Kemal Sürgün
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ESRA KİMİN MAĞDURU? HUKUK MU, DUYGU MU?

ESRA KİMİN MAĞDURU? HUKUK MU, DUYGU MU?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur” deriz ya…

Aslında bugün yaşananların izlerini, dünün dilinde, tavrında ve eylem biçiminde görmek mümkün.

İfade özgürlüğü…

Basın özgürlüğü…

Demokratik haklar…

Bunlar, bir toplumun olmazsa olmazıdır. Ancak bu özgürlükler; şiddetle, tehditle, kamu düzenini hiçe sayan eylemlerle birlikte anılmaya başlandığında, anlamını kaybeder. Mücadele dediğimiz şey, haklılığını yönteminden alır. Şiddet, hiçbir mücadeleye meşruiyet kazandırmaz.

Hatırlayalım…

Milas’ta bir kamu kurumunun önünde, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün önünde gerçekleştirilen o tepki eylemini.

Bir zeytin kavanozu yere çalındı.

Öfke, cam parçalarına dönüştü.

Orası bir kamu kurumu.

Herkesin kafasına göre eylem yapacağı bir alan değil.

Üstelik o an orada bulunan gazeteci arkadaşımız Oktay Çayırlı, sadece görevini yapıyordu. Bir kare yakalamaya çalışırken, o kırılan cam parçaları gözüne de gelebilirdi. Bu, sadece bir “tepki” değil; kontrolsüzlüğün, sorumsuzluğun ve sınır tanımazlığın göstergesiydi.

Ve bugün…

Aynı çizginin devamında, çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bir hakim tehdit ediliyor.

Bir yargı görevi engellenmeye çalışılıyor.

Ve sonuç: tutukluluk.

Şimdi sorulması gereken net bir soru var:

Esra kimin mağduru?

Bu bir duygu meselesi değil.

Bu bir hukuk meselesi.

Mahkeme heyeti keşif için sahada.

Bu, devletin resmi görevi.

Karşılaştığı tablo ise; saldırı, hakaret ve tehdit.

“Şirket çalışanı sandım” demek, yapılan eylemi meşrulaştırmaz.

O zaman açık konuşalım:

Türkiye’de birine “şirket çalışanı” diye saldırmak serbest mi?

Değil.

Ama mesele burada bitmiyor.

Olayın anlatılış biçimi…

Seçilen kelimeler…

Kurulan hikâye…

“Toprak”…

“Vatan”…

“Bayrak”…

“Mücadele”…

Bu kavramlar, bilinçli bir şekilde devreye sokuluyor.

Çünkü mesele büyütülmek isteniyor.

Bir olay, bir sembole dönüştürülüyor.

Ve o sembol üzerinden kamuoyu yönlendiriliyor.

Bu yöntem tanıdık değil mi?

Önce bir olay olur.

Sonra o olayın içinden bir “figür” çıkarılır.

Ardından o figür üzerinden bir anlatı kurulur.

Bugün geldiğimiz noktada, gencecik bir kadın bu anlatının merkezine oturtulmuş durumda.

Ama asıl mesele şu:

Bir çocuğun büyüdüğü dil, onun dünyasını şekillendirir.

Eğer bir çocuk, yıllar boyunca devleti “karşı taraf”, kendisini “cephe” olarak görmeye alıştırılırsa…

Bir noktadan sonra hukuk onun için bir çözüm değil, bir engel haline gelir.

Ve işte o noktada;

öfke, refleks ve şiddet devreye girer.

Sonrası mı?

Sınır aşılır.

Ve hukuk devreye girer.

Bugün “haksızlık” ve “hukuksuzluk” diye sunulan tablo, aslında bir sonucun adıdır.

Bu sonuç; kullanılan dilin, kurulan söylemin ve tercih edilen yöntemin doğal bir yansımasıdır.

Köylüler üzerinden kurulan bir hikâye var.

Ama o köylüler bu hikâyenin yazarı değil, sadece bir parçası.

Asıl soru şu:

Bu hikâyeyi büyütmek kimin işine yarıyor?

Çünkü ortada bir gerçek var:

Hukuk, duygulara göre değil; eylemlere göre karar verir.

Ve eğer bir toplumda ifade özgürlüğü, şiddetle karıştırılmaya başlanırsa…

Orada en büyük zararı yine o özgürlüğün kendisi görür.

ESRA KİMİN MAĞDURU? HUKUK MU, DUYGU MU?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481