Safahatta Halk Kültürü

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

(Geçen makalenin devamı)

Derler ki: Ümeyye’den Hişâm’ın

Devrinde, yakınlarında Şâm’ın,

Üç yıl ekin olmamış kuraktan.

Can kaydına düşmüş artık urban.

Her hayne mezâr olup kapanmış:

Altında beş on kadîd uzanmış!

Harp yıllarının yorgunluğunu, çalkantıların getirdiği sıkıntıları, “Mahalle kahvesi” şiirinde  (s.153) “Mahalle kahvesini” anlatırken, oradaki fotoğrafı memleket hali ile ilişkilendirerek anlatmaktadır.

Kenarda, peykelerin alt başında bir kirli

Tomar sürükleniyor, bir yatak ki besbelli:

Çekilmiş üstüne yağmurluğumsu bir pırtı,

Zavallının, güveden, lîme lîme hep sırtı

Kurur bu örtünün üstünde yağlı bir mendil;

Ki “bir tependen inersem!” diyen hasır zenbil;

Onun hîzasına gelmez mi, bir döner şöyle;

Sicimle kulpuna ilmikli çifte mestiyle!

Duvarda eski ocaklar kadar geniş bir oyuk,

İçinde camlı dolap var ya, raflarında neler yok!

Birinci katta sülük beslenen büyük kavanoz;

Onun yanında kan almak için beş on boynuz.

İkinci katta bütün kerpetenler, usturalar…

Demek ki kahveci hem diş tabibi, hem perukâr!

İnanmadınsa değildir tereddüdün sırası;

Uzun lâkırdıya hâcet ne? İşte mosturası:

“Hasbihal” şiirinde (s.183);

“geçen zaman gitmiştir. Onun hesabıyla uğraşma”. Der. “ Geleceği belli değildir. İçinde bulunduğun zamana sahipsin. Oda   geçmek üzeredir. Gözün aç da boş geçirme” demektedir.

Diyorlar: “Ömrü insânın yetişmez kesb-i irfâna…”

Bu söz lâkin değildir her nazardan pek hakîmâne.

Halk kültürünün önemli öğelerinden olan mesleklerde Safahat’ta yerini almıştır. “Yemişçi ihtiyar” şiirinde (s.189);

Elinde tartısı, dûşunda mülk-i seyyârı;  derken yemişçiyi tarif etmektedir.

(Devamı var)

Safahatta Halk Kültürü