Bazen bir şehir için en büyük tehlike sessizce yaklaşır. Ne siren sesi duyulur ne de ilk bakışta herkes farkına varır. Ancak etkileri yıllarca hissedilir.
Bugün Milas, tam da böyle kritik bir dönemeçten geçiyor.
İlçemiz son yıllarda çevre, enerji, madencilik ve üretim ekseninde yürütülen önemli tartışmaların merkezinde yer alıyor. Çoğu zaman bu başlıklar birbirinin alternatifiymiş gibi sunuluyor. Oysa sahaya bakıldığında gerçek hayatın bundan çok daha karmaşık olduğu görülüyor.
Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri etrafında süren tartışma, yalnızca iki enerji tesisinin geleceğiyle sınırlı değildir. Asıl mesele, Milas’ın ekonomik yapısının geleceğinin nasıl şekilleneceğidir.
Yıllardır dile getirilen rakamlar artık herkes tarafından biliniyor. Yaklaşık 3 bin 100 kişi doğrudan bu üretim zincirinde çalışıyor. Bunun yanında nakliyeciler, tamirciler, akaryakıt istasyonları, lokantalar, küçük esnaf, hizmet sektörü ve dolaylı olarak zeytin üreticileriyle birlikte oluşan ekonomik ekosistem, on binlerce insanın yaşamına dokunuyor. İlçede oluşan ticaret hacminin önemli bir bölümü bu üretim zincirinden besleniyor.
Bu nedenle acele kamulaştırma sürecine ilişkin hukuki tartışmalar yalnızca bir dava dosyası olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü konu, kömürün yer altından çıkarılmasından çok daha büyük bir tabloyu ilgilendiriyor. Maden sahalarına erişimin gecikmesi ya da üretimin sürdürülebilirliğinin riske girmesi, ilk bakışta yalnızca enerji sektörünü etkiliyor gibi görünse de zamanla bunun yansıması tüm ilçeye yayılacaktır.
Türkiye bunun örneklerini daha önce yaşadı.
Soma’da yaşanan süreç hepimizin hafızasında yerini koruyor. Üretimin yavaşlamasıyla birlikte sadece madenler değil, esnaf da etkilendi. Taşımacılık sektörü daraldı, hizmet sektörü küçüldü, gençler başka şehirlerde iş aramak zorunda kaldı. Bir üretim tesisinin ekonomik etkisinin fabrika kapısından çok daha öteye uzandığını Soma acı bir şekilde gösterdi.
Geçtiğimiz günlerde basına açıklamalarda bulunan TES-İŞ Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik’in “Soma’da üretimin durması yalnızca enerji sektörünü değil, bütün ilçe ekonomisini olumsuz etkiledi. Milas Soma olmasın.” sözleri aslında üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Peki, Milas’ın da aynı tabloyla karşı karşıya kalmasını kim ister?
Elbette çevre korunmalıdır.
Elbette hukuk işlemelidir.
Elbette her yatırım bilimsel kriterler doğrultusunda denetlenmelidir.
Bunlar tartışmanın vazgeçilmez unsurlarıdır.
Ancak aynı hassasiyetle istihdamı, üretimi ve bölgenin ekonomik geleceğini de görmezden gelmemeliyiz.
Enerji arz güvenliği yalnızca Ankara’nın meselesi değildir. Milas’ın da meselesidir. Çünkü burada üretilen elektrik sadece ülkenin enerji ihtiyacına katkı sağlamıyor; aynı zamanda ilçemizin ekonomik hayatını ayakta tutan güçlü bir değer zinciri oluşturuyor. Yerli kaynaklarla gerçekleştirilen üretim, dışa bağımlılığı azaltırken binlerce aileye de güvence sağlıyor.
Bugün asıl cevap aramamız gereken soru şudur:
Enerji üretimini, çevreyi ve bölgesel kalkınmayı birlikte nasıl koruyabiliriz?
Çünkü bunlardan birini diğerine feda eden anlayışın gerçek anlamda kazananı olmaz.
Milas’ın ihtiyacı kutuplaşma değil; ortak akıl, bilimsel planlama, hukukun üstünlüğü ve sürdürülebilir üretim anlayışıdır.
Unutulmamalıdır ki bir santral kapanırsa sadece bacası sönmez.
Bir ilçenin ekonomisi yavaşlar.
İstihdam azalır.
Esnafın işi daralır.
Gençlerin umutları başka şehirlere göç eder.
Bu nedenle bugün alınacak kararlar yalnızca bugünü değil, Milas’ın önümüzdeki on yıllarını da şekillendirecektir.
Temennimiz; çevrenin korunduğu, hukukun işletildiği, üretimin sürdüğü ve insanların işini, aşını kaybetmediği bir Milas’tır.
Çünkü hepimizin ortak dileği aynıdır:
Milas, Soma olmasın.
Milas Soma Olmasın
0
Paylaş

