Muğla, büyükşehir olduktan sonra ilçelerle merkez arasındaki dengeyi kurmanın ne kadar zor olduğu daha net ortaya çıktı. İlçeler zaman zaman kendilerini merkeze göre geri planda kalmış, hizmet bekleyen evlatlar gibi hissetti. Kurumsal yapı otururken yaşanan bu sancılı süreç, doğal olarak eleştirileri de beraberinde getirdi.
Tam da böyle bir dönemde göreve gelen Ahmet Aras, bir yandan kurumsal yapıyı düzenlemeye çalışırken diğer yandan da kentin geneline eşit mesafede durma çabasıyla dikkat çekti. Bodrum’daki belediye başkanlığı döneminden gelen tecrübesiyle, sadece bir ilçenin değil tüm kentin başkanı olma iddiasını ortaya koydu.
Ancak bugün gelinen noktada ilginç bir çelişkiyle karşı karşıyayız. Sahada yapılan hizmetler, verilen destekler ve kurulan ilişkiler ortadayken; anket sonuçlarında Aras’ın son sıralarda gösterilmesi birçok kişi gibi bana da gerçekçi gelmiyor.
Büyükşehir olmanın ilk yıllarında Muğla Büyükşehir Belediyesi, kadro yapılanması ve mali disiplin konusunda oldukça temkinli bir yol izledi. Hatta bu durum zaman zaman “cimri baba” benzetmesiyle eleştirildi.
İlçelerden gelen gelirler konuşulmazken, ödenen borçlar daha çok gündeme geldi. Kooperatifler, birlikler ve yerel üretici yapıları destek bulmakta zorlandı. Bu bir tercih miydi, zorunluluk muydu, tartışılır. Ama bir gerçek var ki; o dönem birçok kesim kendini yalnız hissetti.
Bugün ise tablo yavaş yavaş değişiyor. Özellikle Milas’ta 3000 üyeli süt birliğine verilen destekle kurulan yem tesisi gibi somut adımlar, tarım ve üretim adına umut veren gelişmeler olarak öne çıkıyor. Bu tür hamleler, yalnızca bir ilçeye değil tüm kente yapılan yatırımlar olarak değerlendirilmeli.
Aras’ın en belirgin yönlerinden biri, 13 ilçeye eşit mesafede durma çabası oldu. Milas, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Seydikemer, Kavaklıdere, Yatağan, Menteşe, Ula, Köyceğiz, Ortaca, Dalaman ve Datça arasında bir ayrım yapmadan hareket etmeye çalışması, yerelde en çok konuşulan konulardan biri. Bu yaklaşım bazen herkesi memnun edemese de, kentin bütünlüğü açısından önemli bir yönetim anlayışını gösteriyor.
Öte yandan, yönetim kadrolarında yaşanan sorunlar, bazı daire başkanlıklarında ortaya çıkan iletişim eksiklikleri ve gereksiz diyaloglar, Aras’ın işini zorlaştıran unsurlar arasında yer aldı. Buna rağmen birçok kez ekibine sahip çıkan, sorunları üstlenen ve liderlik refleksi gösteren bir profil çizdi.
Toplumsal projelerde, spordan sosyal yaşama, sudan tarıma kadar birçok alanda bir hareketlilik olduğu inkâr edilemez. Kentin dokusunu koruma, üretimi destekleme ve sosyal belediyecilik anlayışını güçlendirme çabası sahada hissediliyor. Hatalar yok mu? Elbette var. Kışla Parkı gibi bazı projelerde yönetimsel aksaklıklar yaşandığı da ortada. Ama bu hatalar, yapılanların tamamını yok saymayı gerektirir mi?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Genç, katılımcı ve diyaloga açık bir profil çizen bir belediye başkanının, tüm bu çalışmalara rağmen anketlerde alt sıralarda çıkması düşündürücü. Bu durum, ya yapılanların yeterince anlatılamadığını ya da algının sahadaki gerçekliğin önüne geçtiğini gösteriyor.
Bugün Muğla’nın dört bir yanında insanlar, Aras’ın kente yaklaşımında bir saygı dili olduğunu kabul ediyor. Bir asker disiplini kadar kararlı, bir ağabey sıcaklığı kadar samimi bir yönetim anlayışı kurmaya çalıştığını söyleyenlerin sayısı az değil.
Peki o halde neden bu tablo anketlere yansımıyor?
Belki iletişim eksikliği, belki kadrolardaki sorunlar, belki de beklentilerin büyüklüğü… Ama şu gerçek de var ki; bu kentte yapılan hizmetlerin önemli bir kısmına bizler bizzat tanıklık ediyoruz.
O yüzden insan sormadan edemiyor:
Gerçekten bir başarısızlık mı var, yoksa yapılanlar yeterince görülmüyor mu?
Muğla’nın tamamını kucaklama çabası, hatalarıyla ve doğrularıyla ortada duran bir yönetim anlayışı var. Ve geçen iki yıl, en azından bir şeyi net biçimde gösterdi: Bu kentte saygı dili yeniden kurulmaya başlandı.
Belki de mesele, bu dili doğru anlatabilmekte…

