Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hukuk Devleti

featured

Hukuk devleti, tüm faaliyetlerinde hukukun üstün kurallarına bağlı olan, temel insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ve tüm işlemlerinde bağımsız yargı denetimine açık olan devlet modelidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi gereğince Türkiye, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Kendi sınırları içerisinde kamu erkinin değişmezlik ve süreklilik temeline dayalı olarak değer ve hukuk düzenine bağlı olduğu bir devlet şeklidir.

Mutlakiyetçi devletlerden farklı olarak devlet gücü, vatandaşları keyfi uygulamalardan korumak amacıyla yasalar yardımıyla tanımlanır. Modern anlayış temelindeki bir hukuk devleti maddi anlamda adaletli bir düzenin yaratılması ve korunmasını hedefler. Nesnel değer yargıları bireylerin öznel haklarından farklı olarak, belirlenmiş prensipler aracılığıyla kanun koyucunun sınırlanması işlevi görürler.

Kral ve feodal beyler mülkiyet hakkından kaynaklı olarak özel hukuka tabii idiler. Bu dönemde yasal olarak kazanılmış haklara saygı ilkesi vardı, ancak zamanla istisnai durumlarda kral bu kazanılmış haklara, üstün bir hakka sahip olduğu ileri sürülerek müdahale edebilmiştir. Zamanımızda da bu gibi müdahalelerin, iktidar tarafından yapıldığı da görülmektedir. Böylece, “polis devleti” kurulmuştur.

Bu anlayış ilk kez Almanya’da ortaya çıkmıştır ve feodal düzenden mutlakiyetçi yönetim anlayışına geçiş dönemidir. Polis devleti, toplumun refahı ve geleceği için her türlü işlemi yapabilen ve bu gayeyle kişilerin hak ve özgürlüklerine istediği gibi müdahale edebilen ve bunları yaparken hiçbir hukuk kaidesine bağlı olmayan devlet anlayışıdır. Yurdumuz da şimdilik bu geçerlidir.

Polis devleti kavramındaki polis kelimesi bugünkü kolluk görevi gören polisi değil, devletin tüm faaliyetlerini ifade etmektedir. Devletin bu eylemleri yapabilmek için sahip olduğu denetimsiz ve sınırsız güce “polis kudreti” denilmektedir.

Polis kudreti tanımından ötürü Almanya’da mutlak yönetimlere “polis devleti” denilmiştir.

Günümüzde de eylem ve işlemlerinde yargı denetimine tabi olmayan ve yurttaşlarına hukuki güvenlik sağlamayan devletler içinde polis devleti ibaresi kullanılmaktadır.

Polis devletinde idare edilenlere yani halka herhangi bir hukuki güvence tanınmıyorken hazine teroisiyle bazı mali hukuki güvenceler getirilmiştir. İdare tarafından hakları ihlal edilen kişiler, bu ihlallere karşılık yargı yoluyla parasal haklar elde etmişlerdir. Bu teoriye göre hazine devlet tüzel kişiliğinden ayrılarak ayrı bir özel hukuk tüzel kişiliği haline gelmiştir.

Yasama, yürütme ve yargı ayrı olmalıdır, tek elde toplanmamalıdır. Üç temel erk tek elde toplanırsa keyfilik ortaya çıkar. Ayrıca yargı bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Yasama erki hukuka tâbi olmalıdır: Yasama kanun yapma yetkisine sahiptir ve bu yetkiyi kullanırken anayasaya bağlı olmalıdır ve anayasaya aykırı kanunlar çıkarmamalıdır. Yürütme anayasaya bağlı olmalıdır. Yürütmeye bağlı olan idare işlem ve eylemlerinde anayasaya aykırı davranılmamalıdır.

Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması için, anayasalarda kolayca değiştirilemeyen hükümlere yer verilmeli ve temel hak ve özgürlükler sadece anayasada yer alan nedenlerle sınırlanabilmelidir. Anayasalarda yer alan temel hak ve hürriyetlerin, kanun koyucu tarafından aşırı bir şekilde sınırlanmasının engellenmesi için bazı sınırlamalar getirilmelidir. Bu sınırlamalar, kanunla olmalı, ölçülü olmalı ve hakkın özünü ortadan kaldırmamalıdır.

1961 Anayasası’nda kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemek için Anayasa Mahkemesi kuruldu. Anayasa Mahkemesi, kanunların, cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve TBMM İçtüzüğü’nün Anayasaya şekil ve içerik yönüyle uygunluğunu denetler. 1982 Anayasası’nda bu kurumun yetkileri sınırlandırıldı ve hukukta gerileme yaşanmaya başlanıldı.

Mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimin karar verirken vicdanına ve hukuka uygun karar vermesi ve karar verirken kimseden emir almaması anlamına gelir. Bu ilkeye ilk kez Kânûn-ı Esâsî’de rastlanmaktadır ve 1924 Teşkîlât-ı Esâsiye Kanunu’nda da bu ilke benimsenmektedir. Daha sonra 1961 ve 1982 Anayasalarında da bu ilkeye yer verildi. Ayrıca, hâkimlerin idareye karşı bağımsızlığı da korunmalı ve hâkimlerin idareye karşı dava açma yetkileri olmalıdır.

Anayasaya göre idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İdarenin mâli sorumluluğu, kusurlu sorumluluk veya kusursuz sorumluluk esaslarına dayanır. Kusursuz sorumluluk kapsamındaki tehlike ilkesi ile fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin uygulanmasında hizmet kusuru aranmaz.

Hukuk devleti anlayışına, tarihi süreç içerisinde belirli devlet anlayışları tecrübe edilerek ulaşılmıştır. Bu devlet anlayışları; mülk devleti anlayışı, polis devleti anlayışı ve hazine teorisidir.

Orta Çağ’da hakim olan bu anlayışa göre devlet kralın mülkü olarak görülüyordu. Ülkenin en büyük toprak sahibi olan kralın yanında feodal derebeyleride, yetki ve kamusal ayrıcalıklarını sahip oldukları topraklarından alıyorlardı ve bu yetkilerini miras veya sözleşme yoluyla devredebiliyorlardı. Kral ve feodal beylerin yetkilerini sınırlayan ve denetleyen bir idare hukuku yoktu. Bu yetkiler doğal hukuk ile sınırlandırılmaya çalışılıyordu. Kral ve feodal beyler mülkiyet hakkından kaynaklı olarak özel hukuka tabiydiler. Bu dönemde yasal olarak kazanılmış haklara saygı ilkesi vardı, ancak zamanla istisnai durumlarda kral bu kazanılmış haklara, üstün bir hakka sahip olduğu ileri sürülerek müdahale edebilmiştir.

“Polis devleti” anlayışı ilk kez Almanya’da ortaya çıkmıştır ve feodal düzenden mutlakiyetçi yönetim anlayışına geçiş dönemidir. Polis devleti, toplumun refahı ve geleceği için her türlü işlemi yapabilen ve bu gayeyle kişilerin hak ve özgürlüklerine istediği gibi müdahale edebilen ve bunları yaparken hiçbir hukuk kaidesine bağlı olmayan devlet anlayışıdır.

Polis devleti kavramındaki polis kelimesi bugünkü kolluk görevi gören polisi değil, devletin tüm faaliyetlerini ifade etmektedir. Devletin bu eylemleri yapabilmek için sahip olduğu denetimsiz ve sınırsız güce “polis kudreti” denilmektedir.

Günümüzde eylem ve işlemlerinde yargı denetimine tabi olmayan ve yurttaşlarına hukuki güvenlik sağlamayan devletler içinde “polis devleti” ibaresi kullanılmaktadır.

Bireyler, devlet faaliyetleri nedeniyle zarar gördüklerinde, kişisel olarak ilgili devlet memuruna, bunun mümkün olmaması durumunda da doğrudan devlete karşı dava açabilmelidirler. Ve bu yolla devletin yargısal denetime tabi tutulmasını sağlayabilmelidirler.

Hukuk Devleti