Müfit Demirkol

15 Temmuz

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(bölüm 4)

Başbuğ, adliye çıkışında şöyle dedi:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. Genelkurmay Başkanı ‘terör örgütü kurmak ve yönetmek’ ile suçlandı. Takdir yüce Türk milletinindir. Bu iddianın bu şekilde dile getirilmesi bile benim için en ağır cezadır. Bundan sonra ne ceza verilirse bu beni daha fazla üzmez. Kötü amacım olsa 700 bin kişilik gücü elinde tutan bir komutan olarak başka yolları denerdim.”

Başbuğ, 5 Ağustos 2013’te Ergenekon davasından müebbet hapis cezası aldı.

Başbuğ, ceza aldıktan sonra şöyle dedi:

“Eğer bir ülkede, toplum hakimlerin bağımsızlığını sorguluyorsa, verilen hükümlerin Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olduğuna ilişkin şüpheler taşıyorsa, o ülkede hukukun üstünlüğünün var olduğu ileri sürülemez. Bu durumda yargılananlar için son sözü millet söyleyecektir. Ve millet yanılmaz ve aldanmaz. Her zaman doğruların, hak ve haklının yanında, yani adaletin yanında olanların, vicdanları rahat olur. Ben öyleyim. Ve inanıyorum ki, hak hiçbir zaman yerde kalmaz.”

Başbuğ müebbet hapis cezası aldıktan sonra, İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yaklaşık bir yıl sonra Başbuğ hakkında tahliye kararı verdi.

Dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan 2012’de İstanbul’da savcılığa çağrıldı. Sebep olarak da PKK ile yapılan gizli görüşmeler gösterildi. Fidan ise ifadeye gitmedi. Krizin büyümesini engellemek için MİT müsteşarlarının ve görevlilerinin ifadeye çağrılması başbakanlık iznine bağlandı. Bu olay, Fethullahçılar ile AKP’nin ilişkilerinin bozulmaya başladığı iddialarını güçlendirdi.

Bu iddialara karşı AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Şubat 2012’de bir açıklama yaptı. Çelik, cemaatin devleti ele geçirdiği iddialarını reddetti. Ayrıca Çelik, “Bunlar kargaları güldürür” dedi.

28 Kasım 2013’te Taraf gazetesinde Mehmet Baransu’nun “Gülen’i bitirme kararı 2004’te MGK’da alındı” başlıklı haberi, hükümet ile cemaat arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı.

Bu gelişmelerin ardından 15 Aralık’ta AKP milletvekili Hakan Şükür partisinden istifa etti. Ardından 17-25 Aralık operasyonları başladı. Bu operasyon kapsamında iş insanı Rıza Sarraf, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, belediye başkanları ve bazı bakanların oğulları gözaltına alındı.

Öte yandan dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, operasyonu “kirli bir operasyon” olarak nitelendirdi. Ayrıca aynı gün İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde üst düzey görev değişiklikleri yaşandı, savcılar dosyalardan alındı. Hükümet, operasyonların arkasında “paralel yapı” olarak nitelendirilen Gülen cemaati olduğunu söyledi.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile yaşanan krizin ardından, 25 Aralık 2013’te ikinci bir operasyon girişimi savcı Muammer Akkaş tarafından başlatıldı. Ancak emniyet bu talimatı uygulamadı. Erdoğan, savcı Akkaş’ı “adliyenin yüz karası” olarak niteledi. Ardından yargı krizine karşı yeni düzenlemeler Meclis’ten geçti.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 31 Aralık 2013’te operasyonun aslında “mini darbe girişimi” olduğunu ileri sürdü. Ayrıca aynı gün yayımlanan bir istihbarat raporunda “paralel yapı”nın 27 ilde şubeler kurduğu, 2 bin polis, yargı mensubu, bankacı ve akademisyeni kontrol ettiği söylendi.

Erdoğan ise AKP’ye yolsuzluk suçlamasıyla komplo kurulduğunu belirtti. Bu açıklamaların ardından 7 Ocak 2014’te İzmir Liman İşletmesi Müdürlüğü’ne yeni bir operasyon yapıldı. Bu operasyon diğer illere yayıldı. Daha sonra hükûmete yakın medya organları bu operasyonları “paralel yapı”nın saldırısı olarak değerlendirdi.

Dönemin Başbakanı Erdoğan, 3 Ocak 2014’te gazetecilerle yaptığı bir toplantıda, Gülen hareketinin üst düzey isimlerinden kendisine uzlaşı içeren ıslak imzalı bir mektup gönderildiğini açıkladı. Bu mektup, Fethullahçıların Erdoğan ile barış arayışında olduğunu gösteriyordu. Daha sonra Fehmi Koru, mektubu bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ilettiğini açıkladı. Birçok köşe yazarı, mektubu bir barış çağrısı olarak yorumladı.

