İslamiyette Tarikat (!)

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Tarikat, veya tarik kelimesi “yol” tarikat “yollar” anlamına gelir, “Allah’a ulaştıran yol” manasında kullanılmaktadır. Tarikatlar Selçuklu ve Osmanlı’ya özgü düşünce ve inanç hareketleri olarak değerlendirilmektedir. Bu anlamda tarikat, Kur’an’da ve hadis rivayetlerinde yer almamaktadır.

Birçok tarikatın menşei Hicri 5./Miladi 11. asırda Abdülkâdir Geylânî’nin yolundan gidenler tarafından oluşturulan Kadiri tarikatıdır. Ebû Sâlih Muhyiddîn Abdülkâdir Geylânî’nin Hasan bin Ali’nin soyundan olduğu iddia edilmekle birlikte, kendisinin Bağdat’ta a‘cemî yani “Arap olmayan” olarak tanınması gibi hususlardan dolayı şecerenin sonradan oluşturulduğunu öne sürenlerin olduğu belirtilmektedir.

Tarikat sözcüğü Türk Dil Kurumunun Güncel Türkçe Sözlüğüne göre şu iki anlamı ifade etmektedir: “Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan Tanrı’ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri.” ve “Bir şeyhe bağlı kimseler için konulmuş olan manevi, ahlaki ve sosyal kuralların bütünü ve bu kurallara göre teşkilatlanmış kurum.” olarak ifade edilmiştir.

Türkiye’de çeşitli halk sınıfları ve tipleri arasında farklı sûfî tarikatları gelişmiştir. Örneğin Bektaşi tarikatı daha çok köylülere ve askerlere hitap ederken Nakşibendi tarikatı ilahiyatçı ve bilim insanları; Mevlevî tarikatı müziği ve şiirleriyle sanatsal eğilime sahip olanları; Halvetî tarikatı ise tarikat fabrikası olarak bilinen kendi içinden birçok içtihat çıkaran sultanlar, generaller, önemli hükûmet adamları ve yöneticileri içinde barındırmıştır.

Tarik ise, “yol” demektir. Tarikat ise, kavram olarak “tasavvuftaki ekollere verilen isimdir.” Nasıl ki fıkıh ilminde Hanefi, Şafii gibi mezhepler vardır, bu mezhepler temel meselelerde müşterek olmakla beraber, ayrıntılarda birbirinden farklıdırlar. Onun gibi tasavvuf yolunda da Nakşibendi, Kadiri gibi tarikatlar vardır. Bunlar nefsin terbiyesi, kalbin tasfiyesi gibi ana konularda beraber olmakla beraber bunların nasıl yapılacağında farklı metotlara sahiptir.

Hz. Peygamberin (asm) gittiği yola “tarikat-ı Muhammediye” adı da verilir. Mesela, her namazın ardından otuz üçer defa Subhânallah, Elhamdülillah, Allâhü Ekber demek, Onun bize bildirdiği zikirlerdendir.

Peygamberin (asm) yoluna tarikat denilmesi günümüzde zihinlere gelen manasıyla değildir, Onun yolu dinin bizatihi kendisidir. Çünkü O, dinin kaynağı idi, “yaşayan bir Kur’andı.” Onun asr-ı saadetinden sonraki dönemde ve günümüzde ortaya çıkan tarikatlar ise, o tarikatın kurucusunun tasavvufî yönüyle dini algılama ve yorumlamasından ibarettir.

Bütün dinlerde değişik zamanlarda ve yerlerde ortaya çıkan farklı tarikatlar ve cemaatler bulunmaktadır. Müslüman tarihinde de sayısız tarikat mevcuttur. İslam’ın kendisinden kaynaklanmayan tarikatlar, değişik zamanlarda insanların ritüellerini, hiyerarşisini, kurallarını ve liderliğini dizayn ettiği yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır.

İslamiyet asla bir tarikat değildir. Peygamber, bir şeyh olmadığı gibi, Kur’an da bir tarikat kitabı değildir. Tarikatlar, mezhepler ve cemaatlerin hiçbiri, ilahi ve kutsal bir niteliğe sahip değildirler. Tarikatların, mezheplerin ve cemaatlerin hepsi insan icadı yapay oluşumlardır. Tarikat ve cemaatleri, insanın dizayn ettiği oluşumlar olarak konuşmak, tartışmak ve sorgulamak lazımdır.

Tarikatlar, kendilerini insan yapımı kurumlar olarak değil, ilahi ve kutsal nitelikte yapılar olarak sunmaktadırlar. Kutsal ve ilahi nitelikte olduklarını sunmak suretiyle tarikatlar, kendilerini sorgulanmaz, eleştirilmez ve dokunulmaz hale getirmektedirler.

Tarikatların hikmetinden sual olunamayacağı şeklinde tarikatları tabulaştıran ve kutsallaştıran anlayışın hiçbir dini, akli, ahlaki ve insani temeli bulunmamaktadır.

Tarikatların yaptığı her şeyden sual sorulması ve sorgulanması gerekmektedir, çünkü tarikatlar insan yapımıdır. Hiçbir insani yapının sorgulama dışı kalma şeklinde bir ayrıcalığa sahip olmadığını idrak etmeliyiz. Tarikat olgusunu anlayabilmek için tarikatların kendilerini nasıl konumlandırdıklarının anlaşılması lazımdır. Tarikatlar, açık bir şekilde kendilerinin dinin kendisi olduğunu söylememektedirler.

Dinin kendisi olduğunu söylemeyen tarikatlar, aslında dinin içinde var olan alternatif dinlerdir. İslam açısından tarikatlara ne yer vardır, ne gerek vardır. Allah, insanlığa din olarak İslam’ı göndermiştir. Allah’ın gönderdiği hiçbir tarikat olmadığı gibi, görevlendirdiği hiçbir şeyh de yoktur. Tarikatlar, İslam içinde olduklarını iddia ederek İslam’ın dışında kendilerine özgü ritüeller, kurallar, hiyerarşiler, müritlik ve şeyhlik pozisyonlarını icat etmişlerdir.

Tarikatlar, kendilerini din yerine koyan alternatif dinler şeklinde varlıklarını konumlandıran ve işlevselleştiren insani kurgulardır. Allah, tevhit mesajını merkeze alan İslam’ı, insanlığa fıtrat dini olarak göndermiştir. Fıtrat dini olan İslam’da dini bir kurum, kilise, ruhban sınıfı, tarikat, mezhep, şeyh, mürit, kutup, gavs, müceddit gibi kurguların hiçbiri bulunmamaktadır.

Bütün tarikatlar, şeyhleriyle, ritüelleriyle ve ilişkileriyle din içinde uydurulmuş alternatif dinlerdir. Tarikatlar konusunda gerçek tarikat-sahte tarikat şeklinde bir ayırıma gerek olmadığı gibi, şeyhleri de sahte ve gerçek şeklinde ayırmaya gerek yoktur.

İstisnasız bir şekilde bütün tarikatlar, gerçek olmadığı gibi, bütün şeyhlerde gerçek değildirler. Bütün tarikatlar ve şeyhler, insan yapımı uydurmalardır.

Bütün tarikatların ve şeyhlerin, uydurmalar olduğu gerçeğinden hareketle onların yapıp ettiklerinin akıl, ahlak ve bilgi ışığında değerlendirilmesi ve sorgulanması gerekmektedir.

İslamiyette Tarikat (!)