asya’dan gelmedik.” diyerek Anayasa’daki tanımların diğer etnik grupları dışladığını ve onlara politika olarak bugüne kadar, “Siz yoksunuz.” dendiği için geçmişteki sıkıntıların yaşandığını söylemiştir.

Anayasa’daki “Türk Bayrağı” gibi bazı tanımların da ülke yerine etnik kimlik temelli olmasından ve bunun gibi konuların geçmişte etnik kimliğini inkâr amaçlı kullanılmasından ötürü bölge halkında bazı kırılmalara yol açtığını belirtmiştir.

“Türk milleti artık kapsayıcı bir tanım olmaktan çıktı. 1921 Anayasası’nda böyleydi, 1924’te değiştirildi. Türk milleti birden o tarihte başladı ise Türk tarihinin 1924 öncesine gitmemesi lazım. Ama açın bakın kitaplara.

Türk tarihi; Orta Asya’dan, Uygurlardan başlar. Dil, edebiyat da Orta Asya’dan başlar. Eğer Kürtler Türk milletinin bir parçası ise şuna cevap vermek lazım: Biz Kürtler, Orta Asya’dan gelmedik. Araplar, Ermeniler ve Rumlar da gelmedi. Hepsinin ortak tarihi, edebiyatı, folkloru değil orası. Her birinin ayrı bir kültürü, dili var.

1924’te, ‘Biz yeni bir milletiz ama hepimizin farklı dilleri var, bu korunacak, Türkçe ortak dil olacak, Türkçe bizi millet yapacak.’ denseydi sorun olmazdı. ‘Siz Türk’sünüz, herkes Türkçe konuşacak, başka dilde eğitim yasak, siz yoksunuz.’ dendi ve sorun yaşandı. Artık yeniden başa dönemeyiz.” demiştir.

Kirli Siyaset