Bu arada ise, Hatay ve Adana’da Ocak 2014’te silah taşıdığı iddia edilen ve MİT’e ait olduğu açıklanan TIR’lar durduruldu. Bu tırlardaki silah ve cephanelerin Suriye de faal gösteren bazı kuvvetlere gönderildiği söz edildi. MİT görevlileri, savcıların arama yapmasına izin vermedi. Başbakan Erdoğan, bu durumu “paralel yapılanmanın bir hamlesi” olarak nitelendirdi. Ayrıca Erdoğan, MİT’e müdahalenin izinsiz yapılamayacağını belirtti. Erdoğan, bu girişimi “vatana ihanet” olarak tanımlayarak, savcıların ve emniyet güçlerinin paralel yapıya hizmet ettiğini söyledi.

Daha sonra 25 Şubat 2014’te sosyal medyada paylaşılan ses kayıtları Türkiye’nin gündemini sarstı. “Başçalan” adlı bir kullanıcı, YouTube’a Başbakan Erdoğan’ın ile Bilal Erdoğan’a ait olduğunu iddia ettiği bir ses kaydı yükledi. Kayda göre Erdoğan, Bilal Erdoğan’a evdeki yüklü miktarda parayı sıfırlamasını söylüyordu.

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, daha sonra bu kaydı Meclis’te dinletti ve Erdoğan’ı eleştirdi. Erdoğan ise bu kayıtların “montaj” olduğunu öne sürdü.

Bu dinlemelerin, “Selam” adlı bir örgütü izleme gerekçesiyle yapıldığı ileri sürüldü. Farklı kaynaklar, örgütün 2 bin 280 ile 100 bin kişiyi dinlemiş olabileceği söyledi. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), 2014 Mart’ta 2012-2013’te 509 bin kişinin dinlendiğini açıkladı.

Akşam gazetesi 14 Nisan 2014’te Balyoz davası sanığı emekli hakim Ahmet Zeki Üçok’un iddialarını manşetine taşıdı. İddialara göre cemaat, “Ötüken” adlı silahlı bir gizli örgütü kurdu ve şiddet eylemleri yapıyordu. Yine iddialara göre Rahip Santoro, Dink, Zirve ve Danıştay cinayetlerinde ve Gezi eylemlerinde bu örgüt kullanıldı. Akşam gazetesinin bu manşetinin ardından gazetenin yazarı Fikri Akyüz istifa etti.

HSYK 2. Dairesi, Ergenekon davasının savcılarından Zekeriya Öz ve dört savcı ile bir yargıcı 12 Mayıs 2015’te meslekten ihraç etti. Bu karar, Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. Maddesi’ne dayanarak verildi. Daha sonra HSYK 3. Dairesi 12 Haziran 2015’te 37 yargıç ve savcıyı daha meslekten ihraç etti. Bu ihraçların sebebi, bu kişilerin hile yaparak sınav sorularına önceden ulaşmalarıydı.

Fethullah Gülen cemaati, 15 Temmuz 2016 gecesi darbe girişiminde bulundu. Ordudaki Fethullahçı askerler, Boğaziçi Köprüsü’nü (şimdiki ismi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü) işgal etti. O gün saat 16:16’da Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli bir subay, Fethullahçı askerlerin MİT Müsteşarlığı’na giderek, dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a ve kuruma saldırıda bulunulacağını ihbar etti.

Darbecilerin karargâhtaki hareketliliği fark etmeleri üzerine ertesi gün sabaha karşı saat 03:00’te başlatılması planlanan darbe girişiminin 15 Temmuz saat 20:30’a çekilmesi kararlaştırdı. Darbe girişiminde bulunanlar önce Boğaziçi Köprüsü’nü kapattı. Darbe girişimi sırasında 8 binin üzerinde askeri personel, 35 uçak, 3 gemi, 37 helikopter, 74’ü tank 246 zırhlı araç ve 4 bine yakın hafif silah kullanıldı.

Daha sonra dönemin Başbakanı Binali Yıldırım, saat 23:02’de NTV’ye bağlandı. Ülkede bir kalkışmanın olduğunu söyleyen Yıldırım, “Bu kanunsuz eylemin içerisinde olanlar en ağır şekilde bedelini ödeyecekler” dedi.

Darbe girişiminde bulunanların kullandığı F-16 savaş uçağı, saat 23:18’de Ankara Gölbaşı’ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık ve Daire Başkanlığı’na bomba attı. Bombalama sonucu yedi kişi hayatını kaybetti, beş kişi yara aldı. Gölbaşı’ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Başkanlığı da bombalandı. Bu saldırıda 44 polis hayatını kaybetti, 36 kişi yaralandı. Darbe girişiminde bulunanlar daha sonra TRT’ye giderek saat 00:13’te canlı yayında sunucuya darbe bildirisi okuttu.

Tüm bu gelişmelerden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, saat 00:24’te CNN Türk’ten Hande Fırat’a Facetime üzerinden bağlandı. Görüntülü telefon aramasıyla kurulan bağlantıda Erdoğan, vatandaşları sokağa çıkmaya çağırdı. Ve;

“Milletimizi illerimizin meydanlarına davet ediyorum. Havalimanlarına davet ediyorum ve milletçe meydanlarda, havalimanlarında toplanalım. Bunların o azınlık grubu tanklarıyla toplarıyla gelsinler, ne yapacaklarsa halka orada yapsınlar.” dedi.

Devam edecek

15 Temmuz
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter